05.03.2010AKP ile Ordu arasında iktidar mücadelesiOtoritarizme doğru (mu?)

Kısa süre önce, hükümete karşı balyoz darbe planı çerçevesinde yüksek rütbeli subayların gözaltına alınmasıyla, Türkiye'de ortam yine gerildi. Ordu iyice baskı altına alınıyor, paşaların perde arkasında ipleri elinde tuttuğu dönemler artık geride kaldı diyor, Jürgen Gottschlich.

Ilker Basbug, R. Tayyip Erdogan, foto dpa DW
Başbakan Erdoğan, üçlü görüşmenin ardından basında çıkan yorum ve spekülasyonları olumsuz bularak eleştirdi...
"Bu memlekette kimin kızının başı örtülü, hepsini fişlemişler. Kimin çocuğu İmam- Hatip'e gidiyor hepsini fişlemişler. Kim muhafazakar, kim ramazanda oruç tutuyor hepsini fişlemişler. Eee şimdi biz onları fişliyoruz. 40 sene onlar bu halka yaptı, inşallah sıra bizde."

AKP'li milletvekili Avni Doğan kısa bir süre önce bu açıklamayı yaptığında, parti yönetimi hiç gecikmeden tepki gösterdi. Avni Doğan'a uyarı cezası verildi ve partinin bir sözcüsü, hükümetin yaptığı her şeyin kesinlikle intikam amacıyla değil, demokratik standartların yerleştirilmesi amacıyla yapıldığını bildirdi.

Buna rağmen geçen hafta Türklerin büyük çoğunluğunun zihninde Avni Doğan'ın sözleri tekrar tekrar yankılandı. Ülke çapında özel polis birlikleri muvazzaf ya da emekli generalleri ve yüksek rütbeli askerleri gözaltına almak için harekete geçti.

Ordu için bir kâbus

Türkiye'de şimdiye kadar eşi görülmemiş bir operasyonla 49 subay gözaltına alındı; 2003 ve 2004 yıllarının ordu komutanlarının hemen hepsi tutuklananlar arasında bulunuyor. Oysa bu sadece bir başlangıçtı.
Görevdeki Genelkurmay Başkanı Başbuğ şoke olmuş bir halde susarken –belli ki operasyondan önce kendisine haber verilmemişti– askerler milletin gözü önünde art arda savcının karşısına çıkarıldılar.

Hepsine de, Erdoğan hükümetine yönelik bir askeri darbe hazırlıklarına katılma suçlaması yöneltildi. İddia edildiğine göre, ülkenin istikrarsızlaştırılması için bir caminin havaya uçurulması, Ege denizi üzerinde Türk ordusuna ait bir savaş uçağının düşürülüp, suçun Yunanistan'a atılması planlanmıştı.

Gözaltına alınmalardan sonra, Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan arasında bir buluşma gerçekleşti. Başbuğ toplantının sonunda, askerlerin yargı kararlarına boyun eğeceğini garantiledi. Bunun karşılığında daha o akşam en yüksek rütbeli eski üç general geçici olarak serbest bırakıldı.

Erdoğan, Gül ve Başbuğ toplantıda, foto AP
Son gözaltı dalgasından sonra, Genelkurmay Başkanı Ilker Başbuğ, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan arasında bir buluşma gerçekleşti. Başbuğ toplantının sonunda, askerlerin yargı kararlarına boyun eğeceğini belirtti.
Ancak ordunun kâbusu henüz sona ermiş değil. Geçen Cuma hemen yeni bir gözaltı dalgası başladı ve ancak bu haftanın başında Başbuğ, bir süre önce açıklanan bir başka darbe planının yer aldığı belgenin, kendisinin şimdiye kadarki iddialarının aksine sahte değil, gerçekten de kendi kurmayında hazırlanmış olduğunu açıkça kabul etti.

Ergenekon örgütü ile ilişkiler

O zamandan beri ordu kesin olarak köşeye sıkışmış durumda. Geçen haftaki gözaltılardan sonra yaklaşık 40 yüksek rütbeli subay hapiste. Daha 2007 ve 2008 yıllarında Ergenekon denilen soruşturmayla gözaltına alınmış olan eski generaller de buna ekleniyor.

Ergenekon, İslami AKP hükümetini düşürmek amacıyla biraraya gelen askerler, bürokratlar, gazeteciler, profesörler ve hakimlerden oluşan bir örgütlenme. Bazı özel savcılar 2007 ortasından itibaren ülke çapında gerçek ya da sözde komplocular ağını ortaya çıkarmak için çalışıyor. Bu sırada geniş kapsamlı dinlemeler yapıldı.

Bu arada, sosyolog ve gazeteci Haluk Şahin'in de aralarında olduğu azımsanamayacak sayıda aydın da, potansiyel darbeciler ile hükümetin barışçıl muhalifleri arasındaki sınırın çoktan aşılmış olmasından yakınıyor. "Bir yıldırma sistemi hüküm sürüyor."

Ülke yüksek rütbeli subaylara yönelik ilk gözaltılardan sonra nefesini tutmuş ve buna yanıt olarak şimdi tanklar mı geçecek diye endişeyle sormuştu kendine; şimdi bu endişelerin yerinde yeller esiyor. Şimdi artık Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un vaktinden önce görevden alınması tartışılıyor. Ne var ki Erdoğan'ın buna karşı olduğu, çünkü sıralama uygun olarak Başbuğ'un yerini alacak generalin "demokratik bir anlayış için güvence" oluşturmadığını düşündüğü söyleniyor.

Daha altı ay öncesine kadar, bir başbakanın bir genelkurmay başkanını kolaylıkla emekliye ayırabileceği kimsenin aklına bile gelmezken, şimdi yerine geçecek uygun birisi bulununcaya kadar görev başındaki komutanın şimdilik görevde kalması tercih ediliyor.

90 yıllık cumhuriyet tarihi sona eriyor

Böylelikle Türkiye'de 90 yıllık bir Cumhuriyet tarihi sona eriyor. Paşaların sahne önünde ya da kulislerin arkasında ipleri tuttukları dönem kesin kapanıyor. Genelkurmay Başkanı Başbuğ bile bunu kabul ediyor. Başbuğ bir hafta önce "Ordunun darbe yaptığı günler geride kaldı" diye konuştu.

Yine de ülkede çok temkinli bir ruh hali hüküm sürüyor. Zaman zaman zafer borularını üfleyen birkaç ünlü İslamcı yorumcu dışında, sokakta asker üzerinde zafer kazanıldığına dair bir coşku hissetmek mümkün değil.

Türkiye'de yaşayan insanların çoğunluğunun gündemini, sürekli artan işsizlik, işsiz kalma korkusu ve sosyal düşüş belirliyor; insanlar İslamcılar ile Kemalistler arasındaki iktidar savaşının dikkatleri ülkedeki gerçek sorunlardan uzaklaştırdığını uzun süredir hissediyorlar.

Yala ama Yutma afiş, foto http://yalaamayutma.com/
Kumbaracı50 Genel Koordinatörü Nilgün Kurt, "Yala ama yutma" adlı tiyatro oyununun tehditler sonucu sahnelenememesi ilgili olarak, "Sahnemizi açtığımız Yala Ama Yutma! ekibiyle fikirlerimizi paylaşarak ve yan yana durarak 'ortak' kararlar aldık. Bu kararları oyuncuların, seyircilerimizin, mekânda ve çevresinde var olan komşularımızın can güvenliğinı korumak amacıyla aldık." dedi
Entelektüeller, sanatçılar, yazarlar ve kültür insanları arasında durum farklı görünüyor. "Taraf" gazetesinin yazı işleri müdürü Ahmet Altan, ya da Türkiye Ermenilerinin gazetesi "Agos"un yayın yönetmeni olarak Hrant Dink'in yerine geçen Etyen Mahçupyan gibi bazıları AKP hükümetinin demokratik kazanımlarını hararetle savunurlarken, kimileri de yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olmaktan korkuyorlar.

İslamcı Vakit gazetesinin kışkırtma kampanyası

Bu kişilerden biri de yazar ve dramaturg Özen Yula. Geçen hafta İstanbul'daki "Kumbaracı50"nin bir sözcüsü aracılığıyla "Hayatım tehlikede" mesajını ileten "Yala ama Yutma" oyununun yazarı Özen Yula. Bu oyun geçtiğimiz günlerde Yula ve tiyatro topluluğunun üyelerinin aldıkları yoğun tehditler sonucunda sahnelenmeye başlanmadan gösterimden kaldırıldı.

Oyunda dünyada iyi bir insan bulmaya çalışan bir melek konu ediliyor. Melek, maddi durumunu porno filmlerde oynayarak düzeltmeye çalışan, yoksul bir ev kadını görünümündedir. Bu kadarı bile, İslamcı "Vakit" gazetesinin, inançlı Müslümanların bu kötü tiyatro oyunu karşısında dehşete kapıldıkları gerekçesiyle kelimenin tam anlamıyla bir kışkırtma kampanyası başlatması ve oyunun yasaklanmasını istemesi için yeterliydi.

Bunun üzerine AKP'lilerin elindeki Beyoğlu Belediyesi tiyatroyu mühürledi. Mühürlenme gerekçesi, binada yangın merdiveninin bulunmayışıydı. Ünlü bir televizyon programcısı konunun üstüne gitti ve sonunda öyle bir kamuoyu baskısı yarattı ki, Belediye Başkanlığı geri adım atmak zorunda kaldı. Ancak, oyuncuların yaşamlarından duydukları endişe nedeniyle tiyatro yönetimi sonunda oyunu programdan çıkarttı.

Bu tiyatronun başına gelenler kesinlikle bir istisna oluşturmuyor. Türkiye'de çıplak insan bedeni gösteren sanat bugünlerde büyük sorunlarla karşılaşıyor. Hatta ülkenin en başarılı televizyon dizisinin yapımcıları bile bunu tecrübe ettiler. Türk televizyonlarının en başarılı pembe dizisi olan "Aşk-ı Memnu" Arap ülkelerine de satılmış ve bu ülkelerde kült statüsüne erişmişti.

Aşk-ı Memnu kara listede

Aşk-ı Memnu Afiş
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf"a göre, amcasının karısına aşık olan bir adamın öyküsünü anlatan bu dizi, ülkenin aile değerlerini sarsıyor.
Suudi Arabistan gibi ülkelerde din adamlarından bu TV dizisinin yasaklanması talebi geldikten sonra, Türkiye'de de "Aşk-ı Memnu"yu kara listeye alma tartışmalara başladı. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf geçenlerde, amcasının karısına aşık olan bir adamın öyküsünü anlatan bu dizinin, ülkenin aile değerlerini sarstığını söyledi. O günden beri medya denetim kurulu olan RTÜK diziyi yasaklamanın fırsatını kolluyor.

Özgürlüğe ulaşmaya çalışan bir toplum ile nüfuzları giderek artan dini cemaatler ve partiler arasındaki kültür savaşı sadece tiyatro, sinema ve televizyonla sınırlı değil.

İstanbul'un deniz kenarındaki semti Moda'da yer alan bir içkili lokantanın müdavimleri, geçtiğimiz yaz bira ve diğer alkollü içkilerin menüden kalktığını gördüler. Lokantanın işletmesi bir belediye kuruluşuna verilmişti, bu kuruluş da alkol servisini yasaklamıştı. İstanbul'un diğer semtlerinde alkol yasakları sessizce kabul edilirken, son derece batılı bir semt olan Moda'da bu yasak bir isyana yol açtı.

Semt sakinleri haftalar boyunca lokantanın önünde ellerinde biralarla protesto gösterileri yaptılar ve boş zamanlarında yörenin en güzel yerinde alkollü içecekler de içebilme haklarını savundular. Buna yanıt olarak polis geldi ve artık bir daha hiç kimse orada görünmeye cesaret edemeyinceye kadar, insanları tartakladı.

Bu arada İstanbul birçok İslamcı fanatiğin gözünde hala bir günah yuvası. Anadolu'nun birçok kentinde, yeni bir alkollü işletme ruhsatı almak şimdiden imkansız hale gelmiş durumda. Konya veya Kayseri gibi büyük şehirlerde alkol hiç yok gibi.

Bu tür gelişmeler karşısında uzun süredir AKP'nin aydın yandaşları da kuşku duymaya başladılar. Onlardan bir tanesi de şimdiye kadar hükümeti hep savunmuş olan köşe yazarı Mustafa Akyol. İki gün önce köşesinde şöyle yazdı: "AKP'nin siyasal kültürünün daha fazla otoriterizme eğilim gösterdiğine inanıyorum. Tamamen AKP'nin tahakkümündeki bir Türkiye bu yüzden ne hoş, ne özgür, ne de demokratik olacaktır."

Jürgen Gottschlich

Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel

© Qantara.de 2010