20.12.2010Thomas Lehr: "September- Fata Morgana""Nefret etme hakkı diye bir hak yok!"
Thomas Lehr, eleştirmenlerin övgüyle karşıladığı romanı "September- Fata Morgana"da, ABD ve Irak'ta yaşayan iki aileyi, 11 Eylül ve sonuçları hakkında konuşturuyor. Yazar bunun için, İslam'ı ve Ortadoğu'yu yoğun bir biçimde incelemiş. Katy Derbyshire kitabı değerlendiriyor.
Katy Derbyshire: "Thomas Lehr, çoğu zaman doğa bilimiyle felsefeyi birleştiren iddialı ve güçlü bir dile sahip romanlarıyla tanınıyor." "Eylül" [September] edebi açıdan iddialı bir metin. Thomas Lehr bu kitapta noktalama işaretleri kullanmaktan büyük ölçüde kaçınıyor, kahramanlarının akıcı bir biçimde anlatmalarına ve konudan sapmalarına, güzel ve travmatik anıları yaşamalarına, kendi şiirlerini ve edebi alıntılarını eklemelerine izin veriyor.
Güçlü bir ritmi olan anlatım tarzı, dört anlatıcının ümitsiz ruh haline mükemmel bir biçimde uygun düşüyor. Roman figürleri aslında birbirleriyle hiç karşılaşmadıkları halde edebi bir diyalog içine giriyorlar? Yoksa karşılaşıyorlar mı?
Sevgiyle tasvir edilen bu figürler, bütün hikâyeyi taşıyor. Alman kökenli Amerikalı bir Cermen dilleri uzmanı olan Martin, New York'taki ikiz kulelere yapılan saldırıda eski eşini ve kızı Sabrina'yı yitiriyor. Hikâyede Sabrina'nın kendisi de söz alıyor, onunla aynı yaşta olan Irak'lı Muna ve batılı düşünceye sahip bir hekim olan babası Tarık da diyaloğa katılıyorlar. İki adamı ve romanı bir arada tutan metaforik parantez şu: Tarık da eşini ve kızını, 2004 yılında Bağdat'taki pazar yerine yönelik bir saldırıda yitiriyor.
Ayrıntılı araştırma

Derbyshire, "Yazar Lehr, Batı'nın egzotik bir Şark'a ilişkin tasavvurlarıyla bilinçli olarak oynuyor. Okuru böyle klişelerle tuzağa düşürüp, onu bir anda Bağdat'taki şiddet yüklü gerçekliğin dehşetiyle karşı karşıya getiriyor" diye yazıyor. Thomas Lehr belki de kültürel diyalog düşünüldüğünde, akla ilk gelen Alman yazar değil. Lehr tarihi bir kent olan Speyer'de, 1957 yılında doğdu. Biyokimya okuyan Lehr, önce programcılık yaptı, 1999 yılından bu yana da kendini tamamen yazmaya verdi ve çoğu zaman, doğa bilimiyle felsefeyi birleştiren iddialı ve güçlü bir dile sahip romanlarıyla tanınıyor.
Ne var ki, Thomas Lehr, Deutschlandradio'ya verdiği bir mülakatta belirttiğine göre 11 Eylül saldırılarından sonra yaşadığı şoku, konuyla ilgili malzemeler toplayarak atlatmaya çalışmış. Daha sonra konuyu, Irak Savaşı'nı da içine alacak şekilde genişletmiş. İslambilimci Stefan Weidner ve Angelika Neuwirth'ten tavsiyeler ve okuma önerileri almış, Suriye'ye ve Ürdün'ü ziyaret etmiş. Thomas Lehr, Bağdat'ın kendisi için fazla tehlikeli olduğunu söylüyor.
Yazar açısından en önemlisi, Berlin'de sürgünde yaşayan Iraklılarla sık sık buluşmasıymış, böylelikle büyük Iraklı şair Fadıl el Azavi ile aralarında yakın bir dostluk kurulmuş.

11 Eylül 2001 saldırıları, Thomas Lehr'in Ortadoğu ve Irak savaşıyla ilgilenmesi için bir vesile olmuş... Oryantalizmin sarp kayalıkları
Lehr, üç yılı aşkın bir zaman dilimi içinde, 2001 Eylül'ünden 2004 Eylül'üne ABD ve Irak'taki iki ailenin portresini empatiyle ve etkileyici bir biçimde anlatıyor. Böylelikle, oryantalizmin sarp kayalarına çarpmadan, etrafından dolaşmayı da örnek oluşturacak bir biçimde başarıyor.
İki kız çocuğu gizemli bir biçimde birbirleriyle bağıntılılar; Sabrina çocukluğunda kendine bir Arap prensesi olan hayali bir kız kardeş yaratıyor; öte yandan Muna eskiden gerçek hayatta bir Arap prensesiymiş.
Her roman figürü bir bölümde kendi öyküsünü anlatıyor, bu arada Muna romanı "Binbir Gece"den alınma muhteşem bir fanteziyle açıyor. Muna büyükannesinin yatağının altına girip hayaller kurarken, ablası düğün gecesi bir vali tarafından kaçırılıyor. Ancak romanın akışı içinde Muna gerçeklerin zeminine geri dönüyor, çünkü kız kardeşinin serüveni, Saddam Hüseyin'in işkence odalarında son buluyor.
Lehr, egzotik bir Şark'a ilişkin tasavvurlarıyla bilinçli olarak oynuyor. Okuru böyle klişelerle tuzağa düşürüp, onu bir anda Bağdat'taki şiddet yüklü gerçekliğin dehşetiyle karşı karşıya getiriyor; savaş öncesinde, savaş sırasında ve sonrasında. Kitabın sonlarına doğru şiddet bir kez daha korkunç biçimler alıyor, bu arada Muna, Şii-Sünni cepheleri arasında kalıyor.

Roman kahramanlarından Iraklı doktor Tarık da, karısını ve kızını Bağdat'ta bir saldırıda yitiriyor. Savaş ve sonuçları
Çok geçmeden şiddet Martin ve Sabrina'nın hayatına da giriyor. Sabrina yeni arkadaşıyla birkaç hafta geçirmek üzere Kaliforniya'ya giderken, 11 Eylül sabahının erken saatlerinde, annesini Dünya Ticaret Merkezi'ndeki bürosunda ziyaret ediyor.
Saldırıdan sonra Sabrina'nın babası Martin bir bunalıma giriyor ve böyle bir şeyin nasıl olabildiği üzerine uzun uzun düşünüyor. Konuşmalarında ve kendi ümitsiz düşüncelerinde, nefret güdüsüyle hareket edip kızını, boşandığı eşini ve başka binlerce insanı öldüren o "gençleri" tasavvur ediyor.
Yanıtlar arıyor, Amerikan-Irak ilişkilerinin etkileyici öyküsünü gösteriyor, İslamcılık hakkında araştırma yapıyor, ama –kendisi için "nefret etme hakkının" olmayışı dışında–, kesin bir sonuca varamıyor.
Tarık da hayata, kızı Muna'dan daha berrak ama daha umursamaz bir felsefeyle bakıyor. Bir hekim olarak, hastalarını ambargo koşullarında olabildiği kadar iyi muayene ediyor, daha sonra Saddam Hüseyin'in ve Amerikan bombardımanlarının kurbanlarını sayıyor.
Tarık bize –bir Saddam karşıtı olarak Amerikan işgalinin durumu daha iyileştireceğini umduğu halde–, savaş ve getirdiği sonuçlarla "berberleştirilen" bir toplumu gösteriyor; aileler çok dar bir alana sıkışıyorlar, yağmalar ve insan kaçırmalar başlıyor.
"Allah'tan başka galip yoktur."

Thomas Lehr, "Diyalog olanağı ancak, kendi sınırlılığımızı ve kültürel perspektifimizi aştığımız zaman doğar" diyor. Thomas Leer, kitabını birbirinden farklı bu dört perspektiften anlatarak, ona diyalog özelliği kazandırıyor: "Diyalog olanağı, ancak kendi sınırlılığımızı ve kültürel perspektifimizi aştığımız zaman doğar" diyordu, bir söyleşide.
"Kitabın ahlakı, öteki bakış açısının benimsenmesidir. Okura, öteki tarafta yer alındığında nasıl olabileceğinin duygusunu iletmek istiyorum."
Thomas Lehr'in esin kaynakları da iki kültürden alınma. Metin, Amerikan şairler Walt Whitman ve Emily Dickinson'dan Goethe'nin "Batı-Doğu" divanına, İranlı şair Hafız'a (1319 – 1389) ve yine İranlı bilgin ve şair Ömer Hayyam'a (1048 – 1123), Gılgamış Destanı'na kadar uzanan şiir alıntılarıyla süslenmiş bir anlatı.
Bu roman hem Amerikan hem de Irak kültürüne karşı büyük bir saygı duyulmasını sağlıyor. Roman kişilerinin tesadüfen –belki gerçek hayatta, belki de bir tür serapta– karşılaştıkları, düş gibi sahnelerle sona eriyor.
Son söz de, kültürlerin eski bir buluşma yerinde, Gırnata'daki Elhamra'da bulunan bir kitabenin mütevazı cümlesiyle söyleniyor: "Allah'tan başka galip yoktur."
Katy Derbyshire
© Qantara.de 2010
Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel
Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de 2010
Thomas Lehr: "September. Fata Morgana", Hanser Verlag, Münih 2010.
Qantara.de
Kamila Şemsi ile söyleşi
Afganistan işgali öncesi ve sonrası
Kamila Şemsi, genç bir Pakistanlı yazar. Kitaplarının konusunu ağırlıklı olarak, Ziya ül Hak'ın 80'li yıllardaki askeri dikta dönemi oluşturuyor. Claudia Kramatchek yazarla, Ziya ül Hak döneminin 11 Eylül olaylarıyla ilişkisi üzerine söyleşti.
İranli ve Suriyeli Haşişiler
11. yüzyıldan 11 Eylül'e
Alman medyasında İslamcı intihar komandoları, hâlâ Ortaçağ'ın Haşhaşileriyle ilişkilendiriliyorlar. Ancak bu tarikatın şehitler kültü ve alçakça işledikleri cinayetler, günümüzün radikal İslamcı hareketleriyle gerçekten ilişkilendirilebilir mi? Arian Fariborz’un yorumu.
Amerika'nın terörle mücadelesi
Başarısız bir stratejinin bilançosu
Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 Eylül’den beri yürüttüğü küresel siyasetin ne denli başarısız olduğunu anlamak için 2001'in hayalleriyle 2007'nin gerçekleri arasındaki uçuruma bakmak yeterli. Paul Rogers yorumluyor.
Jürgen Todenhöfer ile söyleşi
"Neden Öldürüyorsun Zaid?"
Irak Savaşı’nın başlamasından beş yıl sonra, eski Hıristiyan Demokrat politikacı Jürgen Todenhöfer Irak'a gitti. Todenhöfer Irak'ta direnişçiler ve El Kaide teroristleri ile röportajlar yaptı. İzlenimlerini yeni çıkan "Neden öldürüyorsun Zaid ?" adlı kitabında anlattı. Yazar ile Hisham Adem konuştu.
Kamila Şemsi ile söyleşi
Afganistan işgali öncesi ve sonrası
Kamila Şemsi, genç bir Pakistanlı yazar. Kitaplarının konusunu ağırlıklı olarak, Ziya ül Hak'ın 80'li yıllardaki askeri dikta dönemi oluşturuyor. Claudia Kramatchek yazarla, Ziya ül Hak döneminin 11 Eylül olaylarıyla ilişkisi üzerine söyleşti.
İranli ve Suriyeli Haşişiler
11. yüzyıldan 11 Eylül'e
Alman medyasında İslamcı intihar komandoları, hâlâ Ortaçağ'ın Haşhaşileriyle ilişkilendiriliyorlar. Ancak bu tarikatın şehitler kültü ve alçakça işledikleri cinayetler, günümüzün radikal İslamcı hareketleriyle gerçekten ilişkilendirilebilir mi? Arian Fariborz’un yorumu.
Amerika'nın terörle mücadelesi
Başarısız bir stratejinin bilançosu
Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 Eylül’den beri yürüttüğü küresel siyasetin ne denli başarısız olduğunu anlamak için 2001'in hayalleriyle 2007'nin gerçekleri arasındaki uçuruma bakmak yeterli. Paul Rogers yorumluyor.
Jürgen Todenhöfer ile söyleşi
"Neden Öldürüyorsun Zaid?"
Irak Savaşı’nın başlamasından beş yıl sonra, eski Hıristiyan Demokrat politikacı Jürgen Todenhöfer Irak'a gitti. Todenhöfer Irak'ta direnişçiler ve El Kaide teroristleri ile röportajlar yaptı. İzlenimlerini yeni çıkan "Neden öldürüyorsun Zaid ?" adlı kitabında anlattı. Yazar ile Hisham Adem konuştu.