15.09.2010Thilo Sarrazin tartışmalarıSalon ırkçılığına red
Entegrasyon tartışmalarının tam da sonuç vermeye başlayacağı bir dönemde konu olumsuz bir çıkışla yeniden alevlendi. Daniel Bax bunun, Almanya'nın göçmenlerle pek fazla ilişki kurmayan, eğitimli orta sınıfında, kafa karışıklığına neden olduğunu belirtiyor.
Alman kamuoyu, Thilo Sarrazin'in salon ırkçılığına karşı uzun süre dikkat çekici bir sükûnet gösterdi, diyor Daniel Bax. İmam Yakup Taşçı'nın 2004 Kasımında Berlin'in Kreuzberg semtindeki Mevlana Camisi'nde verdiği vaazda, Almanlara hakaret etmesinin ardından bazı gelişmeler yaşandı. Çünkü Alman kamu televizyonu ZDF'den bir kamera ekibi de camideydi ve imamın vaazını, kesitler halinde yayınladı.
Taşçı'nın hakaretleri arasında "Almanların işe yaramazlığı" ve nadiren yıkandıkları için terlerinin "kötü bir koku yaydığı" gibi ifadeler vardı. Nefret dolu vaazı kamuoyuna yansıdığında, bağlı olduğu derneği İslam Federasyonu, Taşçı'yı bütün görevlerinden azletti.
Sarrazin vakasıyla kurulacak tüm paralellikler de burada sona eriyor zaten. Zira Berlin'deki yabancılar polisi gerek Taşçı'nın bu vaazına, gerekse başka bir nefret konuşmasına dayanarak 59 yaşındaki imamı sınır dışı etme kararı aldı. Almanya'da geçirdiği 34 yılın ardından Taşçı 2005 yılında geri dönüş yolculuğu için valizlerini topladı. O zaman hiçbir gazete, şimdi Welt'in Thilo Sarrazin örneğinde yaptığı gibi bunu bir "şeytan çıkarma" deliliği olarak adlandırmamış ya da Bild gazetesinin başlattığı "ifade özgürlüğü kampanyası" benzeri bir harekete öncülük etmemişti.
SPD'li Berlin İçişleri senatörü Ehrhart Körting de o zamanlar bir "cadı avından" bahsetmiyordu hatırladığımız kadarıyla. Aksine: Körting o zaman imamın sınır dışı edilişini memnuniyetle karşıladığını ifade etmişti.

Bax, tanınmış siyasetçilerin Sarrazin'in ifadelerine açık biçimde karşı çıkmalarını, Almanya'daki tartışma kültüründe önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor. Buradan, kimin kime diş geçirebildiği konusunda Almanya'da bir çifte standardın olduğu sonucu çıkarılabilir: İslamcı boşboğazlara had bildirilirken, Alman kamuoyu Thilo Sarrazin'in salon ırkçılığına karşı uzun süre dikkat çekici bir sükûnet gösterdi. Nitekim insanların sabrının taşması için, Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Sarrazin'in geçen sene öne sürdüğü çarpık savlarını bir de kitap haline getirmesi gerekti.
Endişeli orta sınıf
Alman siyasetinin kararlı biçimde davranıp net bir tavır ortaya koyması, bir kırılma noktasına da işaret ediyor. Ne var ki, Merkel, Gabriel ve kurmayları, Sarrazin'in bu savlarının, özellikle endişeli orta sınıf arasında birçok sempatizan topladığını da görüyor. Bu güvensizlik ve endişeyi belli bir oranda anlamak mümkün. Zira Alman toplumu derin bir dönüşümle karşı karşıya, çoğu Almanya kentinde koca semtlerin sureti dönüşüyor, filarmoni orkestrasında bile başörtülü kadınlara rastlanıyor artık.
Federal Almanya'nın eğitimli üst orta sınıfını oluşturan ve göçmenlerle pek ilgisi olmayan, onları en fazla Polonyalı gündelikçiler suretinde tanıyan kesimlerinde bu gelişmeler rahatsızlığa yol açıyor. Sarrazin eski Federal Almanya'ya dair nostaljik tasvirleriyle, tarif ettiği şekilde hiç var olmamış bir geçmişe duyulan özlemi araç olarak kullanıyor.
Dikkat çekici bir nokta da, göçmenlerin entegrasyonu etrafında yürütülen bu tartışmanın, tam da sonuçlar alınmaya başlandığında alevlenmesi. Anlaşmalı evliliklerin sayısı seksenli yıllarda bugünkünden çok daha yüksekti; göçmen ailelerden gelen gençlerin oluşturduğu çevre o zaman da vardı.

Bax: "Günümüzde Almanya'nın alt toplumsal katmanının çok etnili olduğu aşikâr. Ama sorunların salt etnik köken ya da din seviyesine indirgenmesi, bunların çözülmesini kolaylaştırmayacak." Oysa ülkeye göç yoluyla gelmiş insanların başarı öykülerine ancak nadiren rastlanır, onun yerine Günter Wallraff'ın çoksatar romanı "En Alttakiler"deki gibi Türk işçilerin Almanya'da yaşadıkları sefalet hikâye edilirdi. Ancak Türk işçileri Alman orta sınıfına ne kadar yaklaştıysa, geçen zamanla beraber Alman orta tabakası onlardan bir o kadar uzaklaştı.
Karamsarlık sevdası
Hâlbuki Fransa ya da ABD'den farklı olarak Almanya, bugüne kadar "ırk temelli huzursuzluklara" maruz kalmamıştı ve burada gerçek anlamda "gettolara" rastlamak mümkün değil; nitekim Berlin'in Türk nüfusu yoğun Neukölln semti, Fransız banliyöleri ya da ABD'nin yoksul semtlerinin yakınından bile geçemez. Peki ama, Almanların bu karamsarlık sevdası neden?
Gerçi Sarrazin, neredeyse tüm Batı Avrupa ülkelerinde Müslüman ülkelerden gelen göçmenlerle ilgili problemler olduğu gözleminde haklı. Ne var ki, ABD ve Kanada gibi göç alan ülkelere bakıldığında, sorunların İslam'la pek fazla ilgisi olmadığı görülüyor. Eğitimsizlik ve işsizlik, aile içi şiddet ve gençlerin karıştığı suç olayları, alt sınıfların klasik sorunlarıdır. Oysa ABD'de Müslüman göçmenler orta sınıf içerisinde yer alırken, alt sınıf ağırlıklı olarak Siyahîler ve Hispanik kökenlilerden meydana geliyor.
ABD'de yürütülen benzer tartışmalar
Siyasi tartışmalar da benzer farklılıklar gösteriyor. Gerçi ABD'de belli bir azınlığın toplumsal yükselişe geçememesini zekâ eksikliğine bağlama denemesi olmuştu. İki Amerikalı bilim adamının 1994 tarihli kitabı "The Bell Curve" ("Çan Eğrisi"), ABD'de ırkçılık etrafında şiddetli tartışmalar yürütülmesine sebep olmuş ve toplumsal segregasyona yol açmıştı.

İki Amerikalı bilim adamının 1994 tarihli kitabı "The Bell Curve" ("Çan Eğrisi"), ABD'de ırkçılık etrafında şiddetli tartışmalar yürütülmesine sebep olmuş ve toplumsal segregasyona yol açmıştı. Harvard'lı iki araştırmacı olan Charles Murray ve Richard Herrnstein, siyahî ABD vatandaşlarının ortalamada beyazlardan daha düşük bir zekâ katsayısına sahip olduğu sonucunu veren araştırmalardan yola çıkarak, bekâr annelere destek sağlanmaması gerektiğini, zira bunun daha az zeki kadınları daha çok çocuk sahibi olmaya teşvik edeceğini ileri sürmüştü. Bahsi geçen bu düşüncede, Sarrazin'in Müslümanlar hakkında ileri sürdüğü tezlerin nüvesini görmek zor değil.
Sarrazin'in çoksatar kitabıyla koşutluklar sergileyen bir başka kitap Samuel Huntington'ın 2004 tarihli çok-kültürlülük karşıtı manifestosu "Who Are We?" ("Biz Kimiz?") Harvard'lı neo-muhafazakâr siyasetbilimci, kitabında memleketinin yabancılaşmasından endişe duyduğunu ifade ediyordu. Ancak söz konusu kitapta entegrasyona direnen kesim, Huntington'a göre ülkesinin beyaz, Protestan ve Anglosakson çoğunluğu için bir tehdit oluşturan Latin göçmenlerdi.
Günümüzde Almanya'nın alt toplumsal katmanının çok etnili olduğu aşikâr. Ama sorunların salt etnik köken ya da din seviyesine indirgenmesi, bunların çözülmesini kolaylaştırmayacak. Elbette Thilo Sarrazin'in gen araştırmaları aracılığıyla Henryk Broder'e Necla Kelek'ten daha yüksek bir zekâ katsayısı bahşetmesi Broder'i gururunu okşayabilir.
Çoğulcu bir toplumda, sadece göçmen ve eskiden buraya yerleşmiş yabancıların nasıl davranacaklarına dair bağlayıcı oyun kurallarına ihtiyaç yok. Aksine, hangi ifadelerin kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez olduğuna dair de net bir düzenlemeye ihtiyaç var.
Sarrazin meselesi insanların kafasının daha net olmasına yol açtı. Asıl şaşırtıcı olansa, "hoşgörüsüzlüğe çok fazla hoşgörü" tanındığından şikâyet edenlerin sızlanmaları.
Daniel Bax
Almancadan çeviren: Ogün Duman
© Tageszeitung 2010
Daniel Bax, Tageszeitung (taz) gazetesinin görüş ve tartışmalar sayfası editörü. Bax, sayfasında Almanya'da yaşanan İslam ve entegrasyon tartışmalarının yanı sıra Avrupa'daki yeni sağcı popülizme sıklıkla yer veriyor.
Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de 2010
Qantara.de
Rober Misik'ten Sarrazin yorumu
İnsanları aşağılamanın dayanılmaz hazzı
Nasıl oluyor da Thilo Sarrazin'in tuhaf savlarını tartışmak zorunda kalıyoruz? Bu bile, bu savlara gereğinden fazla değer vermek anlamına geliyor. Robert Misik'in konuyla ilgili yorumu.
Medyanın çarpık aynasında göçmenler
Medyada göçmen istismarı
11 Eylül terör saldırılarından sonra medyada göçmenlere karşı daha sert söylemler yer almaya başladı; eski önyargılar yeni çarpık görüntülerle birlikte yeniden yapılanıyor. Christoph Butterwegge'nin incelemesi.
Thilo Sarrazin: "Almanya kendini yok ediyor"
Duymayan kalmasın: Son yaklaşıyor!
Thilo Sarrazin bir parça çöküş edebiyatı yazdı. Kendini çölde sesini duyurmaya çalışan biri gibi hissediyor, ancak Almanya'nın kurtarılması için yaptığı önerilerin de artık bir yararı yok. Matthias Drobinski'nin değerlendirmesi.
Rober Misik'ten Sarrazin yorumu
İnsanları aşağılamanın dayanılmaz hazzı
Nasıl oluyor da Thilo Sarrazin'in tuhaf savlarını tartışmak zorunda kalıyoruz? Bu bile, bu savlara gereğinden fazla değer vermek anlamına geliyor. Robert Misik'in konuyla ilgili yorumu.
Medyanın çarpık aynasında göçmenler
Medyada göçmen istismarı
11 Eylül terör saldırılarından sonra medyada göçmenlere karşı daha sert söylemler yer almaya başladı; eski önyargılar yeni çarpık görüntülerle birlikte yeniden yapılanıyor. Christoph Butterwegge'nin incelemesi.
Thilo Sarrazin: "Almanya kendini yok ediyor"
Duymayan kalmasın: Son yaklaşıyor!
Thilo Sarrazin bir parça çöküş edebiyatı yazdı. Kendini çölde sesini duyurmaya çalışan biri gibi hissediyor, ancak Almanya'nın kurtarılması için yaptığı önerilerin de artık bir yararı yok. Matthias Drobinski'nin değerlendirmesi.