26.03.2010İran'da "Yeşil Muhalefet"Taktik değiştirme zamanı

Londra'da Farsça yayımlanan haftalık Kayhan gazetesinin politika editörü Nazenin Ansari, İran'ın muhalefet hareketinin, geçen yıl Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı aylarda yaşananlardan dersler çıkarması ve yeni, kararlı bir strateji geliştirmesi gerektiğini söylüyor.

foto dpa
Nazenin Ansari, İran'daki yeşil protesto hareketinin rejime yönelik aylar süren protestolarından sonra, bugüne kadar uyguladığı taktiği yeniden düşünmesi ve yeni direniş biçimleri geliştirmesi gerektiğini söylüyor.
Ülke içinde ve dışında yaşayan, siyasal yelpazenin tüm kanatlarından İranlılar, ülkelerinin dışarıya karşı bağımsızlığını göstermek için 31 yıl sonra ilk kez İslam devriminin yıldönümünü kutladılar.

İslam Devrimi, birçoklarının arzuladığından farklı sonuçlara varmış olsa da, beklentilerinin bir biçimde haklı olduğu çıktı: Bu kutlama sadece İslam Cumhuriyeti ve "yeşil hareket" açısından değil, uluslararası toplum açısından da belirleyici bir olay oldu.

Rejimin, muhalifleri üzerinde nasıl muazzam harcamalarla ve olağanüstü çaba göstererek denetim sağladığı, Tahran yönetiminin halkın desteğinden emin olamayacağını açıkça gösteriyor.

"Yeşil hareket"in yeni yönelimi

Ne var ki "yeşil harekete" de olanaklarının sınırları gösterildi: Her şeyden önce, yandaşlarını seferber edebilmek için nihayetinde yerli iletişim ağlarını kullanmak zorunda olduğu için ne kadar kırılgan olduğunu görmek zorunda kaldı. Bu arada yeşil hareket, çalışmalarına yeni bir yön vermesi gerektiğini de anladı. Daha net pozisyonlar alması, gerçekçi hedefler tanımlaması, taktiğini yeniden belirlemesi ve nihayet, sadece internetle sınırlı olmayan yeni iletişim yolları bulması gerekiyor.

11 Şubat öncesinde İran'daki yeşil hareketin öncüleri, sayıları milyonları bulan yandaşlarını seferber etmek ve sokakta gösteriler düzenlemek için ellerinden geleni yaptılar. Hatta bazıları, kötü ünlü Evin hapishanesine yürüyüp, oradaki siyasal tutsakları özgürleştireceklerini ve devlet radyosunu işgal edeceklerini ilan ettiler.

Yurtdışındaki müttefikleri resmi faaliyetlerini İran'a taşıdılar ve büyük başkentlerde gösteriler düzenlediler. Yeşil hareketin en ateşli temsilcileri, rejim karşısındaki nihai zafere bir adım kaldığına inanıyorlardı.

Rejimin karşı stratejileri

foto dpa/pa
Muhalefete karşı stratejiler: Tahran yönetimi 2009 yazında, onbinlerce Ahmedinejad taraftarını, onun tartışmalı bir biçimde yeniden seçilmesini desteklemek için sokaklara döktü.
Ne var ki yeşil hareket rejimin devrilmesine yönelik giderek daha büyük umutlar beslerken, Tahran rejimi kışkırtma ve tavizden oluşan ikili bir strateji geliştirdi; aynı zamanda zulmü ve baskıyı da arttırdı. Ortaya çıkan sonuç acımasız olduğu kadar etkiliydi de. Siyasal aktivistlerin, insan hakları savunucularının ve gazetecilerin kitlesel olarak tutuklanmasıyla, devletin güvenlik güçleri muhalefetin planlarını suya düşürdü, iki üniversite öğrencisi idam edildi (ancak daha fazla infaz gerçekleştirilmedi).

Muhalefet hareketi parçalandı; birkaç muhalif sesin resmi medyalarda konuşmasına izin verilmesinin de bunda bir rolü oldu. Bir yandan Tahran halkının şehir dışına çıkmasını sağlamak, diğer yandan rejim yandaşlarını ve devlet memurlarını resmi gösterilere taşıyabilmek için, beş günlük tatil ilan edildi. Son olarak da muhaliflerin internete ve bağımsız haberlere erişimini engellemek için tam anlamıyla bir "siber savaş" başlatıldı.

Bu kesin çizgi 11 şubata kadar tutarlılıkla izlendi. Binlerce güvenlik gücü –aralarında devrim muhafızlarının gündelik kıyafetler giyerek kamufle olmuş adamları da vardı– caddelerde yürüdü. Yaklaşık 300.000 insan (rejim yanlılarının en kemikleşmiş kesimi de aralarındaydı) otobüslerle şehre taşındı ve Tahran'ın stratejik açıdan önem taşıyan noktalarına ve Ahmedinejad'ın konuşacağı, trafiğe kapatılmış miting alanına yerleştirildi.

Rejim muhalifi uzman Mohsen Sazegara, hükümetin operasyonlarının yaklaşık 300 milyon ABD dolarına mal olduğunu tahmin ediyor. Adeta ismi konulmamış bir sıkıyönetim uygulanmıştı.

Seferber etme gücünün sınırları

Şirin Ebadi, foto DW-TV
İranlı İnsan Hakları aktivisti ve Barış Nobeli sahibi Şirin Ebadi, Siemens ve Nokia şirketlerini, ülkesindeki baskıya katkıda bulunmakla suçluyor.
Gerçi muhalefet, tüm bu önlemlere rağmen Tahran'da ve başka birkaç şehirde protesto eylemleri düzenlemeyi başardı, ama başlangıçtaki hedeflerine ulaşamadı. Bu da, yeşil hareketin seferber etme gücünün sınırına dayandığına işaret ediyor olabilir. Buna rağmen protestoların yol açtığı yanılsamanın ortadan kalkması ve resmi politikaya karşı soğukluk durumu hâlâ sürüyor. Hükümetin iktisat politikası giderek daha da kaotikleşiyor ve iktidar elitinin saflarında da eskisi gibi amansız düşmanlıklar bulunuyor.

Şimdi bir dizi devlet İran'da daha fazla hak ve özgürlük kampanyasını eskisinden daha güçlü bir biçimde destekliyor ve rejimin tavrını yargılıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin İran'ın nükleer programı temelinde yeni yaptırımlar uygulaması hakkındaki tartışmalar da artıyor. Yeşil protesto hareketinin aktivistleri, yaptırımların rejimi ve yandaşlarını finansal olarak kuşatması gerektiğin söylüyor ve yaptırımların yabancı ülkelerdeki banka hesaplarının ve diğer servet kaynaklarının dondurulmasını ve seyahat yasakları gibi önlemleri de içermesini istiyorlar.

Aralarında Barış Nobeli ödüllü Şirin Ebadi'nin de bulunduğu bazı aktivistler, bir adım daha ileri gidip, yaptırımların İran'la iş yapan Batılı şirketlere kadar –örneğin ürünleri İran'da kontrol ve sansür amacıyla kullanılan (Nokia Siemens Networks ve Sony Ericsson gibi) bazı teknoloji şirketleri– genişletilmesini istiyorlar. İlişkilerin değiştirilmesini savunan İranlılar, kendileri de aralarındaki iletişimi engelsizce sürdürebilmek için acil olarak teknik yardıma gereksinim duyuyorlar.

Yeşil hareketi oluşturan çeşitli gruplar, bugüne kadarki kazanımlarının envanterini çıkarma ve deneyimlerini değerlendirme evresinde bulunuyorlar. Uluslararası toplum, İran halkına karşı güvenilir ve yapıcı bir partner rolü oynamaya hazır görünüyor.

Buna karşılık, Tahran yönetimi İran yurttaşlarının umutlarını hâlâ kendisine yönelik varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Bu durum devam ettiği sürece, İran halkının yaşadığı sıkıntılarda bir değişiklik olmayacak.


Nazenin Ansari

Almancadan Türkçeye çeviren Mustafa Tüzel

© Common Ground News Service- Qantara.de 2010