13.08.2010İran'da rejim kriziMeşruiyet sorunu

İran devlet başkanına yönelik bir suikast denemesinde bulunulduğu iddiası, Batı'nın gözlerini kamaştırdı. İran uzmanı Rudolf Chimelli, konuya ilişkin yorumunda Ahmedinecad ve Ali Hameney rejiminin daha büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

Hamaney ve Ahmedinejad, foto AP
Ulemadan giderek daha fazla alim, rejime sırt çeviriyor. Rejimin buna tepkisi ise baskı ve kovuşturma oluyor.
Yakınlarda Mahmud Ahmedinecad varsa, bir havai fişek sesi bile suikast yapıldığı kuşkusunun doğmasına neden olabiliyor. İran, havai fişekle hiçbir ilgisi bulunmayan atom bombasına teknik açıdan henüz yıllarca uzak olsa bile, Batı'daki kanaat önderleri bu konunun büyüsüne de aynı şekilde kapılıyorlar.

İslam cumhuriyetinin içinde en büyük sorun, rejimin meşruluk krizidir. Bu kriz, ilk kez devlet başkanının yeniden seçilmesine yönelik protestoların şiddet kullanılarak bastırıldığı geçen yaz başlamadı. Rejim her türlü dereceyi kırabiliyor, ama böylelikle hastanın ateşi düşmüş olmuyor.

Sosyo-ekonomik durum iç açıcı değil

Siyasal polemiklerin dışında, veriler 75 milyonluk İran halkının çoğunluğunun durumunun iyi olmadığını gösteriyor. İşsizlik ve enflasyon çift haneli rakamlarla ölçülüyor. Ortalama yaşam beklentisi devrimden sonraki son otuz yılda, altı yıl düştü. Bugün bütün evliliklerin yaklaşık üçte biri boşanmayla sonuçlanıyor, eskiden boşanmaların hemen hemen hiç görülmediği kırsal kesimde de durum aynı.

Ülkede dört buçuk milyon uyuşturucu bağımlısı bulunduğu tahmin ediliyor; olağanüstü yoğun baskılar çerçevesinde, uyuşturucu satıcılarının sık sık idam edilmesinin de bir etkisi olmuyor. Muhalefet hareketi sokaklardaki savaşı kaybetti. Polisin, milislerin ve vurucu birliklerin üstünlüğü, belki daha da önemlisi, tutuklananların sorgulamalarda ve zindanlarda yaşamak zorunda kaldıkları korkunç deneyimler, örgütlü protestoların gelişmesini engelliyor.

M.Ahmedinejad, foto AP
Ahmedinejad, ülkedeki ekonomik krizi kendi lehine kullanmaya çalışıyor. Fakir kesimin oylarını alacağını düşünüyor. Ancak, aydınlar ve şehirli genç kitle kendisinden nefret ediyor.
Yazılı basından internete kadar bütün alanlarda hiç bu kadar ezici bir sansür uygulanmamıştı. Şu sıralarda İran'ın saygın gazetecileri ve en ünlü öğrenci liderleri hapishanelerde açlık grevindeler. Ülkenin dört bir yanında küçük ya da büyük işçi olayları yaşanıyor ama bu, dış dünyada pek dikkate alınmıyor. Tahranlı otobüs şoförlerini örgütleyen Mansur Osanlu gibi illegal sendikaların liderlerinin bir kısmı yıllardır hapisteler.

Ne gönülleri ne de mantıkları kazandılar

Muhaliflerin çoğu artık risk almak istemiyorlar ve özel sığınaklarına geri çekiliyorlar. Ne var ki Ahmedinecad ve ruhani lider Ali Hameney gönülleri de mantıkları da kazanamadılar. İktidardan yana olan tek bir ünlü yazar, sanatçı, rejisör yok.

Rejim bir entelektüel yoksunluk iklimi yayıyor, ama sözümona tanrı devletinin yöneticileri için, giderek artan sayıda din adamının iktidardakilerden yüz çevirmesinin sonuçları daha ağır olabilir; hatta bu din adamlarından bazıları öyle belirgin bir tavır gösteriyorlar ki, onlara karşı şiddet uygulanıyor.

Bir defasında, İslam Cumhuriyeti'nin İslam'dan, ayın dünyadan uzak olduğu kadar uzak olduğunu söyleyen Büyük Ayetullah Hasan Sanei'nin evi, kısa bir süre önce kargaşacılar tarafından harap edildi. Görevlerini yerine getirirken: "Allah'ın alimlerinin iktidarına karşı olan herkese ölüm" diye bağırıyorlardı.
Bu yüksek alimlelr rejimi (velayet-i-fakih), dini liderleri, sözümona cumhuriyetin tüm mercilerinin üstüne yerleştiren ve mutlak iktidarı onların eline veren en üst devlet ilkesidir.

Teolojik hizmetleri bulunmayan, orta sınıf bir din adamı olan Hameney'in, anayasa göre "adil, dindar, cesur, becerikli, zamanın üstünde ve idarecilik yeteneğine sahip" olması gereken bir adam olduğuna, giderek daha az İranlı inanıyor, Ahmedinecad'a destek olması ise bu inancı daha da azaltıyor.

Yüksek alimlerin rejimi

Sol. Ayetullah Hasan Sanei ve Rafsancani (orta), foto DW
Büyük Ayetullah Hasan Sanei, İslam Cumhuriyeti'nin İslam'dan, ayın dünyadan uzak olduğu kadar uzak olduğunu söylemişti.
Şii dünyasında sadece yirmi kadar Büyük Ayetullah var. Yandaşlarının gözünde bu Ayetullahlara yaşamın her türlü sorununda otoriteler ve "taklit edilecek kaynaklar" olarak saygı duyuluyor. Büyük Ayetullahlardan sadece iki tanesi, inancı politikayla kabul edilemez bir biçimde karıştıran liderlik ilkesini savundular. Yüksek rütbeli diğer Ayetullahlar ise daha sonra, bu konu hakkındaki düşüncelerini gizlemediler.

Ayetullah Kasameyni Borujerdi, 2006 yılında tutuklanmadan önce, İslam Cumhuriyeti'ni "Allaha ve müminlere karşı bir komplo" olarak nitelendirdi; Ayetullah Celaleddin Taheri Horramabadi yıllar önce "yolsuzların, yolsuzlar için, yolsuzlar aracılığıyla kurduğu iktidar"dan söz etti.

Hameney, daha nitelikli Ayetullahların eleştirilerine karşı donanımlı olmak için, rejime yakın Ayetullah Nasser Makarem'in bir fetvasıyla egemenliğine onay aldı. Bu inanç kararına göre ruhani liderin, İran'ın en yüksek dini ve siyasi otoritesinin emirlerine artık büyük Ayetullahların bile itaat etmesi gerekiyor.

Hameney'in bürosundan yapılan bir açıklamada, Hameney'in kayıplara karışan onikinci imam mesih olarak geri dönmediği sürece, onun ve Hz. Muhammed'in yeryüzündeki temsilcisi olduğu vurgulanıyordu. Böylece Hameney kendi rolünü vurgulamış oluyordu.

Şii ruhbanlar sınıfıyla yaşanan çelişkilerin, bu türden teolojik saçmalıklar sonucunda keskinleşmesi öngörülebilir. Büyük çoğunluğu hâlâ inançlı olan İranlılara göre din ile devlet gücü arasındaki uçurum giderek derinleşiyor. Ancak bu durum daha uzun bir süre rejimin çökmesine neden olmayacak. Rejimin gizli inanç ikrarı çoktandır şöyle: İktidar bizde ve onu, bütün ayrıcalıklarıyla birlikte elimizde tutmak istiyoruz.

Rudolph Chimelli

© Qantara.de 2010

Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel

Rudolph Chimelli Ortadoğu uzmanı ve uzun yıllardan beri "Süddeutsche Zeitung"un muhabirliğini yapıyor.

Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de 2010