29.12.2010Elif Şafak: "Siyah Süt"Mürekkep, ana sütü ve parmak kadınlar arasında

Elif Şafak'ın 2007 yılında yazdığı "Siyah Süt" adlı roman "Als Mutter bin ich nicht genug" adıyla Almancaya çevrildi. Romanı okuyan Sabine Kleefisch, "Almanca başlık daha farklı olabilirdi" diye düşünüyor.

Elif Şafak, foto AP
Elif Şafak: "Önyargılı oluşumdan bıktım. Küçük şeylerin güzelliğini görmediğim, evliliğe ve aile yaşamına karşı olduğum, kendime eziyet ettiğim ve bavulumu şehirden şehire, ülkeden ülkeye sürüklediğim için üzgünüm."
Bu duyguyu kim bilmez: Önemli bir kararın alınması gerekiyordur; bütün argümanlar özenle, rasyonel bir biçimde ölçülüp biçilir ve en iyisinin hangisi olduğu bulunur, ama yine de tamamen başka bir şey yapılır. İçimizdeki ses öyle istemiştir. Çoğu zaman, içimizdeki ses denen şey bize neyi fısıldıyorsa onu yaparız. Elif Şafak için durum biraz daha karışık, çünkü onun yalnızca bir değil tam altı iç sesi var: İki tanesini çok geç keşfediyor; belki de daha fazlası vardır, en doğrusunu kim bilebilir?

Ancak Elif Şafak'ta farklı olan bir şey daha var: Kadınların çoğu evlenip çocuk yaptıktan ve birkaç yıl ev kadını hayatı yaşadıktan sonra bir orta yaş krizine giriyorlar ve hepsi bu muydu diye sormaya başlıyorlar kendilerine. Buna karşılık Elif Şafak zaten yıllardır başarılı ve ünlü bir yazardı, bağımsız, bekâr ve çocuksuzdu; otuzlu yaşlarının ortasında vapurla boğazı geçerken gördüğü iki çocuk annesi ve yeniden hamile bir kadın birdenbire onu yoldan çıkarmış. Daha sonra neler olduğunu 'Siyah Süt' kitabında anlatıyor.

Bölünmüş kişilikler

Kitabın Almanca başlığı kulağa, bir kendine acıma ve kadınların bir erkek dünyasında uğradığı haksızlıklar karşısında yakınma gibi geliyorsa da, çok geçmeden, kitapta son derece eğlenceli bir kişisel mutluluk arayışından söz edildiği anlaşılıyor. Üstelik kitap yalnızca kadınlara değil, kendini hep parçalanmış, bölünmüs hisseden ve önceden biçilmiş hiç bir role tam uygun olmadığını düşünen herkese hitap ediyor.

Şafak, yaşamda gerçekten değerli olan şeyi arayışına, bizi de tanık ediyor; önyargısız ve birazcık da çılgın. Çünkü iç sesleri yalnızca bilinçdışının derinliklerinden kopup gelen dağınık duygulardan ibaret değil. Bunlar yaklaşık 20 santimlik parmak kadınlar; her birinin kendi ismi ve Elif'in yaşamının nasıl olması gerektiğine dair belirli görüşleri var. Bu parmak kadınların, düşüncelerinin gerçekleşmesi için kullandıkları oldukça somut yöntemler bulunuyor.

Ne var ki, Elif Şafak'ın tanımıyla bu küçük "parmak kadın"lar birbirlerine karşı hiç de anlayışlı değiller. Bu yüzden Elif Şafak, parmak kadınların birbiriyle çelişen taleplerinin hengâmesi içinden doğru yolu bulmakta zorlanıyor.

Bir o yana bir bu yana savruluyor, çünkü "klasik kadın rolü" dediği şeyi şimdiye kadar reddetmiş olmasına rağmen çocuk sahibi olmaktan hoşlandığını kendine yavaş yavaş itiraf etmek zorunda kalıyor. Ancak bir anne olarak artık yazar olamayacağından korkuyor, oysa yazmak onun için yaşamın asıl anlamını oluşturuyor. Bu arada biyolojik saatinin tik taklarının daha yüksek sesle çıktığını duyuyor.

Faşizm ve top kekler

Zihninde, yazarlığın evlilikle ve annelikle bağdaşabilirliğine dair bir görüntü oluşturmak için, başka ünlü kadın yazarların hayat hikâyelerini inceliyor. Bunlardan biri de, tutkuları ve boşanma ile biten çileli bir evlilikten sonra gaz sobasını açarak intihar eden ve iki küçük çocuğunu annesiz bırakan Amerikalı kadın şair Slyvia Plath. Bu hayat hikâyelerinin çoğu, mutsuzluk ve kendini mahvetme hakkında mükemmel kılavuzları andırıyorlar. Gerçekten annelik ve yazmak birbirleriyle kesinlikle bağdaşmayan iki durum mudur?

Elif Şafak, parmak kadınlarının içinde en kariyer bilincine sahip olanın etkisiyle, ABD'de bir kadın kolejine kaçıyor. Uçuş sırasında ilk kez anaç parmak kadınıyla, tıknaz ve iyi yürekli Anaç Sütlaç Hanımla karşılaşıyor. Anaç sütlaç hanımla yaptığı, Elif'in anaç yönünü neden yadsıdığına dair tartışma hemen politik bir tartışmaya dönüşüyor – Anaç Sütlaç Hanım basit yaşamın nimetlerini övüyor, Elif Şafak, Hannah Arendt'ten alıntı yapıyor. Küçük parmak kadın nerdeyse hayal kırıklığına uğruyor "'Aman Allahım' diyor ve gözlerini faltaşı gibi açıyor. 'Kendine ne yaptığının farkında değil misin? Ben evlenmekten, çocuklardan ve top keklerden söz ediyorum, sen benim karşıma Hitler ve Nazilerle geliyorsun.'"

Almanca kitap kapağı
Elif Şafak'ın 2007 yılında yazdığı "Siyah Süt" adlı roman "Als Mutter bin ich nicht genug" adıyla Almancaya çevrildi...
Anaç Sütlaç Hanım, köylü pazarından organik sakız kabağı alması ve kokulu mumların evde yarattığı havadan coşku duyması için, Elif'i boş yere ikna etmeye çalışıyor. Yine de bütün bu kaçışlar ve yadsımalar işe yaramıyor, çünkü doğru kararı Elif vermiyor; doğru karar, ona fırsat tanındığında, kendiliğinden geliyor.

Zor dönemler

Elif de bunu yapıyor: "Önyargılı oluşumdan bıktım. Küçük şeylerin güzelliğini görmediğim, evliliğe ve aile yaşamına karşı olduğum, kendime eziyet ettiğim ve bavulumu şehirden şehire, ülkeden ülkeye sürüklediğim için üzgünüm." Elif Şafak bu kavrayışla, kendisine beklenmedik büyük aşkı sunan adama, bir adamın aldığı en tuhaf evlenme teklifinde bulunuyor; adama, gerçi kendisinin evliliğe teorik olarak hâlâ karşı olduğunu, ama adamın onunla evlenmesine bir itirazının olmadığını söylüyor.

Büyük bir düğün dernek yapılmadan gerçekleşen spontan evliliği ilk hamilelik ve ağır bir lohusalık depresyonu izliyor. İç sesleriyle tartıştığı gibi, cisimleşmiş depresyonuyla da tartışıyor: Ateş gibi gözleri, keçisakalı ve nikel gözlüğü olan, çirkin küçük bir cin bu. Yaşamındaki bu zor dönemin mi bu kitaba vesile olduğu, ya da tam tersine bu kitabı yazmasının mı depresyondan çıkmasını sağladığını artık tam olarak bilemiyor, ama bunun bir önemi de yok. Cine borçlu olduğu bilgi, bu yapıtın özünü oluşturuyor: İnsan, herhangi bir rol imgesine uyabilmek için kişiliğinin bir yüzünü asla bastırmamalıdır.

Yazar, arayışı sırasında saptığı kimi yanlış yolları da mizah yoluyla ve kendisiyle alay ederek anlatıyor; aynı zamanda kendini tanımanın aynasını da yüzümüze tutuyor, böylece kitabı okurken, kendi önyargılarımızla ve kalıplaşmış düşüncelerimizle de defalarca yüz yüze geliyoruz. Yazar depresyon aylarını bile bütün ağırlığına ve karanlığına rağmen, soğukkanlı bir espriyle anlatabiliyor; dolayısıyla kitabı okurken depresif olma tehlikesiyle hiç karşılaşılmıyor. Bunun yerine, zor geçirilen dönemlerde yararlı olabilecek bazı zihinsel pratik çözümleri öğrenilebiliyor.

Bu arada, kitabın anlatımının gerçek özyaşam öyküsü, küçük parmak kadınlarla ve kötü cinle hayali tartışmalar ve ünlü yazarların kaderlerinin ele alındığı bölümler ve araya işlenmiş doğu masalları ve fablları arasında gidip gelmesi son derece büyüleyici. Elif şafak bu anlatı boyutlarının her birinde dilin güzelliğine, ferahlatıcı imgelere ve durum komedisine dair şaşmaz bir duyguya sahip olduğunu kanıtlıyor. Kişinin kendine keşfetmesine dair bir öykünün bu kadar fantezi dolu ve bu kadar eğlenceli yazıldığı enderdir.

Sabine Kleefisch

© Qantara.de 2010

Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel

Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de 2010


Elif Shafak: "Als Mutter bin ich nicht genug. Mama Milchreis, Frau von Derwisch, Miss Intellektuell und die anderen Frauen in mir" VGS Verlag, Köln 2010.