05.07.2010İslam sineması ve İslam'da resim yasağıSinema resim yasağı için fazla hızlı

"Bir İslam sineması var mı?" Batılı eleştirmenler Arap sineması karşısında zorlanıyor. İslam'da resim yasağı tartışması, şimdiye kadar sinemayı dışarıda tuttu. Sanat tarihçisi Hans Belting, sinemanın da bu yasağın merkezinde yer alması gerekmez miydi, diye soruyor.

Hans Belting, foto Staatliche  Hochschule für Gestaltung Karlsruhe
H. Belting: " Modern medya ve televizyon aracılığıyla, İslami ağırlıklı toplumlarda sinema salonlarının bulunmadığı yerlerde bile kamuya açık ortamlarda, görüntü seyretme geleneği yerleşiyor…"
Arap dünyasından ya da İran'dan gelen rejisörler, sinema dünyasında tanıdık bir görüntü oldular. Bu arada kızları Samira ve Hana ile birlikte başarılı bir aile işletmesi yürüten Muhsin Makmalbaf, sinema deneyimimizde uzun süredir sağlam bir yere sahip. Yine de sinema eleştirisinin, dünyalarını bilmediği ve yapıtlarını sadece sinema sanatının elindeki olağan kategorilerle değerlendirdiği rejisörleri nasıl ele aldığı, tartışmalı bir konudur.

İngiltere'de yayımlanan "Third Text" dergisi, gazeteci ve tarihçi Ali Nobil Ahmad'ı konuk ettiği bir özel sayısında (Ocak 2010) bu soruyu ele alıyor. "Müslüman toplumlarda sinema" gibi bir konunun seçilmesi bile, giriş yazısındaki bir saptamayla, Asya, Ortadoğu ve Afrika'daki Müslüman toplumların birbirleriyle kıyaslanamayacağına değinilerek, sorunsallaştırılıyor.

Derginin yayın yönetmeni, bu sayıya konuk olmayı reddeden bir uzmana, "İslami sinema" kategorisinin, bu kategori altında biraraya getirilen çok farklı toplumlar dikkate alındığında, sadece Batılıların bir mesafe koyma gereksinimini tatmin eden bir klişe olduğunu ortaya koyma niyetlerini, anlatıyor.

Sinemanın akademik mezarcıları

Ayrıca dergide, toplumların tamamen farklı gerçekliklerini yansıtan film yapımının Batılı bir bakışla "İslami" olarak tanımlanması da ele alınıyor. New York'taki Columbia Üniversitesi'nde "İran Araştırmları" dersleri veren Hamid Dabashi, 2005 yılında Avrupa Sinema Ödülü'nü ve en iyi senaryo ödülünü alan, 2006 yılında da yabancı dilde en iyi sinema Golden Globe Ödülünü alan "Paradise Now" filmi hakkındaki tartışmalarda sert eleştirilerde bulunuyor. Dabashi, filmin yönetmeni Nany Abu Assad ile Filistin'e gitmiş ve yönetmenin 'arrested aesthetics' denilen sinema anlayışının temelinde yatan deneyimleri yerinde öğrenmişti.

Karıncaların çığlığı fılmınden bir sahne, foto DW
Muhsin Makmalbaf'ın "Karıncaların Çığlığı" filminden bir sahne. Belt, üçüncü dünya kavramının artık aşıldığını ama, bakış açılarının henüz değişmediğini söylüyor.
Yazar, film eleştirisi ve "Visual Studies"in akademik antropolojisinde, yapıtın siyasal boyutu uzaklaştırılmış bir biçimini görüyor. Böylelikle sinema bilimi "sinemanın ölümü"nü hızlandırıyor ve "ele aldığı her türlü sanat biçiminin grotesk bir cenaze töreni" için etnolojiye dönüşüyor, çünkü yapıtın içindeki yaşamı acılarıya ve zevkleriyle boşaltıp, malzemenin içindeki karşı çıkışı nötralize ediyor. Bu yüzden, mesleki bir deformasyonla sinema türünün derinlerdeki bir "mimetik krizine" işaret edilirken, Filistin filminin içindeki "travmatik realizm" gözden kaçırılıyor.

Batılı bakışın hâkimiyeti

Bu eleştiri, kendisine vesile oluşturan sinema medyasının daha ötesine uzanıyor; çünkü küreselleşme çağında, Batılı olmayan çağdaş sanatı da etki sahasına alan, akademik yorumlama yetkisine işaret ediyor. Liberallik ve açıklık adına bile Batılı bakış ile dünyanın geri kalanı arasında hemen bir uçurum oluşuyor, burada denetim, meraka üstün geliyor.

Gelişmekte olan ülkelerde sinema eleştirisinin de tıpkı sanat eleştirisi gibi az gelişmiş olması ve dolayısıyla profesyonel değerlendirme, yine eski yorumculara düştüğü için, aradaki uçurum da büyüyor. Gerçi Batılı bakış bir günah değil, temelinde bizim ayrılamaz bir parçamızı oluşturuyor, ancak yine de bu bakışın Batılı düşünce kalıplarına bağlı olduğunu ve başka kültürleri ve onların görsel geleneklerini layıkıyla değerlendiremeyebileceğini hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor.

Sinema filmlerinin özel durumu ise, yalnızca Batı pazarı ve Batılı yorumcular için üretilmiş olmamaları aksine, büyük bir yerel izleyiciye hitap etmeleridir. Bu yüzden Batıdaki film festivallerindeki alımlanış ile, filmin çekildiği yerdeki alımlanış arasındaki asimetri bir o kadar açıktır.

Hani Ebu Esad, foto AP
Rejisör Hani Ebu Esad, "Paradise Now" adlı filmiyle, 2005 yılında Avrupa Sinema Ödülü'nü ve en iyi senaryo ödülünü, 2006 yılında da yabancı dilde en iyi sinema Golden Globe Ödülünü almıştı.
Bu yüzden, sinemanın sanat dünyası karşısındaki avantajı yeniden önemsizleşir, çünkü güzel sanatların pazarda satılmaları ve yalnızca bazı gelişmekte olan ülkelerde henüz mevcut bile olmayan sanat izleyicisinin ziyaret ettiği yerlerde sergilenmesi gerekmektedir. Sinemada ise karşılanması gereken üretim masrafları söz konusudur ve bunlar da çoğu zaman sadece Batılı vakıflarla işbirliği yapılarak temin edilebilmektedir. Enstalasyon örneğinde bile seçkin bir medya olarak kalan güzel sanatların aksine, film onun içinde ve onun için çekildiği toplum tarafından da algılanacaktır.

Unutulmuş resim sorunu

Şu sıralar, "İslam" tartışmasında hızlı bir yönlendirme vaad ettiği için çok gündemde olan resim sorunu, yalnızca resimlerden oluşan ve bu yüzden bu sorunda birinci sırada yer alması gereken sinemayla nadiren ilişkilendiriliyor. Modern medya ve televizyon aracılığıyla, İslami ağırlıklı toplumlarda sinema salonlarının bulunmadığı yerlerde bile kamuya açık ortamlarda görüntüleri seyretmek yerleşiyor. Ancak bu görüntü üretimi geleneksel anlayışa uyuyor ve ayrıca, siyasal ya da oto sansüre maruz kalıyor.

Bu arada bu gibi toplumlarda filmler folklorden sinema sanatına, masal filminden alegorik dramaya ya da belgesel filme kadar tüm yollardan geçiyor; sınırları çiğniyorlar. Bu arada, sinema yapımcılarının gölgesinden kurtulmak istedikleri Batılı filmin alternatifleri açıkça ya da içkin olarak öylesine mevcut ki, sinema eleştirileri rejisörlerin tercihlerini hangi yönde kullandıklarını anlayamıyorlar ve egzotik estetiğe duyulan tüm hayranlığa rağmen kaçınılmaz olarak yanlış anlamalar ortaya çıkıyor.

Bu bakımdan da burada ele alınan özel sayı çok öğreticidir; çünkü yazarları arasında, kültürel olarak çizilmiş sınırların ötesine bakabilen bazı İngilizler de bulunuyor. Bunların arasında 2008 yılında Afrikalı sinemacılar için bir el kitabı hazırlamış olan Roy Armes de bulunuyor. Armes, 1948 yılında Tunus'ta doğan büyük Nacer Khemir'in "şiirsel vizyonu" hakkında yazdığı metinde, sinemacının kendi anlatımlarına dayanıyor: Khemir'in anlatı filmleri, sözlü hikâye anlatma geleneğine dayanıyorlar ve örneğin görünmez bir bahçe rüyasını tasvir ettiklerinde, minyatür resim sanatının güzelliğiyle rekabet ediyorlar. Bir başka yazıda da Pakistan sinemasının "altın dönemi" konu ediliyor, seksenli yıllardan sonra bu dönemi, korku temalı filimler dalgası izlemiş.

Film sahnesi
Paradise Now filminden bir sahne:İslam dünyasında film yapımı ciddiye alınacaksa, "sanattaki gettolaşma"nın aşılması gerekir diyor, Belting.
Londra'da "Hindistan Kültürleri ve Sineması" dersleri veren Rachel Dwywe, Hindu sinemasındaki yeni etnik görüntü politikasını inceliyor. Böylece, kültürleri, dile geldikleri filmler içinde tanımanın ne kadar anlamlı olduğu hemen ortaya çıkıyor. Sonunda kitap, monolitik bir "İslam dünyası" klişesinin ne kadar basit olduğunu ortaya koyuyor.

Aşılmış düşünce kalıpları

"Third Text" dergisinin kurucusu olan ve uzun yıllar yayın yönetmenliğini yapan Rashed Areen, 1987 yılında yayına başlayan bu dergiyle birlikte, dünyada başka bir örneği bulunmayan bir "çağdaş sanata ve kültüre eleştirel perspektifler" yayını oluşturdu. Bu arada üçüncü dünya kavramı aşıldı ama üçüncü dünya perspektifleri henüz eskimedi.

Sanatçı altmışlı yıllarda Pakistan'dan İngiltere'ye göç etmiş ve burada egemen sanat ortamıyla çatışmaya girmişti; örneğin sergilere katılması engellenmiş ve kendisi, modern sanatın "öteki hikâyesi"ni sunduğu sergiler organize etmişti. Başlarına benzer şeyler gelen diğer sanatçı meslektaşlarıyla dayanışma içinde, zaman zaman, farklı oluşunu vurgulamak için kendisini "Black Artist" olarak stilize etmişti.

Rashed Areen'in, evrensellik iddiasındaki resmi bir sanat ortamının dışlamasına karşı ve sözümona modernliğin vesayetine karşı yürütülen muhalefetin öncüsü olarak gösterdiği başarım tartışılmaz. Bugüne kadar yayımlanan yüz iki sayısında entelektüel düzeyini nerdeyse hiç zorlanmadan koruyan dergisi de (ne yazık ki bu ülkede kütüphanelerde çok zor bulunuyor) sanatın gettolaştırılmasını kırmayı, yazarların ve filozofların yazılarının gösterdiği gibi, sanatı ve kültürü bir bütün olarak kavramayı başarmıştır.

Hans Belting

© Frankfurter Allgemeine Zeitung 2010

Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel

Sanat tarihçisi Hans Belting'in son yayımlanan kitabı: "Florenz und Bagdad. Eine westöstliche Gescichte des Blicks". ["Floransa ve Bağdat. Bakışın batılı-doğulu bir tarihi."]

Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de 2010