28.07.2010Ruprecht Polenz ile söyleşi"Türkiye’nin yeri AB!"
Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi milletvekili ve Federal Almanya Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Ruprecht Polenz, Türkiye’nin AB’ye alınmasını savunarak, Türkiye ve İslam dini ile ilgili endişeleri yorumladı. Polenz ile Eren Güvercin görüştü.
Azınlık fikri: Hristiyan Demokratlar (CDU) Türkiye’nin AB üyeliğine şüpheyle yaklaşmakta. Ruprecht Polenz kendi partisinde bu yaklaşım konusunda bir değişim yaratmaya çabalıyor. Türkiye'nin AB üyeliğini uzun zamandır destekliyorsunuz. Kısa süre önce yayımlanan kitabınızda bu tavrınızın gerekçelerini açıkladınız. Bu görüşlerinizle Hıristiyan Demokratlar (CDU) içinde hayli yalnız değil misiniz?
Ruprecht Polenz: Yalnız değilim, ama benim gibi düşünenler azınlıkta. Kitabımı da bu durumun değişmesi için yazdım.
Başbakan Merkel ve CDU içindeki geniş bir kesim daha ziyade "imtiyazlı ortaklık"tan yana. Türkiye’nin tam üyeliği için siz hangi gerekçeleri öne sürüyorsunuz?
Polenz: Türkiye, kendisine âdil bir fırsat tanınmasını hak ediyor. Kopenhag Kriterleri’ni sadece kâğıt üzerinde değil, pratikte de tümüyle yerine getirdiğinde Avrupa Birliği’ne üye olabilmesi gerekir. Bu sürecin başarıyla tamamlanması hem Türkiye'nin hem de Avrupa'nın lehine olacaktır. Fakat Türkiye toplumunun AB'ye uyum sağlayacak kadar köklü bir değişim geçirip geçirmeyeceği öncelikle Türkiye'ye bağlı.
Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı çıkanlar, ülkenin kültürel yapısıyla Avrupa’ya uymadığını öne sürüyorlar. Bu kuşkular konusunda ne düşünüyorsunuz?
Polenz: Bu, gizliden ya da açıktan açığa, halkın, reddeden bir tavır almasına yol açan bir argüman. Daha yakından bakıldığında, Türkiye’nin bir şekilde Avrupa’ya ait olmadığı, farklı olduğu duygusunun ardında, son kertede Türkiye’nin farklı bir dinden olması ve halihazırdaki son derece olumsuz İslam imgesi yatıyor. İnsanlar İslam'dan korktuğundan ve onu belli bir mesafede tutmak istediğinden Türkiye’yi AB’de görmek istemiyor.
Bu önyargı nereden kaynaklanıyor?

Ruprecht Polenz’e göre Türkiye’nin AB üyeliğini red, Batı’nın İslam korkusunun bir yansıması. Oysa İslam her zaman Avrupa tarihinin bir parçasıydı. Polenz: Bunun tarihsel kökenleri var. Okullardaki ders kitapları ve tarih algısına bakıldığında, Doğu’yla sürekli çatışma halinde olan bir Batı imgesi olduğu görülür, oysa biraz daha yakından incelendiğinde, İslam’ın Avrupa tarihinin daima bir parçası olageldiği görülür. Avrupa’nın büyük güçler korosunda, Osmanlı İmparatorluğu yerini hep almıştır. Günümüz Avrupası’nın din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması gerektiği yönündeki temel kanaati, dini inançlar yüzünden aşılamayacak siyasi engeller yaratılmasına izin vermiyor aslında.
İsrail ile Türkiye arasında yaşanan son krizden sonra Türkiye’nin Batı’ya sırt çevirdiği söyleniyor. Siz de katılıyor musunuz bu endişelere?
Polenz: Hayır, pek katılmıyorum. Gerçi Türkiye’nin, İran ya da Sudan gibi zor ülkelere karşı çoğu zaman yeterince açık bir tavır sergilememesini, kitabımda ben de eleştiriyorum. Özellikle de İran’a karşı uygulanacak yaptırımlar konusunda, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ndeki müttefikleri ve Güvenlik Konseyi daimi üyeleriyle birlikte İran’a karşı oy kullanmaması büyük bir hataydı bence.
Ama bunun dışında Türkiye’nin "komşularla sıfır sorun" politikası Avrupa’nın da çıkarları doğrultusunda, çünkü AB’ye aday bir ülkenin –ki Türkiye AB adayı– komşularıyla çözemediği sorunları AB’ye taşıması arzu edilir bir durum değil. Bu arada iktidardaki AKP hükümetinin kendinden önceki hükümetlerden çok daha fazla reform gerçekleştirdiği ayrıca vurgulanmalıdır.
Türkiye’nin özel jeopolitik konumu düşünüldüğünde, tüm seçenekleri açık tutmaya çalışması anlaşılır değil mi? İslam dünyasına yönelmesinin Batı’ya sırt çevirmesi olarak mı yorumlanması gerekiyor?
Polenz: Bence Türkiye’nin kendi bölgesel politikasını geliştirmesi anlaşılır bir şey. Bu Avrupa’nın da çıkarına. Öte yandan Türkiye, örneğin İran meselesinde şunu da görmek zorunda ki, İran tüm dünyayı derinden kaygılandıran bir nükleer politika izliyor ve Çin ile Rusya bile Güvenlik Konseyi’nde İran’ı bundan caydıracak karar alınması yönünde tekrar oy kullandı. Durum böyleyken Brezilya ile aynı tarafta yer alıp böyle bir karara karşı çıkılmamalıdır. Bu durumda uluslararası politikanın başarısı tehlikeye atılmış olur.

Polenz, Türkiye’nin son dönemlerde kendi çıkarları doğrultusunda bir bölgesel politika izlemesini eksen kayması olarak görmese de, İran’a yönelik Türkiye politikasına oldukça eleştirel bir gözle bakıyor. İran’la yoğun bir biçimde ilgilendiğimden, uluslararası topluluğun sinyallerinin İran’a olabildiğince ortak bir mesaj halinde ulaşmasının ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Türkiye ile Brezilya’nın da aynı sinyalleri vermesi çok daha iyi olurdu.
Türkiye’nin farklı seçenekleri de düşünmesi AB’nin Türkiye’yi üyelik konusunda bu kadar oyalamasıyla ilgili olabilir mi?
Polenz: "Bizi oyalıyorlar" duygusunun üyelik sürecine pek yararı olacağı düşüncesinde değilim. Türklere, daha fazla çaba gösterdikleri ve daha başarılı oldukları takdirde AB’ye memnuniyetle kabul edilecekleri konusunda daha açık bir mesaj verilmemesini de esefle karşılıyorum. Öte yandan, akıllı Türk dış politikacılar kendi bölgesel politikalarının başarısının önemli oranda AB sürecine bağlı olduğunu gayet iyi biliyorlar. Bir ülkenin dış politikadaki olanakları o ülkenin ekonomik potansiyeline bağlıdır. Türkiye’ye yurtdışından yapılan yatırımlar eskiden yılda 1 ila 2 milyar dolarken, AB’ye üyelik sürecinin başlamasıyla birlikte bu yatırımların yılda 20 milyar doların üzerine çıkması, bunun önemli oranda AB süreciyle ilgili olduğunu gösterir. Bunu biliyorsanız, bu sürece artık kolay kolay sırt çevirmezsiniz.
Türkiye'nin kendi içindeki reform sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sürecin hızını kaybettiği ve kesintiye uğradığı izlenimine kapılıyor insan…
Polenz: Almanca’da “Echternach bahar ayini” imgesi vardır. İki adım ileri bir adım geri atılan bir hac yolculuğudur bu. Türkiye’nin reform süreci biraz buna benziyor. Şu andaki hükümetin daha önceki hükümetlerden çok daha fazla yol kat etmiş olduğu ve buna devam ettiği de bir gerçektir. Özellikle de Sayın Bağış’ın AB üyelik müzakerelerinden sorumlu bakan olarak atanmasıyla birlikte reform atılımlarının da devam edeceğini ümit ediyorum.

Polenz, Türk – Yahudi işadamı İshak Alaton’un Erdoğan’ın İslami bir ajandası olmadığı fikrini paylaşıyor. Seçmenler pek olumlu karşılamasa bile, Erdoğan Kürt sorununu çözmekte kararlı görünüyor. Buna rağmen Batı’da Erdoğan’la ilgili değerlendirmelerde kuşkuların giderek arttığı görülüyor, Erdoğan’ı alttan alta bir “İslami ajanda” uygulamakla itham eden gözlemcilerin sayısı hiç de az değil. Bu suçlamaların aslı var mı sizce?
Polenz: Erdoğan’la ilgili bu değerlendirmeleri okuyorum elbette. Başka kişilerin, örneğin çok değer verdiğim Türk iş adamı Alaton’un bu konuda ne düşündüğü de önemli benim için. Tüm bu kişiler bana onun kendini geliştirdiğini, bir İslami ajandası olmadığını söylüyor. Kuşkusuz, Erdoğan fevri bir mizaca sahip. Fakat Türkiye’deki muhalefetin bu hükümet hakkında başka ülkelerde yaymaya çalıştığı endişelerin bir dayanağı yok.
Söyleşi: Eren Güvercin
© Qantara.de 2010
Almanca'dan çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Federal Almanya Parlementosu Dış Politika Komisyonu Başkanı ve NATO parlementerler meclisi Almanya heyetinin üyesi olan Ruprecht Polenz dış politikanın seçkin şahsiyetleri arasında yer alıyor.
Editör: Erkan Budak / Qantara.de 2010
Qantara.de
Türkiye ve Avrupa Birliği
Batı Türkiye'yi kaybetmiyor
Son zamanlarda, Türkiye'nin dış politikada yönünü Ortadoğu'ya çevirmesi, ülkenin Batı'ya sırt çevirebileceği yönünde endişelere yol açarken, Orta Doğu Teknik Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümü profesörlerinden Hüseyin Bağcı, ABD ve AB'nin Türkiye'nin en önemli partnerleri olduğunu söylüyor.
Türkiye neden Avrupa'ya aittir?
"Modern Türkiye Girişimi" "
Yaklaşık elli yıllık AB serüveninde Türkiye maalesef siyasi çıkar çatışmalarının kurbanı olmuş, olumlu yanlarından öte hep negatif yönleriyle Avrupa gündemine taşınmıştır. Türkiye'nin Avrupa'daki bu olumsuz imajını değiştirmek isteyen TÜSİAD bu yolda ilk adımı attı. Christiane Schlötzer yorumluyor.
Türkiye'nin yeni dış politikası
Eksen kayması mı?
Türkiye'nin Ortadoğu sorunlarına aktif bir biçimde müdahil olması, dış politikasında eksen kayması tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bazı Türk aydınları asıl eksen kaymasının ülkenin iç politikasında yaşandığını öne sürüyor. Ankara'dan Ayşe Karabat bildiriyor.
Türk dış siyasetinde yeni yönelimler
Stratejik açılımlar ve kooperasyonlar
AKP hükümeti iktidara geldiğinden beri, Türk dış siyasetinde büyük ölçüde pasif olan bir yapıdan, dinamik ve çok boyutlu diplomasiye doğru bir dönüşüm gözleniyor. Bu değişimin mimarı Ahmet Davutoğlu. Nimet Şeker'in haberi.
Türkiye ve Avrupa Birliği
Batı Türkiye'yi kaybetmiyor
Son zamanlarda, Türkiye'nin dış politikada yönünü Ortadoğu'ya çevirmesi, ülkenin Batı'ya sırt çevirebileceği yönünde endişelere yol açarken, Orta Doğu Teknik Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümü profesörlerinden Hüseyin Bağcı, ABD ve AB'nin Türkiye'nin en önemli partnerleri olduğunu söylüyor.
Türkiye neden Avrupa'ya aittir?
"Modern Türkiye Girişimi" "
Yaklaşık elli yıllık AB serüveninde Türkiye maalesef siyasi çıkar çatışmalarının kurbanı olmuş, olumlu yanlarından öte hep negatif yönleriyle Avrupa gündemine taşınmıştır. Türkiye'nin Avrupa'daki bu olumsuz imajını değiştirmek isteyen TÜSİAD bu yolda ilk adımı attı. Christiane Schlötzer yorumluyor.
Türkiye'nin yeni dış politikası
Eksen kayması mı?
Türkiye'nin Ortadoğu sorunlarına aktif bir biçimde müdahil olması, dış politikasında eksen kayması tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bazı Türk aydınları asıl eksen kaymasının ülkenin iç politikasında yaşandığını öne sürüyor. Ankara'dan Ayşe Karabat bildiriyor.
Türk dış siyasetinde yeni yönelimler
Stratejik açılımlar ve kooperasyonlar
AKP hükümeti iktidara geldiğinden beri, Türk dış siyasetinde büyük ölçüde pasif olan bir yapıdan, dinamik ve çok boyutlu diplomasiye doğru bir dönüşüm gözleniyor. Bu değişimin mimarı Ahmet Davutoğlu. Nimet Şeker'in haberi.