24.01.2011İslam Avrupa'nın bir parçası mı?Göçmenler artık dinleriyle özdeşleştirilmemeli

Berlin'deki, Dünya Kültürleri Evi'nde düzenlenen panellerde Avrupa'nın en fazla tartışılan konusu ele alındı. İslam'ın Avrupa'nın bir parçası olduğunu savunan katılımcılar, göçmenlerin artık dinleriyle özdeştirilmesini eleştirdi. Jülide Danışman'ın haberi.

Foto: © picture-alliance / Godong
Avrupa Birliği sınırları içinde yaklaşık 20 milyon, Almanya'da 4 milyon civarında Müslüman yaşıyor.
Avrupa Birliği sınırları içinde yaklaşık 20 milyon, Almanya'da 4 milyon civarında Müslüman yaşıyor. Buna rağmen Avrupa'da sağ popülist partiler, İslam karşıtı sloganlarla oy topluyor. Almanya'da tartışmalara yol açan "Almanya Kendini Yok Ediyor" kitabının yazarı Thilo Sarrazin, İslam'ı bir tehdit olarak algılarken, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un "İslam da artık Almanya'nın bir parçasıdır" sözleri, hâlâ tartışılmaya devam ediyor.

Berlin'de Dünya Kültürleri Evi'nde geçen cuma akşamı düzenlenen iki ayrı panelde de "Almanya’da Müslümanlık ve Avrupa İslamı" ele alındı. Yaklaşık bin kişinin salonu doldurduğu panelin en çarpıcı ismi ise Mısır kökenli İsviçreli İslam araştırmaları uzmanı Tarık Ramazan'dı. İslam’ın Avrupa'nın bir parçası olduğunu vurgulayan Ramazan, popülist sağ söylemin bütün Avrupa için bir tehdit olduğuna dikkati çekti.

Göçmenlerin "Müslümanlaştırılması"

İlk panelde, Almanya'da Müslümanlık ele alındı. Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, Almanya’da göçmenlerin artık dinleri ile özdeşleştirilmelerini eleştirdi. Özdemir, eskiden Türk kadını veya erkeği olarak algılanan "öteki"nin artık Müslüman kadın veya erkek olarak algılandığını söyledi. Özdemir ile aynı görüşü paylaşan Berlin Eyaleti İçişleri Senatörlüğü'nün Filistin kökenli Kültürlerarası İşler Sorumlusu Sawsan Chebli, Almanya'da Müslüman bir ülkeden gelen her göçmenin dini kimliğinin ön plana çıkartılmasını eleştirdi. Chebli ayrıca, mavi gözlü, sarı saçlı olmayan birinin Alman olmasının kabul edilmediğine dikkati çekti.

Tarık Ramazan, foto: © Promo/HKW
T. Ramazan, Avrupa'daki Müslüman göçmenlere, İslam'ın ilkelerini unutmadan, Avrupa'nın kültürüne göre hareket etmeleri çağrısında da bulundu.
"Bir yandan 'Müslümanlaştırılıyoruz', diğer yandan Alman olmamıza izin verilmiyor", diyen Chebli sözlerini şöyle sürdürdü: "Üçüncü bir sorunumuz da, çok kimlikli olmamızın kabul edilmemesi. Bu şu anlama geliyor; eğer Alman olarak tanınıyorsam, hem Türk hem de Alman olduğumu, yüzde yüz her iki kimliğe de sahip olduğumu söyleyemiyorum."

Popülist sağın tehlikesi

Avrupa'daki önemli İslam düşünürleri arasında sayılan Mısır asıllı İsviçreli yazar Tarık Ramazan da "Müslüman Alman" veya "Müslüman Fransız" olunabileceğini vurguladı. Dünya Kültürler Evi'ndeki akşamın "Avrupa İslamı" bölümünde konuşan Ramazan, Avrupa’daki popülist sağ söylemin, Almanya örneğinde Thilo Sarrazin'in herkes için bir tehdit oluşturduğuna dikkati çekti: "Thilo Sarrazin'e verilecek en doğru yanıt, sadece Müslümanların değil, bütün Almanların ona karşı çıkarak, 'Sarrazin hepimiz için geleceğimiz için bir tehlikedir' demesidir. Böylelikle de 'biz azınlıktayız' düşüncesinden uzaklaşılabilir. Önemli ikinci bir nokta ise 'kurban olma' zihniyetinden, 'bizi beğenmiyorlar' düşüncesinden uzaklaşmak. Kurban olma zihniyeti de çok tehlikeli. Kendine güvenmek, vatandaş olmak ve hayatın her alanında yer almak, bu meselede verilebilecek en iyi yanıttır."

"Alman zevkine uygun cami"

Ramazan, Avrupa'daki Müslüman göçmenlere İslam'ın ilkelerini unutmadan, Avrupa'nın kültürüne göre hareket etmeleri çağrısında da bulunarak, örneğin bir caminin Türkiye'deki veya Fas'taki gibi değil, Almanya'nın koşullarına ve zevkine göre inşa edilmesini önerdi. Ramazan, bu tartışmaların sona ermesi için aradan bir kaç kuşak geçmesi gerektiğine de işaret etti.

Gudrun Kraemer, foto: © DW
Kraemer: "Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun bazı bölgeleri, Batı Avrupa'daki bölgelerin çoğundan daha dindar değildi."
"Mühürlenmiş Zaman: İslam Dünyasındaki Durgunluk Üzerine" (Versiegelte Zeit: Über den Stillstand in der islamischen Welt) kitabının yazarı Yahudi tarihçi Dan Diner de, bu tartışmalarda sorunun Müslümanların uyumu veya Müslümanlarla diyalog olmadığını söyledi.

Konuyu tarihi açıdan ele alan Leipzig Üniversitesi Simon-Dubnow Yahudi Tarihi ve Kültürü Enstitüsü Müdürü Diner’e göre sorun, İslami yaşamın seküler olmaması. "Şunu ifade etmek istiyorum; bizim devlet olarak, siyasi, kurumsal ve hukuki açıdan yaşadığımız kültür, seküler, ama Hrıstiyan olarak seküler. Bu açıdan bakıldığında Avrupa'da Müslümanların ya da İslam'ın görünümü karşı karşıya kalınan temel bir zorluk. Yani bizim değerlerimiz, kurumlarımız ne dereceye kadar evrensel?"

Berlin Hür Üniversite İslam Çalışmaları Bölümü Öğretim Üyelerinden Gudrun Kraemer ise Diner'in sözlerine karşı çıkarak, bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi. "Avrupa'ya gelen Müslümanların çoğu, bana göre dinin hakim olduğu kültür ve toplumlardan gelmiyor. Bu bazı bölgeler için geçerli olabilir, ama bazıları için değil. Hatta şunu da öne sürebilirim, yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nun bazı bölgeleri toplumsal, siyasi ve ekonomik açıdan Batı Avrupa'daki bölgelerin çoğundan daha dindar değildi."

© Deutsche Welle 2011

Jülide Danışman

Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de