28.01.2011Mağrip'te protesto hareketleriEzilenlerin başkaldırısı
Faslı ünlü filozof Muhammed Sabila makalesinde, son günlerde toplumsal ayaklanmaların ve isyanların yaşandığı üç Mağrip ülkesindeki, kuşaklar arası uçurumlara ve siyasal beklentilere değinirken, bu gelişmelerin tarihsel arka planlarına da ışık tutuyor.
Yasemin Devrimi'nin ağır sonuçları: Tunus'ta Ben Ali'nin devrilmesinden sonra özellikle de gençler eski sistemin devamı olarak gördükleri yeni geçiş hükümetini protesto ediyorlar. Mağrip ülkeleri Tunus, Cezayir ve Fas'ın yanı sıra, coğrafi komşularının da siyasi ve kültürel pek çok ortak noktası var. Bu üç devlet 19. yüzyıldan itibaren Fransız sömürge yönetimi altındaydı: Cezayir 1831'de, Tunus 1881'de, Fas 1912'de işgal edildi.
Bu ülkelerde 1940'lı yıllardan itibaren oluşan ve sömürgecilik karşıtı mücadeleyi koordine edip planlayan direniş grupları uzun vadede başarılı oldu. Fakat bu üç devletin 1950'li ve 1960'lı yıllarda kazanmayı başardığı bağımsızlık özellikle de Fas ile Cezayir arasında süreç içinde birikmiş olan siyasi anlaşmazlıklara da yol açtı.
Batı Sahra örneğinde olduğu gibi, sınırlarla ilgili anlaşmazlıklar vardı; Fas Sultanlığı ile Cezayirli özgürlük savaşçısı Emir Abdülkadir arasında da sürekli çatışma yaşandı.
Sömürge sonrası siyasi değişimler
Bağımsızlığına kavuşan bu üç yeni devlet, bir zamanlar sömürgecilik karşıtı mücadeleyi yürütenlerle siyasi anlaşmazlığa düştü. Cezayir'de Kurtuluş Ordusu, Cezayir geçiş hükümetinde temsil edilen tüm parti ve güçleri politikadan dışladı.
Tunus'ta Habib Burgiba, sömürgecilik karşıtı mücadele döneminden kalma siyasi yönetimin yerine geçti. Fas'ta ise saray, ilerici partiler ve ordu arasında kıran kırana bir iktidar mücadelesi patlak verdi. Kanlı çatışmalardan sonra iktidarın paylaşılmasına dayalı bir demokrasi kurulması konusunda anlaşma sağlandı.
Rejimlerin siyasi İslam hareketlerine karşı tutumlarına bakıldığında, üç ülke arasında paralellikler kadar faklılıklar olduğunu da görmek mümkün: Tunus hükümeti İslamcıları doğrudan doğruya politikadan dışladı. İslami Kurtuluş Cephesi’nin (FİS) 1990'da seçimleri kazandığı Cezayir'de seçimlerin iptal edilmesinin ardından patlak veren iç savaş yıllarca sürdü ve İslamcıların politikadan dışlanmasıyla sona erdi.
Fas'ta devlet erkinin dinî karakteri nedeniyle –kral devlet başkanı ve dinî meşruluğa sahip hükümdardır– İslami hareketlerle ("El Adl vel İhsan" grubu hariç) doğrudan bir çatışma yaşanmadı, zira siyasi sisteme dahil edilmişlerdi.
Tekrarlayan isyanlar
Üç Mağrip devletindeki toplumların tipik özelliği, otomatikman siyasi bir karaktere bürünen ve dört ila altı yılda bir gerçekleşen toplumsal protestolardır; bunlar "ekmek ayaklanmaları" olarak da adlandırılıyor.

Tekrarlayan ayaklanmalar: Daha 1988'de Cezayir’in başkenti Cezayir’deki işçi semti Bab el Ked'te patlak veren "ekmek ayaklanmaları" çok geçmeden siyasi boyutlara ulaşmış, göstericiler Ulusal Özgürlük Cephesi’ne (FLN) meydan okumuştu. 20 yıldan fazla bir aradan sonra Bab El Ked'te bir kez daha baş gösteren ayaklanmalarda, gıda fiyatlarına yapılan zamlar, Buteflika hükümetinin yolsuzlukları ve akraba torpili protesto ediliyor. Genellikle kentlerde halk ayaklanmaları şeklinde başlayan bu protestolar kanlı bir biçimde bastırılıyor ve ortalık duruluyor, bir süre sonra yeni kuşak önceki isyanın şiddetini unutuyor ve yeni bir isyan dalgasını tetikliyor. Çevrim hep aynı şemayı izliyor: Başlangıçta protesto gösterileri, halk ayaklanması, huzursuzluğun rejim tarafından bastırılması, protestoların dinmesi ve yeniden alevlenmesi.
Bu sürece paralel olarak rejimler, siyasi ve sendikal muhalefete gem vurmak, muhalefeti farklı biçimlerde siyasete dahil etmek için çeşitli yollara başvuruyorlar. Görünüşe göre, protesto hareketleri genellikle spontan bir biçimde, gıda maddelerinin artan fiyatlarına bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Bu olumsuzluklar çoğu zaman siyasi ya da sendikal örgütler tarafından dile getiriliyor ve halk arasında başarıyla teşhir ediliyor. Fakat devletin bu gruplara sunduğu genellikle geçici çözümlerden ibaret ve asıl amaç toplumsal yangının hızla söndürülmesi.
Eski seçkinlerin çöküşü
Üç Mağrip devletinin karakteristik bir özelliği de kuşaklar ve ideolojileri arasındaki uçurum. Gerek geleneksel siyasi kadrolara gerekse de muhalefete, düşünce biçimi ve ideolojisiyle sömürgecilik karşıtı mücadelenin efsanelerine, kahramanlıklarına ve sembolizmine bağlı olan bir kuşak damgasını vurmuş durumda, oysa günümüzde bu toplumlarda hızlı bir demografik değişim yaşanıyor.

Genç kuşakların desteğinden yoksun: Cezayir’deki çok sayıda genç Devlet Başkanı Buteflika yönetimindeki Cezayir rejiminin yeterince siyasi meşruluğa sahip olmadığı kanısında. Bağımsızlığını kazandığı 1956 yılında Fas'ın nüfusu 10 milyonken, bugün 30 milyonun üzerinde ve nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı gençlerden oluşuyor. Cezayir'deki Kurtuluş Cephesi’nin, Fas'taki Bağımsızlık Partisi'nin ve Tunus'taki iktidar partisinin milliyetçi, sömürgecilik karşıtı söyleminin hükmünü kaybetmeye başladığı anlamına geliyor bu.
Yaşlı siyasi seçkinler milliyetçi mirasa ve coşkuya bağlılıklarını sürdürseler de, onların efsaneleri genç kuşağın gözünde çoktan geçerliliğini yitirdi. Gençlik yepyeni hedeflere ve beklentilere sahip ve daha iyi bir hayat sürmeyi umut ediyor. Siyaset ve ideolojideki bu yeni yönelim İslami söylemle kısmen örtüşüyor, zira İslami söylem daha iyi bir gelecek vaadi ve ütopyasıyla dolu.
Toplumsal protestoya karşı stratejiler
Şüphesiz, toplumsal protestoların önünü almak ve muhalefete gem vurmak için her rejimin kendine ait bir "reçetesi" var. Nitekim Fas rejimi, dinî meşruluğunu ön plana çıkardığı bir siyasi savunma sistemi geliştirdi.
Fas rejimi ülkeyi kimi zaman demir yumrukla yöneterek kimi zaman da siyasi ve kültürel seçkinleri kendi tarafına çekerek muhalif güçleri kontrol altında tutmayı başardı. Ayrıca, "teritoryal bütünlüğün sağlanması" milli birlik ve beraberliği teşvik etti. Bunlara, Fas'ın yeni kralının yönetiminde başlatılan siyasi reformlar da eklendi.

Üç Mağrip ülkesinin demokrasiye giden yoldaki yapısal engelleri, "meşruiyet kaybının sürmesi, toplumsal zenginliğin eşitsiz dağılımı, iktidarın paylaşılmaması ve bireysel özgürlük haklarının verilmemesi" diyor, Sabila. Cezayir rejimi meşruluğu için sömürgecilik karşıtı kurtuluş savaşı destanına bel bağlamaya devam ediyor, oysa bu ideolojik referans halkı seferber etme gücünden çok şey kaybetmiş durumda. Yeni kuşaklar için bu referans artık gerçeklerle alakası kalmamış bir öyküden ibaret.
Bütün bunlara, petrol ve gazdan yana en zengin Mağrip ülkesinin milli kaynaklarının çar çur edildiği ve eşitsiz dağıtıldığı duygusu da ekleniyor. Ayrıca, Cezayir'de çok sayıda genç Cezayir rejiminin yeterince siyasi meşruluğa sahip olmadığı kanısında. Şimdilerde ülkedeki temel gıda maddeleri fiyatlarının neden alel acele düşürüldüğünü de açıklıyor bu.
Tunus'taki Ben Ali’nin sistemi, aynı anda hem güvenlik hem de kalkınma sağlamakla ve orta sınıfın desteğine sahip olmakla övünüyordu. Yine de, toplumsal acılar içinde kıvranan Tunus toplumunun güçlü çığlığının tüm rejimi çökertmesini engelleyemedi.
Üç Mağrip ülkesinin demokrasiye giden yoldaki yapısal engelleri, meşruiyet kaybının sürmesi, toplumsal zenginliğin eşitsiz dağılımı, iktidarın paylaşılmaması ve bireysel özgürlük haklarının verilmemesi. Dolayısıyla, derin toplumsal yaraların birazcık merhemle iyileştirilebileceği çok kuşkulu.
Muhammed Sabila
© Qantara.de 2011
Almancadan çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de
Fas Felsefe Topluluğu Başkanı Muhammed Sabila, Rabat Üniversitesi’nde felsefe profesörü.
*Batı Sahra'nın ilhakı (E.n)
Qantara.de
Bin Ali'den sonra Tunus
Demokrasiye geçiş için zamana ihtiyaç var
Tunus'ta muhalefet dağıldı. Siyasi uzlaşı sağlanmış değil. Bin Ali iktidarının ardından, demokrasiye hızlı bir geçiş yapılacağını beklemek, fazlaca iyimser bir yaklaşım olur. Tunus'taki gelişmeleri Sigrid Faath yorumluyor.
Otokrat bir rejiminin çöküşü
Yasemin kokusuna karışan barut kokusu
Tunus'ta sokağın baskısı, başına buyruk, yolsuzluğa bulaşmış bir rejimi yıktı. Başlangıçta ihmal edilmiş ve gelecek ufku olmayan genç bir kuşağın isyanı vardı. Bir ay içinde bu isyan güçlü bir harekete dönüştü ve otokrat Bin Ali rejimi, bu geniş çaplı toplumsal başkaldırıya karşı koyamadı: Bin Ali, ailesiyle birlikte Suudi Arabistan'a sığındı. Beat Stauffer'in yorumu.
Werner Ruf ile söyleşi
"Cezayir tepeden tırnağa yolsuzluğa bulaşmış bir ülkedir"
Cezayir'deki şiddet içeren protestolar, bazı gözlemcilerin öne sürdüğü gibi, Bouteflika hükümeti için ciddi bir tehdit oluşturuyor mu? Loay Mudhoon, bu kuzey Afrika ülkesindeki olayların nedenleri ve kötü ekonomik durum hakkında, Cezayir uzmanı Werner Ruf ile konuştu.
Bin Ali'den sonra Tunus
Demokrasiye geçiş için zamana ihtiyaç var
Tunus'ta muhalefet dağıldı. Siyasi uzlaşı sağlanmış değil. Bin Ali iktidarının ardından, demokrasiye hızlı bir geçiş yapılacağını beklemek, fazlaca iyimser bir yaklaşım olur. Tunus'taki gelişmeleri Sigrid Faath yorumluyor.
Otokrat bir rejiminin çöküşü
Yasemin kokusuna karışan barut kokusu
Tunus'ta sokağın baskısı, başına buyruk, yolsuzluğa bulaşmış bir rejimi yıktı. Başlangıçta ihmal edilmiş ve gelecek ufku olmayan genç bir kuşağın isyanı vardı. Bir ay içinde bu isyan güçlü bir harekete dönüştü ve otokrat Bin Ali rejimi, bu geniş çaplı toplumsal başkaldırıya karşı koyamadı: Bin Ali, ailesiyle birlikte Suudi Arabistan'a sığındı. Beat Stauffer'in yorumu.
Werner Ruf ile söyleşi
"Cezayir tepeden tırnağa yolsuzluğa bulaşmış bir ülkedir"
Cezayir'deki şiddet içeren protestolar, bazı gözlemcilerin öne sürdüğü gibi, Bouteflika hükümeti için ciddi bir tehdit oluşturuyor mu? Loay Mudhoon, bu kuzey Afrika ülkesindeki olayların nedenleri ve kötü ekonomik durum hakkında, Cezayir uzmanı Werner Ruf ile konuştu.