15.08.2010Almanya'da İslam teolojisiFarklı düşünen kafalar aranıyor

Almanya'daki üniversitelerde, İslam teolojisi bölümleri açılması isteği giderek daha sık dile getiriliyor. Teolog Klaus von Stosch makalesinde, bu zorlu görevin hem siyasiler hem de Hıristiyan teologlar ve kültür bilimcileri tarafından hafife alındığını yazıyor.

Gelsenkirchen'de bir camide Müslümanlar, foto AP
Klaus von Stoch: "İslam teolojisi alanında öncelikle yeni uzmanların yetiştirilmesi teşvik edilmelidir, çünkü kurulması planlanan bu yeni bölümlere atanabilecek Almanca bilen İslam teologları mevcut değil."
Bilim Kurulu, Alman üniversitelerinde "İslami Araştırmalar" yapılmasına yönelik tavsiye raporunu yayımlandığından beri Almanya’da İslam teolojisi bölümleri açılması arzusu ülkemizdeki tüm büyük siyasi partilerin ortak meselesi haline gelmişe benziyor. İslam teolojisi bölümleriyle birlikte İslami din dersi öğretmenlerinin ve imamların da yetiştirileceği altyapının da kurulacak olması, Almanya’da yaşayan Müslümanların toplumla bütünleşmesi için en iyi çare gibi görünüyor birçoklarına.

Görünüşe bakılırsa, politikada biraz cüretkâr bir inanç var; buna göre, burada yaşayan Müslüman nüfusun toplumla bütünleşmesini sağlayacak "iyi Müslümanlar"ın olması için Alman üniversitelerinde İslama da alan açılması yeterli. Gerçi İslami derneklerve birlikler çoğunlukla inatçı ve zor kurumlar olarak algılanıyor ama akademik İslam teolojisinin, kendini arındıran bir gücü olduğundan kuşku duyan pek kimse yok gibi.

Aynı zamanda da bazı üniversitelerde bir tür altına hücum ruh hali yaşanıyor, çünkü federal hükümet bu yeni öğrenim dalının kurulmasına cömert bir bütçe ayırmayı vaat etti. Bu piyasayı az çok tanıyan herkes bilir ki, sorumluluğu üstlenecek ve süreklilik arz edecek bir biçimde, İslami Araştırmalar merkezleri kurup yetkin bir biçimde işlemesini sağlayabilecek deneyime sahip tek bir Alman üniversitesi yok. Buna rağmen, devletin daha bu yıl içinde kesenin ağzını açacağı ve az çok keyfi bir biçimde seçilmiş bazı Alman üniversitelerini teşvike boğacağı düşünülebilir. Fakat Almanya’da İslam teolojisi bölümlerinin kurulmasının ne zorlu bir iş olduğu tamamen görmezden geliniyor.

Modernistlerin kurnaz lobicilik çalışmaları

Fatih Camisi, Wülfrath, foto AP
Von Stoch: "Görünüşe bakılırsa, politikada biraz cüretkâr bir inanç var; buna göre, burada yaşayan Müslüman nüfusun toplumla bütünleşmesini sağlayacak "iyi Müslümanlar" olmaları için Alman üniversitelerinde İslama da alan açılması yeterli. "
Alman dilinde İslam teolojisi bölümü kurmak her şeyden önce de burada yaşayan Müslümanlar için bir meydan okuma elbette. Burada kabaca üç farklı tepki olduğu gözlemlenebiliyor.

Birinci gruptakiler modernistler; bunların tüm çabası İslamın toplumumuzda olabildiğince pürüzsüz bir biçimde yer edinmesinden ibaret. Bu grup özellikle de siyasette pek bir rağbet görüyor, çünkü İslamı akla gelebilecek en yumuşak biçimde sunuyor ve bu dinin tepki uyandıran tüm yönlerini elemeyi biliyor.
Maalesef bu modernist uyarlama çabaları, Kuran’ın genellikle epey serbestçe yorumlanmasına dayanıyor. Daha da önemlisi, pek çok modernist, İslam teolojisinin gerçekten sistematik bir biçimde kavranmasına genellikle ilgi göstermiyor.

Modernistler Almanya’daki siyasi partilerde zekice lobicilik yapıyorlar ama Almanya’da yaşayan Müslümanların toplumla istendiği gibi bütünleşmesine asla önemli bir katkıda bulunamayacaklar, çünkü biraz olsun eğitimli Müslümanlar, modernistlerin İslam'ı okuma biçiminin aslında ne kadar temelsiz olduğunun farkındalar.

Bu grubun kendi –sağlam da olabilen– Müslüman kimliğinden bu kadar çabuk vazgeçmesi, muhafazakârların tepkisine yol açıyor. Muhafazakârlar, İslam ile bizim toplumumuzun değerlerinin temelde birbirine zıt olduğunu düşünüyorlar. Modern dönemin pek çok özgürlükçü gelişmesinin geri alınmasını savunuyor, İslami araştırmaların Batı’nın bilim standartlarına uydurulmasını büyük bir kuşkuyla karşılıyor ve bu yüzden "teoloji" kavramını kullanmaktan genellikle kaçınıyorlar.

Müslüman nüfus arasında belli bir desteğe sahip olsalar da, İslam ile bizim toplumumuz arasında aracılık edebileceklerinden kuşku duyanlar yerden göğe kadar haklı.

İslamın özgürleştirici potansiyeli

Böylece, geriye üçüncü grup Müslümanlar kalıyor; bu grup bir yandan bizim özgürlükçü demokratik anayasal düzenimizi ve toplumumuzun laik örgütlenmesini hiç tereddütsüz kabul ediyor, aynı zamanda da Aydınlamanın diyalektiğine ve bununla ilintili toplumsal süreçlere karşı bir hassasiyeti de barındırıyor.

Kuran, wikipedia commons
Von Stoch: "Modernist uyarlama çabaları, Kuran’ın genellikle epey serbestçe yorumlanmasına dayanıyor. Daha da önemlisi, pek çok modernist, İslam teolojisinin gerçekten sistematik bir biçimde kavranmasına pek ilgi göstermiyor."
İslami düşünüşün özgürlükçü potansiyelini teolojik olarak irdeleyip ortaya koyan ve İslam ile bizim toplumumuz arasında diyalektik bir ilişki kurabilen sadece bu grup. Anayasanın değerleriyle temel bir uyum içinde olmayı ve Kuran’ın toplumumuzdaki modernleşmenin kurbanları için özgürleştirici potansiyelini ortaya koymayı ancak bu grup başarabiliyor.

İslamın toplumumuzla bütünleşmesini ancak bu üçüncü grup teologların sağlayabileceği kolayca görülüyor aslında. Zira İslamın ülkemizdeki entelektüel ve toplumsal hayata nasıl katkıda bulunabileceğini ancak bu grup gösterebiliyor.

Maalesef bu gruptaki teologların pek bir lobisi yok, çünkü yeterince politik davranmadıkları gibi, pek çok Müslümanın gözünde de fazla ilericiler. Ve maalesef daha yeni yeni tek tük üniversite, bu farklı düşünen üretken kafaları teşhis edip desteklemeye başladı.

Hıristiyan teologlar bu görevin zorluğunu göz ardı ediyorlar

Fakat bana öyle geliyor ki, Almanya’da İslam teolojisi bölümlerinin kurulması Hıristiyan teolojileri için de önemli bir görev ve ben bu yükümlülüğün üstlenildiğini henüz görebilmiş değilim. Almanya bu alanda tüm dünyada öncü bir rol de oynayabilirdi, zira farklı mezheplerin modern teolojilerinin Almanya’daki üniversitelerde sağlam bir geleneği var; bu teoloji bölümleri modern dönemin zorluklarının kiliseler tarafından da büyük ölçüde üretken olacak şekilde ele alınmasını ve kiliselerin, en azından kurum olarak, dindar insanların fanatikleşmesine katkıda bulunmamasını sağladılar.

Hıristiyan teologlar için en zorlu görev, İslami düşünce hareketlerini yalnızca kendilerini savunmak için dikkate almamak ve teolojinin basitçe Hıristiyan biçimini ihraç etmemek. Burada asıl mesele, İslami yaklaşımları kavramaya çalışmak ve bunları hep birlikte daha da geliştirmek; ama karşılıklı bir verim alabilmek ve katkı sağlamak için Müslümanların da Hıristiyan teolojisi üzerinde düşünmeye teşvik edilmesi gerekir.

Klaus von Stoch, Uni Paderborn
Von Stoch: "Modernistler Almanya’daki siyasi partilerde zekice lobicilik yapıyorlar ama Almanya’da yaşayan Müslümanların toplumla istendiği gibi bütünleşmesine asla önemli bir katkıda bulunamayacaklar, çünkü biraz olsun eğitimli Müslümanlar, modernistlerin İslam'ı okuma biçiminin aslında ne kadar temelsiz olduğunun farkındalar."
Her iki dinin de sahip olduğu özgürlükçü ve barışçı potansiyeller toplumsal söylemimize ancak bu şekilde dahil edilebilir ve karşılıklı bir öğrenme süreci başlatılabilir. Başlangıçta bu diyalogda, bilim kültürümüzde Hıristiyan teolojilerinin uzun bir deneyime sahip olması nedeniyle mecburen belli bir asimetri görülecektir.

Ama İslam teolojisinin üniversitelerimizde sağlam bir yer edinmesi, ancak çeşitli mezheplerin teolojileri kendilerini karşılaştırmalı ve diyaloğa dayalı düşünce hareketlerine açık tutmaya hazır oldukları ve bunları sistematik bir biçimde ele aldıkları sürece mümkün olacaktır. Ayrıca İslam teolojisi seküler bilimin gerilim hatlarında ve çeşitli kültür-bilimsel yapıların çoğulculuğunda kendi yolunu bulmak zorundadır.

İslam teolojisi alanında yeni uzmanlar yetiştirilmeli

Bunun için de İslam teolojisinin kültür bilimleri alanındaki çok çeşitli kaynak ve esinlere ihtiyacı olacak. İslam teolojisi kendini farklı perspektiflerden ele almak zorunda. Fakat bu bağlamda İslam ve din bilimlerinin baskın oluşu belli bir sorun yaratabilir.

Burada aynı bilgi nesnesi bambaşka bir yöntemle inceleneceği için, özellikle de İslam teolojisi bölümleri kurulurken bu alanlara karşı belli bir mesafede durmak gerekir, böylece Batı’nın bilim standartlarının Müslümanlara özgü bir biçimde benimsenebilmesi için yeterince alan bırakılmış olacaktır.

Alman üniversitelerinin bu görevlerin üstesinden gelmesi kolay olmayacak. Ancak çeşitli merkezler arasında orta vadeli bir rekabet örgütleyip bu süreçte çeşitli modelleri denediklerinde başarılı olabilirler. Bu bağlamda İslam teolojisi alanında öncelikle yeni uzmanların yetiştirilmesi teşvik edilmelidir, çünkü kurulması planlanan bu yeni bölümlere atanabilecek Almanca bilen İslam teologları mevcut değil.

Büyük İslam teolojisi merkezlerinin açılması için henüz çok erken ve bunun aceleye getirilmesi, Almanya'da yaşayan Müslümanların entegrasyonuna, politika ve toplumdaki aktörlerin sandığından çok daha büyük zararlar verebilir.

Klaus von Stosch

© Frankfurter Allgemeine Zeitung 2010

Almancadan çeviren: Zehra Aksu Yılmazer

Paderborn Üniversitesi’nde Sistematik Teoloji profesörü olan Klaus von Stosch, üniversitedeki Karşılaştırmalı Teoloji ve Kültür Bilimleri Merkezi'nin de başkanı. En son yayımlanan kitabı: "Offenbarung" (Vahiy), Schöningh (UTB), Paderborn, 2010.

Editör: Hülya Sacak/ Qantara.de 2010