Anasayfa Arabic English Deutsch Indonesia Arabic
BariyersizSite haritasıİletişimKünye Hakkımızda
Din, uygarlık ve ahlâk
Bir ahlâki değer sorgulaması



Din bilginleri, bir toplumun dini değerleri yoksa, ahlaki değerler çöküşüne maruz kalacağına inanıyorlar. Robert Misik ise farklı düşünüyor.

Foto: AP
Resmi büyüt Misik: "Özellikle dindar olan toplumlar dindar olmayan toplumlardan kesinlikle daha ahlaklı değillerdir. Dinin, bir bakıma ahlâkı güçlendirdiği için yararlı olduğu inancı, yanlış bir inançtır. "
Geçenlerde, Köln'lü "katolik-halife" (başpiskopos) Joachim Meisner, insan Tanrı'yı inkâr ederse, kültürün ve böylelikle uygarlığın zarar göreceğini açıkladı. Bunları söylemekle, aslında sadece inananların ortalama çoğunluğunun düşüncesini dile getirmiş oluyordu: İnsan kendi üzerinde bir ‘Tanrı'nın varlığını hissetmezse, kendini tüm şeylerin üzerinde görür; o zaman da, örneğin Joseph Ratzinger'in dediği gibi; "giderek daha fazla, keyfiyet hüküm sürecektir; insan yozlaşacaktır".

Tanrı'nın var olmadığı yerde, her şeyin serbest olacağı, basmakalıp bir sözdür; elbette tarihte, egosantrik çılgınlıkla kendilerini yaşam ve ölüm üzerinde hüküm vermeye yetkili hisseden ve yüz binlerce ya da milyonlarca insanı ölüme göndermekte haklı oldukları kuruntusunu yaşayan inançsız kişiler olmuştur.

Ne var ki, Tanrı'nın kendilerinden cinayet ve ölüm eylemleri beklediğine inandıkları için benzeri şeyleri yapan bazı inançlılar da olmuştur; kitle kıyımı yapmak için Tanrı'ya ihtiyaç yoktur. Fakat bu kıyımın yapılmasını Tanrı'nın istediği kuruntusuna kapılınırsa, katliam daha da kolaylaşır.

Tanrı'nın gözü üzerinizde

Yine de, inançlı insanların daha ziyade ahlaklı bir yaşam sürdüklerine ilişkin sabit fikir varlığını sürdürüyor. Richard Dawkins, "Der Gotteswahn" (Tanrısal Çılgınlık) kitabında "Dindar insanların birçoğu, insanın bir dine inanmadan iyi olabileceğini tasavvur etmekte güçlük çekiyorlar, hatta böyle bir insanın iyi olmak isteyebileceğine bile inanamıyorlar", diye yazıyor ve kendine özgü alaycı bir dille şunları da ekliyor: "Ne tuhaftır ki, kendi inançlarını paylaşmayanlara nefret duymaları hiç de uzak bir ihtimal değil."

Kardinal Meisner; Foto: dpa
Meisner, insan Tanrı'yı inkâr ederse, kültürün ve böylelikle uygarlığın zarar göreceğini açıkladı
Bu dünyanın "Meisner"leri, insanların ancak Tanrı'nın ödüllendirmesini umut ettikleri ya da onun öfkesinden korktukları için ahlaklı davrandıklarına inanıyorlar. Ne var ki, Dawkins bu noktada şu soruyu yöneltiyor: "Bu, Tanrı olmasaydı hırsızlık yapacak, ırza geçecek ve cinayet işleyeceklerdi anlamına mı geliyor? Bu insanlar gerçekten böyle düşünüyorlarsa, onların yoluna çıkmamak gerekir."

Belki, Tanrı'nın gözü üzerlerinde olmadığı zaman ahlaklı bir kişi olarak kalabileceklerini de düşünüyorlardır. O zaman da, ahlâk ile inanç arasında bir bağıntı olmadığını -ya da olsa olsa karmaşık ve çelişkili bir bağıntı olduğunu- fark etmişler demektir.

Etik kanaatlerin çok çeşitli kaynakları vardır: Birlikte yaşadığımız insanlara karşı sağlıklı bir dayanışma duygusu içinde olmamızın, dinsel kökenlere ihtiyacı yoktur.

Etik eylem

Diğerkâmlık iyi bir şeydir, ama ahlaklı davranmak için mutlaka gerekli değildir. Hatta, ahlakın fedakârlık gerektirmeyişi, adil bir toplum yaşamı için sağlam bir temel oluşturabilir.

Biz insanlar sosyal varlıklarız ve yaşamımızı başka insanlarla etkileşim içinde sürdürmemiz gerektiğini biliriz. "Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma!" vecizesinin biricik kaynağı da bu olgudur. Sosyal açıdan adil bir toplum hepimiz için iyidir. Etrafımda, yoksulluk ve sefalet içinde yaşayan çok sayıda insan bulunmaması, benim de yararımadır.

Her bireyinin, etrafındakilerin yazgısını değil, yalnızca kendisini düşündüğü bir toplumda, çok geçmeden herkesin rahatı bozulur; "en mutlular"da, bugün bazı ülkelerde zenginlerin güvenlik içinde olmak için tercih ettikleri gated communities'lerde (özel güvenlikli site) yaşamak zorunda kalırlar.

Büyük düşünür Bertrand Russell'e göre, "aydınlanmış faydacılığın" bile köleliğin kaldırılmasını yol açması gerekirdi; çünkü "çok sayıda kölenin bulunduğu bir devlette, sürekli köle ayaklanmalarının çıkmasından endişe edilirdi".

Din ve saldırganlık

Tüm bunlar, karşımdakinin sıkıntısı karşısında empati duymamı engellemez. Kısacası, ahlâk, insanı insan yapan bir unsurdur; condicio humana'dır . Bunun için Tanrı'nın varlığı zorunlu değildir. Daha ziyade, tam tersi geçerlidir. Çünkü din, böylesi ahlaki duyguları devre dışı bırakmak için iyi bir araçtır. Tarihte ve günümüzde, bireylerin dinsel düşüncelerinden dolayı farklılaştıkları andan itibaren diğelerini, birlikte yaşadıkları insanlar olarak değil, düşman olarak gördüklerine dair çok sayıda örnek vardır.

Elbette, yok yere savaş çıkartmak, başka ülkelere saldırmak ve oraları işgal etmek için mutlaka dine gerek yoktur. Ancak, saldırganlıkları açığa çıkarmak ve sürdürmek için din, çok işe yarar.

Din, ezilen insanları, ahlâki açıdan değersiz bir özne kılmak için iyi bir araçtır; dolayısıyla bu insanlar kendilerine uygarlık, gerçek inanç ya da her neyse, getirildiği için mutlu olmalıdır. Din, ezenlerin, eylemlerinin Tanrı tarafından haklı çıkartıldığından emin olmaları için de iyi bir araçtır. Ayrıca,dinsel olarak temellendirilmiş haksızlıklar daha kolay kabul görür.

Martin Luther, Oscar Romero ve Radko Mladic

İnsan haklarını çiğneyen çok sayıda inançsız insan bulunduğunu biliyoruz, ama bunların yanında çok sayıda inançlı insan da vardı. Ve haksızlığa karşı isyan eden çok sayıda inançlı kişi gibi, çok sayıda inançsız kişi de vardı.

Martin Luther King, kölelerin torunlarının haklarını savundu; ismini aldığı Martin Luther ise, Yahudilere zulüm yapmış ve köylü ayaklanmaları sırasında, "katil birlikleri" özgürlük savaşçılarını döve döve öldüren otoriteyi, kutsamıştı.

Hırvatistan devlet başkanı Franjo Tudjman, inançlı bir katolikti; Sırp ordusunun komutanı general Radko Mladiç, ortodoks bir hıristiyandı. İkisi de "etnik temizlik"in ve soykırımı andıran kitle katliamlarının hararetli savunucularıydılar; etnik-dinsel kimliklere düşkünlük olmasaydı, bu katliamlar gerçekleşemezdi. Çünkü Yugoslavlar, ancak "katolik", "ortodoks" ve "müslüman" gibi kıstaslar temelinde birbirlerinden ayrılabilirlerdi.

San Salvador başpiskoposu Oskar Romero, otuz yıl önce El Salvador'da, ezilen halkın yanında cesaretle yer aldı ve bu yüzden şefleri de kendisi gibi inançlı birer hıristiyan olan faşist ölüm süvarileri tarafından kurşuna dizildi.

İnanç ve haksızlık duygusu

Özgürlük hareketlerinin birçoğunun tarihine bakıldığında, her durumda bunların genellikle, dünyadaki haksızlığa tahammül edemeyen seküler güçler olduğu görülür; bu sırada inançlıların çoğu kurtuluşlarını ibadette aramaktadır ki, bir ülkenin fethedilmesini, kadınların ezilmesi ya da köleliğin sürdürülmesini meşrulaştırmak için İncil'de de her zaman ilgili bir paragraf bulunabildiğini unutmayalım.

Christopher Hitchens, "Amerika'da köleliğe karşı yürütülen mücadele bağlamında, haksızlığa karşı çıkan kişinin, seküler ya da bağımsız düşünen biri olma olasılığı, son derece yüksekti", diye yazıyor.

"Bir kişinin, dinsel kanaatleri temelinde köleliğe ve ırkçılığa karşı çıkmasının olasılığı ise son derece küçüktü. Ama, herhangi birisinin, inancı temelinde köleliği ve ırkçılığı savunmas olasılığı, istatistik açıdan son derece yüksekti; bu da haksızlığa karşı zaferin uzun süre gecikmesinin nedeniydi."

Hepimiz, ister inançlı, ister inançsız olalım, ahlâklı bir yaşam tarzı kıstaslarımıza uyabilen bir şey yaptığımızda kendimizi iyi hissettiğimizi ve bizim ahlâk tasarımlarımızla çelişen bir şey yaptığımızda da kendimizi kötü hissettiğimizi biliyoruz. İkinci durumda vicdani rahatsızlık duyuyoruz. Bunun için üzerimizde bir Tanrı'nın bulunması gerekmiyor.

Tam tersine: haksızlığı özellikle dayanılmaz bulan insanların çoğu, yüzlerini bu dünyaya dönmüş insanlardır; iyi bir mümin ise çoğu kez, dünyadaki maddi farklılıkların önemli olmadığı, dünyevi olan herşeyin zaten boş olduğu gibi, sabit fikirlere sahiptir.

Tanrı'nın videokameralı denetimi

Köle ya da yurttaş? Hiçbir önemi yok. Dahası, çoğu kez, "köleliğine boyun eğen iyi bir kölenin" (Michel Onfray), Tanrı'nın hoşuna gidecek şekilde davrandığı, çünkü efendisinin iyi bir hizmetçisi olarak, Tanrı'nın dünyada kendisine gösterdiği yerden ayrılmadığı çoğu kez vurgulanmıştır – "Cennette bir köşeyi" hak eden "mütevazi bir tavır"dır bu.

"Herkes kendisine verilen görevde kalsın" denir, Luther'in İncil çevirisinde (Korenthoslulara 1.Mektup, 7.20). Muhtemelen, Almanca'daki "Beruf" (meslek) sözcüğü de bu çeviriden kaynaklanmaktadır. Herkes, neyse o olarak kalmalıdır, çünkü Tanrı tarafından oraya "görevlendirilmiştir", ve köle, gerçi bu dünyada özgür olmayabilir, ama Rabbının yanında olduğunu biliyorsa, o zaman "Rabbının azadlısı"dır (Korenthoslulara 1. Mektup 7,22) Müthiş bir tavsiye!

Elbette, büyük tektanrılı dinlerin kutsal metinleri, insanlığın ahlaksal buyruklarının içeriği gibidirler: Öldürme yasağı, komşunu sevme, yaşadığı yerin insanlarıyla duygudaşlık içinde olma ya da dürüstlük, her toplumsal yapının işleyişi için gereken temel değerlerdir; bu yüzden dinsel olsun olmasın, hemen hemen her ahlâk kuralları bütününde bunların yer alması hiç şaşırtıcı değildir.

"Bizim değerlerimiz" denilen şeylerin, -tarihsel olarak bakıldığında- dinsel kökenlerinin bulunması demek degildir ki, eğer insan Tanrı'nın -video kameralı- denetimini üzerinde hissetmezse, o zaman ahlâksal normların bağlayıcılık gücü azalır.

Özellikle dindar olan toplumlar dindar olmayan toplumlardan kesinlikle daha ahlaklı değillerdir. Dinin, bir bakıma ahlâkı güçlendirdiği için yararlı olduğu inancı, yanlış bir inançtır.

Robert Misik

© Robert Misik / Qantara.de 2007

Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel



Yazıcıya gönder

Arama

Aranan Kelime:

Bülten

"Deutschland"

| Bild: Dergi kapağı | "Deutschland" dergisi onbir farklı dilde yayımlanıyor. 180 ülkede okunan dergi, dünya ve Avrupa'daki gelişmelerle ilgili arka plan analizlerine, haberlere yer veriyor. "Deutschland" dünya çapında yaklaşık 1,5 milyonluk bir okuyucu kitlesine sahip...

İstanbul'da Yahudi yaşamı

| Bild: Mario Levi, Foto Hülya Sancak | İstanbul bir zamanlar Yahudi yaşamının bir merkeziydi, boğaz şehrinde bugün 20.000 Sefarad Yahudisi yaşıyor. Yazar Mario Levi geçmiş zamanın ruhunu kitaplarında yaşatıyor, İstanbul'dan Kai Strittmatter'in haberi.

Saraybosna İlahiyat Fakültesi

| Bild: Saraybosna ılahiyat fakültesi | Saraybosna İslam İlahiyatı Fakültesi, İslam araştırmaları alanında Avrupa'daki en önemli kurum konumunda. Stefan Schreiner'in haberi.

Hareket halindeki kültürler

| Bild: | Goethe Enstitüsü'nün göç ve uyum konulu dosyası "Hareket halindeki kültürler."Ayrıntılar...

Almanya'nın Eyaletleri

| Bild: KRV eyalet arması, ©http://www.nrw.de | Almanya'da kaç eyalet var, biliyor musunuz? Peki
Qantara'nın ev sahibi, Deutsche Welle'nin bulunduğu Bonn şehrinin hangi eyalette olduğunu biliyor musunuz? Almanya hakkında daha fazla bilgi için tık...:-)

Alman Lisesi

| Bild: Alman Lisesi, © http://www.ds-istanbul.de/main.htm | "Non scholae, sed vitae discimus" "Okul için değil, yaşam için öğrenmeliyiz.": Önemli olan bu ilkenin her şeyin hızla yaşandığı günümüz dünyasının sloganı olan "life long learning"; "Hayat boyu öğrenme" temelinde başarılı bir şekilde aktarılmasıdır. Alman Lisesi'ni yakından tanımak için...

Gençlik, din, demokrasi

| Bild: Logo: ufuq.de | Ufuq.de, İslamcılık, milliyetçilik ve Batı kültürünün korunması tartışmalarından bağımsız olarak Almanya'da yaşayan Müslümanların hayatının normalleşmesi için bilimsel, politik ve medya alanında çalışmalar yürütüyor.Ayrıntılar...