24.04.2009Mısır'ın Müslüman Kardeşler'i ve İranSunniler ve Şiiler arasında bir uzlaşma mı?

Siyasal bilimci Mehdi Halaji, Mısır hükümeti ve Hizbullah arasında son zamanlarda ortaya çıkan gerilimin nedenlerini, Sünni Müslüman Kardeşler, Mısır hükümeti ve İran Şii rejimi arasındaki karmaşık ilişkiler bağlamında irdeliyor.

Hüsnü Mübarek ve Hisbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah; Foto: AP
Hüsnü Mübarek ve Hisbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah: Mısır ve İran tarafından desteklenen Hizbullah arasındaki ilişkiler, son zamanlarda gerilimi artan bir grafik çiziyor..
Hamas lideri Halit Meşal, geçen şubat ayında İran'a gerçekleştirdiği gezi sırasında, Gazze Şeridi'ndeki çatışmalar sırasında İran hükümetinden gördükleri destek için İran'ı övmüştü. Bu durum, ABD'nin terörist bir organizasyon olarak kabul ettiği Sünni İslamcı grubun, Tahran'daki Şii rejimiyle aralarındaki bağların güçlendiğine ilişkin bir kanıt oluşturuyor.

Meşal'ın açıklamaları, terörist eylemlerle ilgili olarak El Kaide'nin liderlerinin ve militanlarının, İran'da barındığı yönündeki ABD Maliye Bakanlığı'nın açıklamalarının ardından gelmişti. Sünni – Şii işbirliğine ilişkin ortaya çıkan bu son örnekler, İran'ın Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütüyle ilişkilerini düzeltip düzeltmeyeceğine dair yeni soruların sorulmasına neden oluyor.

Böylesi bir yakınlaşma pek mümkün görünmese de tarih bize bunun çok da imkansız olmadığı fikrini veriyor. İran, Müslüman Kardeşler'le uzun yıllar boyunca gayrı resmi ilişkilerini sürdürdü ve Şii İslam, muhtemelen Mısır'daki Sünnilerin gözünde diğer Arap ülkelerinde yaşayan Sünnilerin bakış açısına nazaran daha olumlu bir konuma sahip.

İran'ın, Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek'e karşı takındığı katı eleştirel tutumun da, Kahire'deki rejimin yoğun baskısı altında bulunan Mısırlı radikaller arasında bir karşılık bulması, ihtimal dahilinde. Eğer İran Müslüman Kardeşler'le yakın ilişkiler kurmayı başarabilirse, İran'ın Arap dünyasındaki nüfuzu belirgin bir şekilde güçlenir. Bu da Tahran'a, Arap radikaller üzerinde önemli bir söz hakkı sağlar. Şüphesiz ki bu durum, ABD'nin bölgedeki çıkarları açısından tehlikeli gelişmelerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

İran ve Sünni aşırıcılar arasındaki bağlar

Mısır, çok uzun bir zamandan beri Mısırlı Müslüman Kardeşler ve İran arasındaki ilişkilerden şüphe duyuyor. Bu şüphe büyük ölçüde, İran'ın uzun zamandan beri Hamas'la olan güçlü bağlarına dayanıyor. Bilindiği gibi Hamas, Müslüman Kardeşler'in bir uzantısı. Yakın zamanda Gazze'de yaşanan çatışma, Kahire'nin şüphelerini daha da güçlendirmiş gibi görünüyor. Çarpışmalar sırasında İran, Hamas'a olan desteğini belirgin bir şekilde dillendirmiş, Mısır'ı, etkin bir rol almadığı için şiddetli bir şekilde eleştirmişti.

Müslüman Kardeşler taraftarları protesto gösterisinde; Foto: AP
Nisan 2008: Müslüman Kardeşler taraftarları, bazı liderlerinin ve seçime katılacak adayların tutuklanması üzerine bir protesto gösterisi düzenlemişti...
Hamas lideri Halit Meşal, İran'a, verdiği destek için kendi örgütü adına şu sözlerle teşekkür ediyordu: "Gazze halkı... her zaman İranlı liderlere ve İran halkına, verdikleri siyasi ve manevi destek için minnettardır." İran devlet televizyonunun aktardığına göre Meşal "İran, Gazze halkının kazandığı zaferde kesinlikle büyük bir rol oynadı ve bu nedenle kazanılan zaferin ortaklarından biridir" demişti.

İran ayrıca, diğer Sünni aşırıcılarla da güçlü ilişkiler kurmuştu. New York Times'ın bir haberine göre, Suudi otoriteler şu anki El Kadie liderinin "Körfez Bölgesi"nde bulunduğunu, Abdullah el- Karaki'nin kendisi için çalışan yüzden fazla Suudi ile birlikte İran'da yaşadığını ve rahatlıkla hareket ettiğini iddia ediyorlar.

ABD Maliye Bakanlığı'nın yayınladığı son icra tedbirleri raporunda, Usama bin Ladin'in oğlu Saad bin Ladin'in 2003 yılının ilk aylarında, İranlı yetkililerce tutuklandığı ancak "2008 yılının eylül ayı itibariyle Saad bin Ladin'in artık İran'da tutuklu bulunmama ihtimalinin olduğu bildiriliyordu. Ulusal İstihbarat Direktörü Michael McConnell'e göre Saad bin Ladin şu anda -büyük bir ihtimalle- Pakistan'da bulunuyor.

İran ve Müslüman Kardeşler Örgütü

Müslüman Kardeşler ve İran arasında güçlü örgütsel bağlar bulunmasa da Müslüman Kardeşler, İran'daki İslami uyanışın üzerinde çok önemli bir etkiye sahipti. Bu uyanış hareketi İslam'ı yalnızca bir din olarak ele alarak değil; siyasetin, ekonominin ve toplumsal hayatın bütün yönleri üzerinde hükmü olan bir ideoloji olarak sunmanın yollarını arıyordu.

Navab Safavi adıyla tanınan Mujtaba Mirlowhi (1924 – 1955) genç bir İranlı din alimiydi. Navvad Safavi, 1940'lı yılların başlarında İslam Gönüllüleri Derneği'ni (İGD) kurdu ve İran'daki Şii fundamentalizmi ile diğer ülkelerdeki fundamentalist hareketler arasında ilişkilerin sağlanmasında önemli bir rol oynadı. Mısır'daki İslami uyanış hareketinin kurucuları gibi, İGD de Batı'nın üstünlüğüne karşı savaşmak için Müslümanların mezhep çatışmalarına karşı durarak, Şii – Sünni anlaşmazlığını bir yana bırakıp, birlikte bir Müslüman cephe oluşturulması gerektiğine inanıyordu.

İran Devlet Başkanı Ahmedinejad; Foto: dpa
İran Devlet Başkanı Ahmedinejad: Şii'lik son yıllarda, çeşitli faktörlerin de etkisiyle Mısır'da giderek yayılıyor.
İslam zirvesinin genel sekreteri ve aynı zamanda Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in önde gelen entelektüellerinden olan Seyid Kutb'un davetiyle Navad Safavi 1954 yılında ülke liderleri ile görüşmek için Ürdün ve Mısır'a gider. Onların etkisiyle, Filistin mesesiyle daha yakından ilgilenmeye başlar. Bu dönemden önce İran'da Filistin sorunuyla iligili olarak, ne ruhban sınıfı içinde, ne de sol görüşlü seküler entelektüeller ve aktivistler arasında konuşuluyordu.

Navad Safavi, İran'a döndükten sonra bir Filistin kampanyası başlatır. Bu kampanyanın sonucu olarak, Yahudilerle savaşmak için Filistinlilerin yaşadığı bölgelere gidecek beş bin kişiden oluşan bir gönüllü grubu oluşturmayı başarır.

Belki de bundan daha önemli olan şey ise, İran'ın halihazırdaki en üst düzey yöneticisi konumunda bulunan Ayetullah Ali Hamaney'in kısa otobiyografisinde, kendisinin İran'ın Meşhed şehrinde, Navad Safavi ile tanışmasından sonra nasıl siyasi olaylarla ilgilenmeye başladığını anlatması. 1979'daki İran İslam Devrimi'nden önce Hamaney, Seyid Kutb'un yazdığı Al-Mustaqbal li hadha al-Din (Bu Dinin Geleceği) ve Al-Islam wa Mushkelat al-Hadharah (İslam ve Medeniyetin Sorunları) başlıklı iki kitabı çevirmişti.

Müslüman Kardeşler'in gözünde İslam Devrimi

Mısır'daki Müslüman Kardeşler, Ayetullah Humeyni'nin önderliğindeki İslam Devrimi'ni ilk önce ihtiyatla karşılamışlardı. Bu devrim, kendilerinin de Mısır'daki laik rejimi ortadan kaldırabilmelerinin mümkün olabileceğine dair onlara umut vermiş olmalıydı. Ancak, 1981 yılında Mısır devlet başkanı Enver Sedat'ın bir radikal İslamcı tarafından suikaste uğramasının ardından Müslüman Kardeşler, İslam Cumhuriyeti konusunda en azından kamuoyu önünde, daha ihtiyatlı bir tavır takınmaya zorlandılar.

Mehdi Halaji; Foto: Mehdi Halaji
Mehdi Halaji, The Washington Institute'ta, İran ve Irak'ta günümüz Şii ruhban sınıfının siyasetteki rolü üzerine araştırmalar yapan bir akademisyendir.
1982 yılının ocak ayında Müslüman Kardeşler'in lideri Umar Telmesani, Mısır'da haftalık yayınlanan al-Msuwwar dergisine şu şekilde bir demeç verdi: “Biz onu [Humeyni'yi] siyasi olarak destekledik, çünkü baskı altında tutulan bir halk, kendisine baskı uygulayan hükümdardan kurtulup yeniden özgürlüğüne kavuşmuştu, ancak sahip olunan dünya görüşü dikkate alınarak bakıldığında, Sünnilik başka bir şey, Şiilik başka."

Her şeye rağmen Müslüman Kardeşler, Müslümanlar arasındaki mezhep ayrılıklarını kınamaya devam etti. Bu anlayışı da yozlaşmış liderlere ve Batı'ya karşı yapılacak bir cihadın başarılı olabilmesi için Müslümanlar arasındaki birliğin gerekliliğine dayandırıyordu. 1985'te Telmesani, Mısır'da yayımlanan el-Dava adlı dergiye yazdığı bir makalede şunları söylüyordu: "Önde gelen din adamlarının şimdiki en önemli görevi Şiilik ve Sünnilik arasında bir yakınlaşmanın sağlanmasıdır." Telmesani ayrıca şunları ekliyordu: “Müslüman Kardeşler'le [İranlı ruhban sınıfı] arasındaki ilişki, Şiilerin Sünni İslam'a geçmelerini sağlamak için kurulmamıştır. Bundaki asıl amaç, İslam dininin bizden istediği İslami mezheplerin mümkün olduğunca birbirlerine yaklaşması yükümlülüğünü yerine getirmektir.

Müslüman Kardeşler ve İran'ın daha açık bir şekilde işbirliğine gittikleri noktalar da vardı. Örneğin 1988 yılında, İran – Irak Savaşı'nın sonunda, Müslüman Kardeşler'in lideri Şeyh Muhammed Gazzali'nin ricasıyla İranlılar, tek taraflı olarak, Irak ordusuyla birlikte İran'a karşı savaşmış Mısırlı savaş tutsaklarını serbest bırakmaya razı oldular.

Çok daha yakın bir zamanda, 28 ocak günü, Müslüman Kardeşler'in şu andaki lideri Muhammed Mehdi Akef, Mehr Haber Ajansı'na verdiği bir demeçte "Müslüman Kardeşler, İslam Cumhuriyeti'nin kurucusunun fikirlerini ve düşüncelerini destekliyor" dedi ve şu sözleri ekledi, "Ayetullah Humeyni'nin fikirleri, özellikle de Filistin meselesine bakışı, Müslüman Kardeşler'in işgale karşı takındığı tavrın devamıdır."

Şii yönetimi altındaki Mısır: Fatımi Hanedanlığı

Mısırlılar, diğer Sünni Araplara nazaran Şiiliğe karşı daha açık ve olumlu bir bakış açısına sahip. Bunun bir nedeni, onuncu yüzyılda Mısır'da kurulmuş olan ve Şii İsmaililik hareketinin bir tür devamı niteliğindeki Fatımi Hanedanlığı'dır. Hanedanlık, İran ve Mısır arasında yaşanan karşılıklı olarak birbirini besleme, büyütme sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Mısır'da iki yüzyıl süren Fatımi Hanedanlığı yönetimi sırasında Mısır, İslam medeniyeti tarihinde ekonomik gelişme ve kültürel zenginlik bağlamında en parlak dönemlerini yaşamıştır. Fatımiler yönetimindeki Mısır'ın o dönemdeki sanatı bile İran'ın sanatsal üslubundan etkilenmiştir.

Fatımi dönemi, arkasında Mısırlılar üzerinde etkisini devam ettiren bir anlayış bıraktı. Uzun zaman önce hüküm sürmüş Şii yöneticilerin geride bıraktıkları izler Mısırlıların, Şii adet ve geleneklerine karşı sahip oldukları açık görüşlülük anlayışlarında hâlâ kendisini gösteriyor. Böylesi bir saygı Sünni dünyanın başka hiçbir yerinde rastlanmayan bir durum. Mısırlılar Şii döneminin sembolleri, simgeleri ve kutsal yerlerine karşı hala saygı duyuyorlar.

Örneğin Mısırlılar üçüncü Şii imam olan Hüseyin'in ve ailesinin Irak'ta Kerbela'da değil Kahire'de gömülü olduğuna inanıyorlar. Sünni Mısırlılar için Hüseyin'in, onun kız kardeşi Seyyida Zeynep'in ve Hüseyin'in kızı Assayeda Sakine'nin türbeleri Mekke ve Medine'den sonra dünyadaki en kutsal yerler. Şiiler gibi Kahire'deki Sünniler de Hüseyin'in ölümünü anmak için ortaya çıkmış olan Aşure geleneğini yerine getiriyorlar. Dahası, on dokuzuncu yüzyılın Mısır'ında Farsça bir edebiyat ve bilim dili olarak kabul ediliyordu. O dönemde Farsça yayımlanan gazetelerin varlığı da bu durumun bir yansıması.

Ayrıca, yukarıda ifade edilen Mısırlı siyasal İslamcıların, İranlı ruhban sınıfı üzerindeki etkilerine ek olarak, İranlı ruhban sınıfı bunun karşılığı olarak Mısır'daki İslamcı uynanışın şekillenmesine yardım etti. Dikkat çeken bir örnek El-Afgani ismiyle de bilinen on dokuzuncu yüzyıl İslamcılarından Seyit Cemal el-Din Asadabadi'dir. El-Afgani, ülkesi olan İran'dan Mısır'a geldiğinde bir Sünni olarak tanınmak için kendisini bir Afgan olarak tanıttı. Onun yeni ideolojisi, Müslümanlar arasında bir birliğin gerçekleşmesini savunuyor ve Müslüman toplumların sorunlarına çare bulacak "otantik İslam"ı araştırıyordu.

Böylesi bir geçmişin sonucu elbette, Mısırlıların Fatımiler zamanında olduğu gibi bugün de büyük bir çoğunluğunun Sünni olmasına rağmen, Şiiliğin uzun yıllardır Mısır'da olumlu bir tutumla karşılanıyor olması.

Günümüz Mısır'ında Şiilik

Bölgede, Şiilerin etkisinin giderek arttığı fikrinde olan Mısır hükümetinin bu durumdan gün geçtikçe daha çok endişe duymasından ötürü Şiiliğe karşı takınılan olumlu tutum son yıllarda bir ölçüde gücünü kaybetmeye başladı. Bunun bir sonucu olarak da Mısır hükümeti ve devlet medyası Şiilik ve Şii sembollerine karşı bir kampanya sürdürmeye başladı. 2005 yılının kasım ayında Mısır devlet başkanı Hüsnü Mübarek "çoğu Şii kendi hükümetlerine değil İran'a bağlı" ifadesini kullandı.

Mübarek'in bu ifadeleri Şiilerin kutsal şehirlerinden olan Irak'taki Necef'te gerçekleştirilen binlerce kişinin katıldığı gösteriler de dahil, muhtelif Şii gösterilerinin yapılmasına neden oldu. Daha sonra Mübarek, Şiilerin İran'a karşı duydukları sempatinin kendi dini inanşları bağlamında olduğunu, bu sempatinin siyasi bir bakış açısı içermediğini söylemek istediğini açıkladı.

Eski bir Müslüman Kardeşler üyesi ve önde gelen Mısırlı din bilginlerinden olan Şeyh Yusuf Karzavi birkaç kez "Şiilerin yükselişi"ne ve özellkile de Mısır'da Şiilerin ve İran hükümetinin misyonerlik faaliyetlerine dair uyarılarda bulundu. Karzavi, "Şiiliğin Mısır'a her geçen gün daha fazla sızması Irak'taki gibi bir iç savaşa yol açabilir" dedi. Mısır hükümeti toplumda sözü geçen din alimlerini ve El Ezher üniversitesinde görevli öğretim görevlilerini, Şiiliğin yükselişine karşı savaşmak için, Müslüman Kardeşler'e karşı harekete geçirme girişimlerinde bulundu.

Mısır'daki Şiilerin nüfusuyla ilgili güvenilir istatistikler yok. Şiilerin çoğu, Mısır hükümetinin baskısı altında oldukları için kamusal alanda kendi dinlerini açıklamaktan kaçınıyorlar. Bazı Batılı ve İbni Haldun Araştırma Merkezi gibi Mısırlı kaynaklara göre Şiiler, Mısır nüfusunun yüzde 1'inden daha az bir orana sahipler (yaklaşık olarak 657.000). Ancak, önde gelen Sünnilerden olan ve Şiilik mezhebine geçen Muhammed el-Darini bu rakamın 1.5 milyon olduğunu belirtiyor.

El-Darini ayrıca Mısırlı Şiilerin, İran'da kabul gören Şiilik inancı olan İsna Aşeriye'ye (On iki imam) bağlı olduğunu iddia ediyor. Ancak kendisi, Mısır'daki Şii toplumu ile İran hükümeti arasında bir bağlantı olduğunu reddediyor. El-Darini, "İran'ın bizim üzerimizde herhangi bir etkisi yoktur" diyor ve ekliyor: "Bazen, İranlılar bile bizi tutumlarımız ve ifadelerimiz yüzünden eleştiriyorlar. Herkes bilmelidir ki Şiilik kaynağını İran'dan alan bir mezhep değil, bir Arap mezhebidir. Ancak [dört geleneksel] Sünni ekol İran'dan gelmektedir."

Şiiliğin modern Mısır'da cazip olmasının nedenlerinden bir bölümü de bu mezhebin doktrinsel olmaktan çok siyasi bir anlam taşımasından kaynaklanıyor. Her yıl binlerce İranlı genç Şiinin, bir ölçüde kendi hükümetlerine bir tepki olarak başka dinlere geçmesi gibi, bazı genç Mısırlılar da Şiiliğe geçmeyi bir tür rejimi protesto eylemi olarak görüyor.

Sonuç

Mısırlı Müslüman Kardeşler ve Tahran arasındaki ilişkilerin büyük bir başarı kazanabilmesi pek mümkün görünmese de böylesi bir yakınlaşmanın sonuçları ABD için çok zarar verici olacaktır. İran, Körfez Bölgesi ve çevresinde kendi etki alanını genişletmeye odaklanmış bulunuyor.

Bu durumda, Ortadoğu'daki en güçlü muhalif tarafla bağlar kurulması, İran için ileriye dönük çok önemli bir adım olur. İran ve Hamas arasında uzun zamandan beri varlığını sürdüren ve her geçen gün güçlenen bağlar ve ayrıca konuyla ilgili olarak tarihe bir bakış, açıkça ortaya koyuyor ki, ABD'li siyasetçilerinin bu eğilimi göz önünde bulundurmaları gerekiyor.

Mehdi Halaji

İngilizceden çeviren Erkan Erginci

© The Washington Institute for Near East Policy (WINEP)

Mehdi Halaji, The Washington Institute'ta, İran ve Irak'ta günümüz Şii ruhban sınıfının siyasetteki rolü üzerine araştırmalar yapan bir akademisyendir.