Türkiye'de kadınlarCinsiyet eşitsizliğinin uçurumunda
Türkiye, Dünya Ekonomi Forumu'nun (WEF) küresel cinsiyet eşitsizliği raporunda 134 ülke arasında 129'uncu sırada yer aldı. Dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip ülkede, kadınların karşılaştıkları sorunları Ayşe Karabat araştırdı.

Türkiye'de kadın eğitim programlarına ihtiyaç var. Siyasi katılımın artırılması için de kota uygulaması yapılmalı
30'lu yaşlarının başındaki Serpil Çakır, "Kadının insan hakları eğitimi programı" toplantısında, programdan edindiği faydaları ve katılma nedenlerini anlatmak için çıktığı kürsüde konuşmasına zor bir hayatı olduğunu söyleyerek başladı ve gözyaşlarına boğuldu.
1993 yılında kurulmuş, bugüne kadar aralarında Çakır'ın da olduğu yaklaşık 7500 kadına ulaşmayı başarmış Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Derneği'nin uyguladığı eğitim programı hakkında daha fazla bilgi edinmek için toplanmış dinleyiciler, -aralarında basın mensupları, kadınlara hizmet veren devlet memurları, kadın örgütlerinin temsilcileri ve eğitimciler de bulunuyordu- Çakır'ı gözyaşlarını silmesi ve konuşmasına devam etmesi için yürüklendirmeye çalıştılar.
Türkiye'de kadın olmak zorÇakır, Türkiye'de hayatının zor olduğunu düşünen tek kadın değil, cinsiyetler arasındaki eşitsizliği azaltmak için yapılan tüm çabalara, Çakır’ın katıldığı gibi eğitim programlarına rağmen, bölgesel bir güç olmaya çalışan ve Avrupa Birliği'ne tam üyeliği hedefleyen Türkiye'de kadın olmak hâlâ çok zor.

Türkiye, Dünya Ekonomi Forumu'nun (WEF) küresel cinsiyet eşitsizliği raporunda 134 ülke arasında 129'uncu sırada yer aldı.
Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) yayınladığı toplumsal cinsiyet eşitsizliği 2009 raporunda da bu zorluğun altı çizildi. Rapora göre, kadın erkek eşitliği sıralamasında Türkiye 134 ülke arasında 129. sırada. Yalnızca Suudi Arabistan, Benin, Pakistan, Çad ve Yemen sıralamada Türkiye'nin altında. Üstelik Türkiye, her yıl sıralamada geriliyor; 2006'da 105'inci. sıradaki Türkiye 2007'de 121'inci, geçen yıl da 123'üncü sıradaydı.
Serpil Çakır, Ankara’ya 70 kilometre uzaklıktaki Kırıkkale'de doğduğunu söyledi ama başkente bu kadar yakın yaşamak bile ailesini, onu okuldan alıp 15 yaşındayken dayısının oğluyla evlendirmesine engel olmamış.
Erkenden evlendirilmek için okuldan alınan Çakır beş yıl sonra çocuğu olmadığı için babasının evine geri gönderilmiş. "22 yaşındayken, ailem beni hiç istemedeğim ikinci bir evliliğe zorladı, çocukları neredeyse benim yaşımda olan yaşlı bir adamın karısı oldum" diye anlatıyor Çakır.
Bu evlilikten Down sendromlu bir oğlu olmuş ama eşi özürlü çocuklarını kabullenmeyi ve bakımını üstlenmeyi reddetmiş, en sonunda çocukları ölmüş. "O dönemdeki davranışları beni iyice soğuttu, boşandım ve bir hastanede temizlik görevlisi olarak çalışmaya başladım" diyor Serpil Çakır.
"First lady" de dahil bir çok kadın erken evlilik yapıyorMeclis'te yeni kurulan ve kadın örgütlerinin bütün ısrarlarına rağmen toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonu yerine, kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu olarak adlandırılan komisyonun bir çalışması,
Türkiye'deki her dört evlilikten birinin erken evlilik olduğunu ortaya koydu. Bu tip evliliklerinin en ünlülerinden biri de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün evliliği; evlendiklerinde Hayrünnisa Gül eşinin yarı yaşında, 15 yaşındaydı.

Türkiye'deki her dört evlilikten birinin erken evlilik olduğunu ortaya koydu. Bu tip evliliklerinin en ünlülerinden biri de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün evliliği; evlendiklerinde Hayrünnisa Gül eşinin yarı yaşında, 15 yaşındaymış.
Medeni Kanunda 2003 yılında yapılan bir değişikliğe göre, 17 yaşını tamamlamış çocuklar ailerinin izniyle, 16 yaşını tamamlamış çocuklar mahkeme kararıyla evlenebiliyor. Değişiklikten önce aile rızısıyla evlenebilme yaşı yalnızca 15'di. Ama yasanın hiçe sayıldığı durumlar da var; bir çok yerde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, yasal olmasa bile erken yaşta evlilikler yapılıyor.
Bu nedenle de komisyon bu tip evliliklerde, küçüklerin cinsel sömürüsüne yardım etmek suçuyla ailelerinin cezalandırılmasını öngören bir yasa değişikliği önermeye hazırlanıyor. Komisyonun başka bir önerisi de şu anda sekiz yıl olan zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak.
Kadınlar eğitimde de geri planda1997 senesine kadar zorunlu eğitim yalnızca beş yıldı. Ama beş yıllık eğitim bile bir çok kız çocuğunu okulda tutmaya yetmedi. WEF'in raporu kadınların eğitime ulaşılabilirlik sıralamasında Türkiye'yi 110'uncu sıraya koyuyor, çünkü
Türkiye'de her beş kadından biri hâlâ okuma yazma bilmiyor.

Kadının İnsan Hakları- Yeni Çözümler Derneği, 1993 yılında kurulmuş. Bugüne kadar yaklaşık 7500 kadına ulaşmayı başarmış.
Eğitim-sen'den Zübeyde Kılıç, resmi rakamlara göre erkek çocuklarının okula gitme oranının yüzde 99.9 olduğunu söylüyor. Aynı rakam kız öğrenciler için yüzde 95.7'ye geriliyor. Kılıç, birçok kız öğrencinin beşinci sınıftan sonra okula gönderilmediğine ama istatistiklerde hala okulda gözüktüklerine dikkat çekiyor ve ekliyor:
"Yasaların etkisinden çok, ekonomik koşullar ve sosyal algılayış kız çocuklarının okula gitmesine olumsuz etki yapıyor." Kılıç benzer bir eşitsizliğin, eğitimciler için de geçerli olduğunun altını çiziyor, Türkiye’de öğretmenlerin yüzde 40’ı kadın olmasına rağmen, milli eğitim sisteminin üst kademelerinde yalnızca bir kaç kadın yönetici var.
Kılıç'ın dikkat çektiği başka bir nokta da eğitim sisteminin kendisinin cinsiyetçi olması ve ders kitapları aracılığıyla cinsiyet eşitsizliğini güçlendirmesi: "Örneğin hala kadın işleri ve erkek işleri gibi ayrımlar var ders kitaplarında. Ailedeki geleneksel işbölümü de sık sık vurgulanıyor" diyor Kılıç.
Kadınların yalnızca yüzde 22'sinin bir işi varTürkiye’de kadınların yalnızca yüzde 22’si çalışma hayatına katılabiliyor. Avrupa Kadın lobisi üyesi ve kadın hakları savunucusu Sema Acuner'e göre, kadınların iş hayatına katılımının düşük olması onları yoksullaştırıyor bu durum da onların eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşmasına da engel oluyor.
"Yoksul kadınların çocukları da yoksul oluyor. Bu bir kısır döngü" diyor Acuner.
Ona göre kadınların ekonomik hayata bu kadar düşük oranlarda katılmasının ana sebeplerinden biri, geleneksel olarak kadınların sorumluluğunda kabul edilen çocuklara ve yaşlılara bakım hizmetini sunacak kurumların olmayışı.
Acuner kadınların ekonomik hayata katılımını sağlamaktan söz eden hükümetin samimiyetini de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta genç çiftlere en az üç çocuk sahibi olmaları yönündeki uyarısını hatırlatarak sorguluyor ve ekliyor: "Kadınlar ekonomik hayata katılsın demek yeterli değil, bunu sağlamak için bir ulusal eylem planı, kadın bakış açısıyla hazırlanıp uygulamaya konulmalı."
Aile içi şiddet büyük bir sorun Serpil Çakır mutlu bir kadın olmaya çalıştığını, biriyle tanıştığını ve bu sefer kendi isteğiyle evlendiğini söylüyor ama mutluluğu kesintisiz olmamış: "Bir süre gayet iyiyidi, bu arada bir kızım oldu ama daha sonra aile içi şiddet başladı" diyor.
Serpil Çakır bu konuda da yalnız değil. İstatistiklere göre Türkiye'de, eğitim ve ekonomik seviyesinden bağımsız olarak
her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor.

Dünya Kadınlar Günü'nde kadına şiddeti protesto eden kadınlar. Türkiye'de kadına yönelik şiddet, başlı başına bir sorun: Adalet Bakanlığı verilerine göre bu yılın ilk yarısında 953 kadın cinayete kurban gitmiş...
Adalet Bakanlığı verilerine göre yalnızca bu yılın ilk yedi ayında 953 kadın öldürüldü. Bakanlık, aynı açıklamada kadınları korumak için aralarında, saldırgan eşleri evden uzak tutmanın da olduğu bir dizi yasal tedbirin de uygulamaya konulduğunu duyurdu.
Ama öte yandan bir çok uzman, kadınları gerçekten koruyan bir sistemin henüz oluşmadığını düşünüyor. Örneğin, nüfusu 50 bini geçen belediyelerin sığınma evleri kurması zorunlu, ama bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri zaman ne gibi bir yaptırımla karşılaşacakları yasalarda belirtilmiyor.
Siyasal eşitlik yokTürkiye'deki 81 il belediyesinin yalnızca ikisi kadın başkanlar tarafından yönetildiğinden belki de, bir çok belediyenin kadın dostu bir yaklaşım sergilediğini söylemek de mümkün değil.
Kadın Adayları Destekleme Derneğinden (Ka-der) İlknur Üstün, siyasette eşitlik sağlanıncaya kadar kadınlar için pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini söylüyor ve ekliyor:
"Türkiye, siyasetteki eşitsizliği aşabilmek için mutlaka bir kota sistemi uygulamalı. Aynı zamanda Siyasi Partiler Kanunu da kadın kollarının karar alma mekanizmasına katılmasını öngörecek biçimde değiştirilmeli."
Üstün, siyasi hayatın erkelerin günlük yaşımına göre organize edildiğini, ataerkil yapılanmanın, kadınların katılımı için uygun ortamı yaratmadığını da sözlerine ekliyor.
Kadın eğitim programlarına ihtiyaç varÇakır o günlerde Kadının İnsan Hakları Eğitimi projesini duyuncaya ve katılıncaya kadar neredeyse bütün umutlarını kaybetteğini anlatıyor:
"Haklarımı öğrendim. Eşimin evden uzaklaştırılması yönündeki yasal hakkımı kullanmak için ısrarcı oldum. Bunu programda öğrenmiştim. Ayrıca eğitim sırasında etkili iletişim kurma yöntemlerini de öğrenmiştim ve uygulamaya başlayınca birbirimizi daha iyi anlamaya başladık, şiddet bitti" diyor.
Gerçekten de geri bildirim raporlarına göre, eğitim programına katılan kadınların yüzde 63'ü artık aile içi şiddet mağduru değil. Bu kadınların yüzde 54'ü de eğitimlerine kaldıkları yerden devam etti. Ayrıca yüzde 29'u ücretli bir işe girerken yüzde 13'ü de kendi işini kurdu.
Ama onların sayısı yalnızca 7500 civarında. Uzun uzun alkışlanan konuşmasını bitirmeden önce Çakır'ın da söylediği gibi "Türkiye'de her kadının böyle bir eğitim programına katılmaya ihtiyacı var" çünkü daha gidilecek çok yol var.
Ayşe Karabat
© Qantara.de 2009 Qantara.deTürkiye’de kadın hakları
Eşitlik ve özgürlük Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 41. maddesine göre aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitlik ilkesine dayanır. Yani kadın ve erkek arasındaki eşitlik, Anayasa tarafından güvence altına alınmıştır. Dilek Zaptçıoğlu
Türkiye'de kadın
Kadınların ileriye adımı mı? Türk kadınları hakları için mücadele ediyor. Türkiye'de yeni seçilen parlamentoda, kadınların sayısı bir öncekinin iki katına ulaştı. Türk kadın hakları savunucuları, parlamentodaki kadın sayısının tek başına belirleyici bir unsur olmadığını vurguluyor.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Avrupa Konseyi'nin "kadın" karnesi Avrupa Konseyi'nin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hazırladığı bir araştırmaya göre Türkiye, kadınların politika, yerel yönetimler ve diplomaside temsil oranlarına bakıldığında Avrupa sıralamasının çok gerisinde kalıyor. Kayhan Karaca'nın haberi.
Yazıcıya gönder