19.02.2010Başbakan Recep Tayyip ErdoğanTürkiye'de siyasi dönüşüm
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye'de bir değişim başladı. O, ülkede hem en sevilen hem de en çok nefret edilen insan oldu. Kai Strittmatter Istanbul'dan bildiriyor.
Bazıları Erdoğan'ı belirleyici anlarda geri çekilmekle itham ediyor. Bazıları da alternatifi yok diyor.... Muhabbet ettiğimiz kişilerden biri, bu güzel, bu müthiş ülke yine bir kargaşanın içinde diye iç çekti. Bir ülke ki, yığınla derdin, düşüncesizliğin ve korkuların ortasında. Başbakan Erdoğan Haliçte, kürsüde halka hitap ediyor: "Ülkeyi korkularla, tehditlerle boyunduruk altına alıp, geleceğini kararttılar, ama bunların panzehiri var, o da özgürlük ve demokrasi." Kitle coşkuyla alkışlıyor.
Kasımpaşalı
Recep Tayyip Erdoğan, Karadeniz'den göçen fakir bir ailenin oğlu olarak Istanbul'un Kasımpaşa semtinde dünyaya gelir. Sokaklarda simit satarak aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışır. Bu arada amatör olarak futbol oynarken, neredeyse profesyonel futbolcu olacaktır ki, babası buna karşı çıkar.
Zeki, hırslı ve inançlı biri olan Tayyip Erdoğan, ticaretle uğraşmaya başlar, Istanbul'a belediye başkanı derken, Türkiye'nin başbakanı olur. Hoparlörlerden yükselen "Yeni Türkiye'nin mimarı" anonslarıyla Erdoğan büyük bir güvenlik kordonu eşliğinde alana girdiğinde, aracından iner, kalabalığı selamlar.
Burası sıradan insanların, işçilerin yaşadığı bir yer. "Şimdiye kadar sahip olduğumuz en iyi başbakan" diyor yaşlı bir adam. "Üst tabaka başka türlü düşünebilir" diyerek şık Beyoğlu ve Cihangir semtlerininin bulunduğu yamacı işaret ediyor. Orada kaymak tabakadan bir sürü insan oturuyor.
Erdoğan yaptığı her fevri davranıştan sonra onların "Kasımpaşalı" şeklindeki alaylı yakıştırmalarının hedefi oluyor: Kabadayılar semtinden çıkma bir kabadayı. Onlardan olmayan biri. "Halka rağmen halkçılık" parolasıyla ülkeyi ebediyen yöneteceğini düşünen, cumhuriyetin seçilmişlerine ait olmayan biri.
Erdoğan kürsüye çıktığında, işe bir parça sınıf kavgası da karışıyor. Fakat bu kadar kutuplaşma yaratmasının daha derin sebepleri var. Bu adam ülkeyi gerçekten dönüştürüyor; bu da hem hayranlık hem de nefret uyandırıyor.
Çok cepheli bir mücadele

Hükümetin Kürt açılımından memnun kalmayan PKK yandaşları Güneydoğu'da terör estiriyor. "Türkiye daha şimdiden oldukça değişik bir ülke haline geldi" diyor dinleyiciler arasında, muhasebecilik yapan bir kadın. "Eskiden ülkede kimsenin 'ben Kürdüm, ben Aleviyim' deme cesareti yoktu. Bugün bunu yapabiliyorlar; bugün herkes fikrini söyleyebiliyor." Öğretmen olan kadın arkadaşı; "Onu seviyorum, onu dünyanın sonuna kadar izlerim" diyor.
Karşı cephede ise Erdoğan'ın mitingine gittiğimizi duyduğunda bizi neredeyse arabadan atacak olan taksici gibiler var:
-"Daha çok nefret ettiğim biri daha yok."
-"Neden?"
-"Barış içindeydik. Sonra çıkıp geldi ve Kürtlere özgürlük vermek istiyor. Bakın bakalım bunun sonu nereye varacak, araya nifak sokmaktan başka bir şey değil!"
Erdoğan birçok cephede çarpışıyor. Bunlardan biri başına dert olacak gibi: Kürt politikası. "Eskiden Kürt denince akla vatanı bölen insanlar gelirdi. Bugünse başbakan elimizi sıkıyor" diyor Kürt entelektüeli Ümit Fırat. "Erdoğan bir devrim başlattı. Türkiye, hiçbir zaman bugün olduğu kadar açık ve demokratik olmadı" diyor İstanbullu liberal siyaset bilimci Şahin Alpay.
İstanbul Hristiyan Ortodoks Kilisesi Patriği I. Bartholomeus'un sözcüsü peder Dositheos Anagnostopoulos, "Bu insan tarihe geçecek. Azınlıklar için yaptığı şeylerin eşi benzeri yok" diyor.
"Kurtların nefesi ensesinde"

Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın tüm hayatı boyunca bozkurtun soluğunu ensesinde duyacağını söylüyor... Başbakan hakkında herkes böyle olumlu duygulara sahip değil. Ana muhalefet partisi başkanı Deniz Baykal'ın, Erdoğan ve onun Kürt reformu ile ilgili bir tek kelimesi var: "İhanet." Aşırı milliyetçi Devlet Bahçeli, Erdoğan'ı tüm hayatı boyunca "Bozkurtun soluğunu ensesinde duyacak olmakla" tehdit ediyor. Bu ülkede azınlıklara kucak açanların karşı karşıya kaldığı durum bu oluyor. Baykal ve Bahçeli, Erdoğan’ın alternatifleri.
Türkiye'yi yakından tanıyan, Yeşillerin Avrupa parlamentosu eski vekili Joost Langendijk, "Türkiye’nin Erdoğan hükümetini desteklemekten başka çıkar yolu yok" diyor. "Tüm hatalarına karşın bu Avrupa yönünde ilerleyen tek hareket. Muhalefetse ulusalcılardan müteşekkil umut vaadetmeyen bir gruplaşmadan ibaret." Öyle bir gruplaşma ki sabotaj gücü hala korkutucu derecede yüksek.
Zira muhalefetin yeri sadece meclis değil. Türkiye, devlet ve hükümetin birbirini karşılıklı olarak sabote etmeye çalıştığı ender bir vaka. Her ne kadar halk, iktidarı seçimle belirlese de hükümette kim olursa olsun, ülkeyi 80 yıldır askeri bürokratik yapılanma yönetiyor.
Cumhuriyetin koruyucuları geri çekiliyor
Cumhuriyet koruyucuları kastı, artık gücünü kaybetmekte olsa da yargı ve orduda hala güçlü kalelere sahip. Bunlar, yazarları mahkeme önüne çıkaran savcılar, Kürt partilerini kapatan hakimler, üniversitelerde başörtü takmaya izin çıkarılması gündeme geldiğinde darbe yapmakla tehdit eden generaller.
1980 askeri darbesinden sonra tutuklanıp işkence gören Kürt asıllı Ümit Fırat, "ordunun halka karşı gardiyan sendromu"na sahip olduğunu belirtiyor.
Bu yapılanma gücünü korkuya dayandırıyor. "Biz Türkler içimize sokulan korkularla büyütüldük", diyor seçkin işadamı ve Erdoğan’ın dava arkadaşı Cüneyt Zapsu: "Biz bugüne dek korkuyla yönetildik: Başörtüsüne izin verirsek şeriat geliyor, Kürtlere daha çok hak tanırsak vatanı bölüyoruz."
Zapsu’nun babası Kürt. Kendisi de Münih'te sürgünde büyümüş. Erdoğan ve partisi AKP ile gurur duyduğunu söylüyor. Çünkü Erdoğan düzinelerce tabuyu kırıyor: "86 sene sonra artık nihayet kendimizden korkmaycak kadar olgunlaştık."
Köklü değişikikler

Cüneyt Zapsu: "Biz Türkler içimize sokulan korkularla büyütüldük, bugüne dek korkuyla yönetildik" diyor. Türkiye’de bir kavga var. Ülkeyi Atatürk döneminden beri hiç olmadığı kadar derinden dönüştüren bir devrim gerçekleşiyor, ve bu, ülkeyi bölüyor. Demokratik olanlarla ve olmayanları, kendilerine Avrupa’yı örnek alan liberallerle, kendilerini laik olarak tanımlayan ama aynı zamanda Avrupa'ya, Hrıstiyanlara ve Kürtlere karşı kışkırtıcılık yapan otoriterleri. Ve bir kere daha liberaller, Tayyip Erdoğan'ın arkasında toplanıyorlar; bazıları dişlerini gıcırdatarak olarak olsa da. Alternatifi olmadığı için. Fakat Erdoğan doğru yolu tekrar bulduğu için ona destek oluyorlar.
Çelişki gibi görünse de, ülkeye daha çok özgürlük getiren, muhafazakar ve dindar bir Müslüman!
Ülkeye 2005 yılında, AB'ye katılım adaylığı getiren reform fırtınasından sonra Erdoğan’ın gücünün tükendiği gibi görüntü ortaya çıktı. Bu süreci, üç inatçı kaybolmuş yıl takip etti. Erdoğan milliyetçi bir söylem takındı. Fakat bundan sonra 2009 yılı geldi. Şaşırtıcı şeyler oldu. Hükümet, ezeli düşman Ermenistan'a elini uzattı.
Aşırı ulusalcı Ergenekon’un cinayet çetelerinin ipliğini pazara çıkardı, o ana dek dokunulmaz olan orduyu hesaba çekti. Erdoğan’ın Kasımpaşa’da halka seslendiği gün, oradan birkaç kilometre uzakta, darbe teşebbüsünde bulunduğu zannıyla dört yıldızlı generaller savcıya ifade veriyordu.
Dönen entrikalar
Türkiye’de oyunun nasıl döndüğünü anlayabilmek için örnek olarak Taraf gazetesinin deşifre ettiği, kod adı "Kafes" olan operasyon kapsamında deniz kuvvetleri subaylarının planlarını okumak gerekir: Amaçları Türkiye Ermeni ve Rumlarına suikastler düzenleyerek bu eylemleri Erdoğan’ın İslamcı eğilimi olan destekçilerinin üstüne atmaktı. Planın tarihi 2009 yılının Mart ayıydı.

Başbakan R.T. Erdoğan, yazın İstanbul Heybeli Ada'daki Rum Ortodoks manasıtırını ziyaret edip Patrik I. Bartholomeos'a desteklerini bildirmişti. Ya Erdoğan? O, yazın İstanbul Heybeli Ada'daki Rum Ortodoks manasıtırını ziyaret ediyor ve patriğe desteklerini bildiriyordu. Hristiyanların Türkiye’yi zorla terke zorlanmasını "faşizan" olarak tanımladı. O ki 1997 yılında eski bir şiirden alıntı yapmış olduğu için hapis yatmış biri. "Minareler süngümüz" -Erdoğan karşıtlarının göz ardı ettikleri gibi- İslamcı değil her okul kitabında geçen bağımsızlık savaşından kalma milliyetçi bir şiir.
Bir yandan karşıtlarının takiyeci İslamcı olarak tanımlayıp öcü haline getirmeye çalıştıkları, öte yandan 2007 genel seçimlerinde Ermeni Gregoryen Kilisesi patriğinin seçim desteği verdiği bir siyasetçi.
Çünkü Erdoğan ve AKP, Hristiyan ya da Müslüman herkesin din özgürlüğü için mücadele eden tek oluşum. Maoculuktan liberalliğe uzanan bir dönüşüm geçiren siyaset bilimci Şahin Alpay, "Ben bunu Türk mucizesi olarak adlandırıyorum" diyor: "Erdoğan ve parti arkadaşları İslamcı geçmişlerinin hatalarından ders aldılar; dünyaya açık ve liberal oldular."
Kürt talepleri gerçekleşti
Peder Dosietheos, "Hristiyanlar için bu kadar çaba harcayan bir başbakan şimdiye kadar hiç olmadı" diyor. Türkiye’nin Hristiyanlara uygulanan ayrımcılıkla ilgili "ürküntü verici bir geçmişi" var diyen, kendisi de Müslüman olan Kezban Hatemi yıllardır Ortodoks Hristiyan cemaati için mücadele ediyor: İlk kez bir başbakan bu sorunlara eğilmeye çalışıyor. Bundan herhangi bir çıkar elde ediyor olmaksızın. Tam tersi: Anketlere göre azınlıklar lehine uyguladığı politika Erdoğan’a oy kaybettiriyor.
Erdoğan, şimdiye dek bu yoldan sapmadı. Bu onun, DTP’nin kapatılmasından sonra artı hanesinden düşülen Kürt inisiyatifi için de geçerli. Erdoğan, bu hafta sürece süpheyle bakanlara "Artık gençlerimizi ölüme gönderemeyiz" diye cevap verdi. Sürecek reformaların da sözünü verdi. "İki yıl evvel yaptığımız çağrıda, bunun gerçekten olabileceğine rüyamızda bile inanmazken bir Kürt televizyonu içinde talepte bulunmuştuk" diyor Ümit Fırat: "Bu, şimdi gerçek oldu."
Bunun gibi, Türk Üniversitelerinde ilk Kürdoloji bölümleri de açıldı. Ve yakın zaman sonra Kürt köylerinde yine Kürtçe eski isimlerin kullanılabileceği sözü. Erdoğan daha da ileri gitti. Muhalefetin şaşkın bakışları arasında, ordunun 1937’de Dersim Alevilerine yaptıklarını cinayet olarak niteledi: Cüneyt Zapsu, "İlk kez bir başbakan Türk devletinin büyük suçlar işlediğini dillendirdi; bu ülkede daha çok Dersim var, tabular yıkılıyor" diyor.
"Başka alternatifimiz yok"

Hükümeti, kendisine muhalif yayımlar yapan Aydın Doğan medya grubuna karşı da, grubun varlığını tehdit edecek denli ağır bir vergi kaçakçılığı davası açmtı. Erdoğan, kuvvetli akıntılara doğru yüzüyor. Türkiye'nin seksenli yıllarda başlayan ekonomik dışa açılımı, küreselleşme, AB süreci.. Tüm bunlar, dönüşüm yönündeki çağrıları da beraberinde getiriyor. Ve o da, kendisini bu sürecin temsilcisi olarak görüyor. Zıtlıkların adamı Erdoğan. Düşmanlarının işini sıkça kolaylaştıran, kendisine zarar vermeyi herkesten daha iyi bilen bir adam. O, bir diplomat değil çıkışlarından ürkülen bir kabadayı.
Birilerini paylayıp duruyor fakat kendisi eleştiriye hiç açık değil. Bir karikatüristler ordusuna kendisine hakaretten dolayı dava açtı. Erdoğan hükümeti, uzun zamandır kendisine muhalefet yapan Aydın Doğan medya grubuna karşı da, grubun varlığını tehdit edecek denli ağır bir vergi kaçakçılığı davası açtı.
Joost Langendijk, "onun otoriter bir damarı var" diyor. Sıkça liberal destekçilerinin yüzlerini buruşturan gaflar yapıyor: Bu, bazan kadınlara en az üç çocuk doğurmaları çağrısıyla, bazan Sudan devlet başkanını davet etmekle, bazan da bir Müslümanın kesinlikle soykırım yapamayacağı gibi söylemlerle kendisini açığa vuruyor. Fakat bunlara karşın destekleniyor: "Başka bir alternatifimiz yok" diyor Şahin Alpay.
Statüko varlık mücadelesi veriyor
Şimdi en önemli soru, Erdoğan yapmak istedikleriyle, Türkiye'de batağa saplanıp kalacak mı? Eğer burada saplanıp kalacaksa bu çok ileriye gittiğinden dolayı mı yoksa tam tersine yeterince cesur olmadığı için mi olacak?

Bazıları Erdoğan’ı belirleyici anlarda geri çekilmekle itham ediyor. Hükümet, parti yasasını değiştirmeyi ve böylelikle parti kapatmayı zorlaştıracak düzenlemelere gitme fırsatını kullanmadı.. Bazıları Erdoğan’ı belirleyici anlarda geri çekilmekle itham ediyor. Hükümet, parti yasasını değiştirmeyi ve böylelikle parti kapatmayı zorlaştıracak düzenlemelere gitme fırsatını kullanmadı. Hatta AKP’nin kendisinin 2008 yılında kapatılmaktan son anda kurtulmasına ve demokratik eğilimli Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, hükümeti bu tür bir değişikliğin önünü açmaya davet etmesine rağmen.
Hükümet, sorunun kökenine inmekten kaçınan bir tavır içinde: Buna örnek olarak 1980 askeri diktasının ruhunu soluyan anayasa verilebilir. "Başbakanın iradesi yeterli değil. Rakipleri, onu her an alt edebilirler" diyor avukat Kezban Hatemi. "Türkiye’nin acilen yeni bir sivil anayasaya ihtiyacı var."
İçinde bulunduğumuz günlerin çaresizliği. Kürtlerle barış, Ermenilerle barış kadar tehlikede. Türkiye yeniden çıkmaz sokağa mı girdi? Kürt asıllı Ümit Fırat, iyimserliği elden bırakmak istemiyor: "Statüko varlık mücadelesi veriyor. Ama bu durum kardinallerinkine benziyor: Ölüp gitmeleri beklenenden daha uzun zaman alıyor." Türkiye’nin gidişatından endişe duymuyor. "Hannibal’deki gibi. Tüm gemiler yakıldı. Avrupa yolunda artık geri dönüş yok. Bu ülkede oryantal ülkeye geri dönüş olmayacak."
Erdoğan’ın yol arkadaşı Cüneyt Zapsu, inancını şu şekilde dile getiriyor: "Harika bir genç neslimiz var. Eskiden bu halk itaatle felç olmuş durumdaydı. Şimdiyse zincirlerini kırıyor."
Kai Strittmatter
Almancadan çeviren Erkan Budak
© Süddeutsche Zeitung-Qantara.de 2009
Qantara.de
Türkiye'de basın özgürlüğü
Sultan uslu basın sever
Son günlerde Doğan Medya ile Başbakan Erdoğan'ın arası iyice açıldı; yaklaşık 400 milyon euroluk vergi cezası, hükümete karşı eleştirilerini artıran Hürriyet'in bu yolla baskı altına alınmak ve susturulmak istendiği yolundaki şüpheleri iyice güçlendirdi. Karen Krüger'in haberi.
Ergenekon davası
Asker sanık sandalyesinde
Geçen hafta, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, iki emekli general, hükümete karşı darbe girişimi iddiasıyla, sivil mahkeme karşısına çıkarıldı. Jürgen Gottschlich İstanbul'dan bildiriyor.
Kürt sorunu
Işık gözüktü mü?
AKP hükümeti, ülkenin uzun yıllardan beri devam eden Kürt sorununu çözmek için bir plan oluşturma çabalarına hız verdi, ancak daha planın detayları belli olmadan, muhalefetin ağır eleştirileriyle karşılaştı. Ayşe Karabat, Ankara'dan bildiriyor.
Türkiye'de basın özgürlüğü
Sultan uslu basın sever
Son günlerde Doğan Medya ile Başbakan Erdoğan'ın arası iyice açıldı; yaklaşık 400 milyon euroluk vergi cezası, hükümete karşı eleştirilerini artıran Hürriyet'in bu yolla baskı altına alınmak ve susturulmak istendiği yolundaki şüpheleri iyice güçlendirdi. Karen Krüger'in haberi.
Ergenekon davası
Asker sanık sandalyesinde
Geçen hafta, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, iki emekli general, hükümete karşı darbe girişimi iddiasıyla, sivil mahkeme karşısına çıkarıldı. Jürgen Gottschlich İstanbul'dan bildiriyor.
Kürt sorunu
Işık gözüktü mü?
AKP hükümeti, ülkenin uzun yıllardan beri devam eden Kürt sorununu çözmek için bir plan oluşturma çabalarına hız verdi, ancak daha planın detayları belli olmadan, muhalefetin ağır eleştirileriyle karşılaştı. Ayşe Karabat, Ankara'dan bildiriyor.