27.09.2010Ziba Mir-Hüseyni ile söyleşi"Eski dogmalar üzerinde yeniden düşünmemiz lazım"
Ziba Mir-Hüseyni, İslami feminizm konusunda çalışmalar yapan tanınmış araştırmacılardan biri. Yoginder Sikand Mir-Hüseyni ile bir özgürleşme projesi olarak İslami feminizmin kökenleri, perspektifleri ve bu bağlamda yeni bir İslami anlayış üzerine konuştu.
Ziba Mir Hüseyni: "Benim için feminizmin iki yüzü var: Bir yönüyle feminizm kadınların cinsiyetlerinden ötürü evde, işte, toplumda ve başka yaşam alanlarında ayrımcılığa uğradıklarının bilincinde olması, diğer yönüyle de, bu olumsuz duruma son vermeyi hedefleyen siyasi mücadele." Son yıllarda dünyanın her yerinde oluşturulan Müslüman kadın grupları cinsiyet eşitliği ve adalet için mücadele ederken İslami argümanlar kullanıyorlar. Bu grupların çoğunun başında seçkin çevrelerden ya da en azından orta sınıftan kadınlar var. Bu nedenle daha geniş kesimlerde çok da etkili olamıyorlarmış gibi. Siz bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Ziba Mir-Hüseyni: Genel olarak "İslami feminizm" denen alanda yazarak veya yayın yaparak uğraş veren kadınların çoğunun gerçekten de ya seçkin ya da orta sınıftan olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, feminizmin, en azından en önemli sözcü ve liderlerine baktığımızda, genelde hep orta sınıfla bir ilgisi olmuştur.
İslami feminizmin, bir anlamda siyasi İslamın "istenmeyen çocuğu" olduğunu düşünüyorum. Ne de olsa, cinsiyet (gender) ve Müslüman kadın hakları meselesini siyasallaştıran "siyasi İslam"dı. Siyasi İslam'ın temsilcilerinin o kadar coşkuyla savundukları "Şeriata dönelim" sloganı, pratikte eski İslami hukuk (fıkıh) metinlerine geri dönülmesiyle sonuçlandı, yani kadınlara avantajlar sağlayan yasalar, İslamcıların yorumlarıyla örtüşmediği için yürürlükten kaldırıldı.
Bu da İslami feminizmin –bir tepki olarak– ortaya çıkmasına ve İslam ile şeriatı tam bir ataerkillikle birleştirip erkek egemenliğinin Allah’ın isteği olduğunu iddia eden İslamcıların eleştirilmesine yol açtı.
Cinsiyet (gender) aktivistleri İslamcıları eleştirmek ve onlara meydan okumak için İslami argümanlardan yararlandılar; klasik fıkıh ve tefsir metinlerini, tartışmaya açmak amacıyla kamuoyunun dikkatine sundular. Çok geçmeden de İslamın alternatif, cinsiyet eşitliği gözeten yaklaşımları ya da daha doğrusu vizyonları ortaya kondu. Böylece, henüz emekleme evresinde olan İslami feminizm sınıflar arasında yaygınlık kazanmaya başladı.
Fakat İslamdaki feminist söylemin geniş bir tabana yayılmayı ve "en alt tabakaya" da ulaşmayı başarıp başarmadığından emin değilim. Bu arada bazı STK’ların bu söylemleri kullanan ve yayan Müslüman kadınlarla çalışması en azından cesaret verici bir gelişme; bu çalışmalar hem İslami bağlamda hem de insan hakları bağlamında gerçekleştiği için Müslüman toplumlarda cinsiyet eşitliği ve adaletin gerekliliği vurgulanmış oluyor.

Mir Hüseyni: "Pek çok Müslüman kadının demokratik olmayan koşullarda yaşadığı, onları çalışmalarında destekleyebilecek güçlü sivil toplum kurumlarından yoksun olduğu bir gerçek. Bu durum Müslüman kadınlarla çalışan pek çok STK'yı Batılı mali kaynaklara başvurmak zorunda bırakıyor" diyor. Ama tüm İslamcıları aynı kefeye koymak mümkün değil herhalde, değil mi? Ne de olsa onlar arasında da çok çeşitli görüşler var, kadın hakları için de geçerli bu. Bunlardan bazıları kadın hakları konusunda, en azından dışarıya karşı, o kadar da baskıcı değil gibi.
Mir-Hüseyni: Bu doğru elbette. Öte yandan, cinsiyet (gender) meselesi tüm İslamcılar için büyük önem taşıyor. Ve görünüşe bakılırsa, büyük oranda Batı'yı eleştirerek, özellikle de ailenin güçlendirilmesi talebiyle meşruluk kazanıyorlar. İslamcılar kadınların hakları olmadığını söylemiyorlar; ne de olsa siyasi İslamın dili adaletten çokça söz eden bir dil. Hayır, onların asıl iddiası, İslamın kadınlara ihtiyaçları olan tüm hakları verdiği yönünde, fakat bu da sonuçta erkek egemenliğinin aynen devam etmesi anlamına geliyor.
İslami feministlerle ataerkil İslamcılar arasındaki tezat, İslami feminizmi kendi içinde çelişkili bulan ve insan haklarının seküler değil de İslami tanımından yola çıkıldığında uzun vadede sadece İslamcılara yarayacağına inanan pek çok feminist ile İslami feministler arasındaki tezat kadar büyük.
Müslüman kadınlarla çalışan bir dizi STK –ki bu STK’lar arasında genelde "feminist söyle" olarak nitelenen söylemi savunan, oldukça tanınmış örgütler de var– maddi olarak Batılı mali kaynaklara bağımlı. Bu örgütleri kendilerini "İslam düşmanlar"”na kullandırtmakla suçlayanların argümanlarını güçlendirmiyor mu bu?
Mir-Hüseyni: Çok sık duyulan bu suçlamanın daha da sık dile getirilmesi tehlikesi var elbette; öte yandan, dış kaynaklara bağımlı olsun ya da olmasın, cinsiyet eşitliği için mücadele eden herkes bu şekilde damgalanıyor. Başka ne seçeneğimiz var ki?

Mir Hüseyni'nin İslam ve Cinsiyet, Çağdaş İslamda Din Tartışması adlı kitabı... Pek çok Müslüman kadının demokratik olmayan koşullarda yaşadığı, onları çalışmalarında destekleyebilecek güçlü sivil yurttaş kurumlarından yoksun olduğu bir gerçek. Bu durum Müslüman kadınlarla çalışan pek çok STK’yı Batılı mali kaynaklara başvurmak zorunda bırakıyor. Suudi Arabistan’da petrolleriyle zengin olan Vahabiler bu tür STK’ları, İslami bir çerçevede çalışsalar bile, maddi olarak desteklemezler herhalde. Fakat önemli olan, başka seçenekleri olmadığı için Batı'ya başvuran kadın gruplarının kendilerini kullandırtmamaya dikkat etmesi.
Bir iki istisnayı saymazsak, İslami feminizmin en önemli sözcüleri Arap olmayan Müslüman kadınlar. Pek çok Arap Müslümanın –ve de Arap olmayan Müslümanın– Arap dünyasını İslam'ın “kalbi” olarak gördüğü düşünülürse, size tuhaf gelmiyor mu bu durum?
Mir-Hüseyni: Sahiden de, İslami feminizme en yenilikçi katkılar Müslüman dünyasının "periferisi"nden, yani İran, Endonezya gibi ülkelerden ve tabii Batı'daki Müslüman yazarlardan geliyor. Ne ilginçtir ki, bu yüzden bu eserlerin çoğu Arapça değil, İngilizce, Farsça ya da Endonezce. Benim düşünceme göre, Arap dünyasındaki siyasi çerçeve koşulları bu söylemin kamuoyunda dile getirilmesine elverişli değil. Her şeye rağmen buna kalkışan biri hayatını tehlikeye atabiliyor. O zaman kolayca kâfir olarak damgalanabilir, öldürülebilirsiniz.
Pek çok İslami-feminist STK, kadınları kısıtlayan kişilik haklarının İslami çerçeveye uygun bir biçimde reformdan geçirilmesine odaklanmış durumda. Bunun kısıtlı bir perspektif olduğunu düşünüyor musunuz? Müslüman kadınların mücadelesini verdikleri tek sorun, kişilik hakları değil ne de olsa. Bu kadınların çoğu için örneğin aşırı yoksulluk çok daha ağır bir yük olsa gerek…
Mir-Hüseyni: Aile içindeki cinsiyet ilişkisi konusunun –ki kişilik haklarıyla ilgili en önemli mesele bu– toplumdaki güç ilişkilerinin can alıcı noktası olduğunu düşünüyorum. Zira bir toplumun temel birimini aile oluşturuyor; ancak bir aile içinde adalet ve demokrasi varsa, toplumda da adalet ve demokrasi olması beklenebilir. Diğer bir ifadeyle: Bir toplumun demokratikleşmesinin anahtarı, toplumun temelinin, yani ailenin demokratikleşmesidir. Kişilik haklarında hukuki bir reformun bu kadar önemli olmasının nedeni bu.

Mir-Hüseyni: "Bir toplumun demokratikleşmesinin anahtarı, toplumun temelinin, yani ailenin demokratikleşmesidir. Kişilik haklarında hukuki bir reformun bu kadar önemli olmasının nedeni bu..." Bu durumda, İslami feministler seküler feministlerle son kertede aynı hedeflere sahipler, ama farklı –yani- İslami argümanlar öne sürüyorlar, öyle mi?
Mir-Hüseyni: Benim için feminizmin iki yüzü var: Bir yönüyle feminizm kadınların cinsiyetlerinden ötürü evde, işte, toplumda ve başka yaşam alanlarında ayrımcılığa uğradıklarının bilincinde olması, diğer yönüyle de, bu olumsuz duruma son vermeyi hedefleyen siyasi mücadele. Dolayısıyla, kadınların âdil bir dünyada adalet ve eşitlik için verdikleri mücadeledir feminizm. Bu bir düşünce biçimi olduğu kadar bir yaşam tarzı da; cinsiyet, ırk, din ve aramızdaki başka farklılıklardan bağımsız olarak herkesin izleyebileceği bir yol.
Fakat adalet ve eşitlik tartışmalı ve göreceli kavramlardır, çünkü farklı insanlar için farklı bağlamlarda farklı şeyler ifade ederler. Feminizmin epistemolojik bir yanı da var, zira bildiğimizi, nasıl bildiğimizi söyler bize. İslamdaki feminist bilgi, başka her dindeki gibi, hem dinin anlaşılmasına hem de adalet için verilen mücadeleye önemli katkılarda bulunabilir. Bir ideoloji, hareket ve bilgi projesi olarak feminizmin büyümesi ve salt dogmaya dönüşmemesi için içerden eleştiriye ihtiyacı var.
1970’li ve 1980’li yıllarda bu eleştiriyi, siyahların ve "Üçüncü Dünya" gruplarının feminizmi getiriyordu. Örneğin Audre Lorde, 1960’lı yılların orta sınıf beyaz kadınların deneyimlerine ve değer yargılarına odaklanan “mainstream” feminist edebiyatını eleştiriyordu. Chandra Mohanty, “Batının Gözüyle Feminist Kuram ve Sömürgeci Söylem” adlı aydınlatıcı makalesiyle feminizm ile sömürgecilik arasındaki ilişkinin etkileyici bir eleştirisini sundu. Bu tür çalışmalar feminizmin kuramsal olarak da büyümesine ve daha

Audre Lorde, 1960'lı yılların orta sınıf beyaz kadınların deneyimlerine ve değer yargılarına odaklanan "mainstream" feminist edebiyatını eleştiriyordu. geniş kesimlere ulaşmasına yardımcı oldu.
Seküler feministler İslami feministlerden neler öğrenebilirler? Seküler feministlerin, Müslümanların anlayışında cinsiyet rollerinin birbirini tamamladığı eleştirisine katılıyor musunuz?
Mir-Hüseyni: Hepimizin birbirimizden bir şeyler öğrenebileceğinden eminim. Ama cinsiyet rollerindeki "tamamlayıcılık" kavramına gelince; bunun hâkim Müslüman söylemi içinde kavranma ve ifade edilme biçimine şiddetle karşı çıkıyorum. Kadınları ve Müslümanları yanıltmayı amaçlayan, kadınların eşitsizliğini ve ayrımcılığa uğramasını haklı çıkarmaya çalışan yeni ve "modern" kavramlardan biri bu.
Fakat feminist kuram, cinsiyet rollerini sadece hukuki ve salt biçimsel olarak dönüştürmeyi hedefleyen bir eşitliğin kadınlara gerçek bir eşitlik getirmeyeceğini kavradığı bir noktaya geldi artık. Kadınlar, hayata erkeklerle aynı yerden başlamıyor, erkeklerle kadınların yarış koşulları aynı değil. Dolayısıyla, bu tür farklılıkları dikkate alan yeni kavramlara ihtiyacımız var. Kadınların hepsi ayrımcılığa uğramadığı gibi, ayrımcılığı da aynı biçimde yaşamıyorlar. Cinsiyet, sosyal sınıf, eğitim, etnik köken, "Birinci" ya da "Üçüncü Dünya"lı olmak – tüm bu faktörler de bir rol oynuyor. Birçok durumda erkekler de kadınlar gibi baskı görüyor, hatta bazı durumlarda kadınlar tarafından baskılanıyor.
Feminist kuramda bir değişim yaşandı: Biçimsel eşitlik modellerinin yerini "tözel eşitlik"ten yola çıkan yaklaşımlar aldı. Bu konuda hararetli bir tartışma yaşanıyor ve Müslümanların da bu tartışmaya katılması gerekiyor. Eski dogmalar üzerinde yeniden düşünmemiz lazım, dini dogmalar kadar feminist dogmalar için de geçerli bu çünkü asıl bu noktada birbirimizden çok şey öğrenebiliriz.
Söyleşi: Yoginder Sikand
© Qantara.de 2010
Almancadan çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Ziba Mir-Hüseyin, aralarında "Islam and Gender, the Religious Debate in Contemporary Isla"” (İslam ve Cinsiyet, Çağdaş İslamda Din Tartışması) (Princeton, 1999) gibi eserlerin de bulunduğu çok sayıda kitabın yazarı. Londra’da, Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu bünyesindeki İslam ve Ortadoğu Hukuku Merkezi’nde çalışıyor.
Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de
Qantara.de
Asra Nomani ile İslam feminizmi üzerine söyleşi
Kadın haklarının hizmetinde bir cihat anlayışı
44 yaşındaki ABD'li kadın yazar Asra Nomani, "Cinsiyet Cihadı"nın (Gender Jihad) önde gelen temsilcilerinden. Wall Street Journal'in eski muhabiri Asra Nomani'ye göre İslam ile feminizm arasında bir uyuşmazlık sözkonusu değil. Nomani ile Alfred Hackensberger söyleşti.
Küresel İslam'da kadının yeri
İslam'da feminizm
Margot Badran yeni kitabında, Müslüman kadın akademisyenlerin İslam'ı nasıl, cinsiyet eşitliğini sağlayacak bir emirler bütünü olarak yorumladıklarını inceliyor. Yoginder Sikand yorumluyor.
Feridun Zaimoğlu: "Kara Bakireler"
İslami feminizm
Bu kadınlar öfkeli, utanmaz ve radikaller: Feridun Zaimoğlu belgesel oyunu "Kara Bakireler"de genç Müslüman kadınların sesi oldu. Oyunu şimdi seslendirilmiş olarak da edinmek mümkün. Nimet Şeker oyunu tanıtıyor.
İranlı kadınların dergisi Zanan kapatıldı
Eşitliğin "matemi"
İran'da yayınlanan kadın dergisi Zanan'ın kapatılmasıyla, özgürlükçü ve eşitlikçi İslami kadın hareketi de bir şekilde susturulmuş oluyordu. Bu olay aynı zamanda Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın medya ve sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskısının da bir göstergesiydi.
Asra Nomani ile İslam feminizmi üzerine söyleşi
Kadın haklarının hizmetinde bir cihat anlayışı
44 yaşındaki ABD'li kadın yazar Asra Nomani, "Cinsiyet Cihadı"nın (Gender Jihad) önde gelen temsilcilerinden. Wall Street Journal'in eski muhabiri Asra Nomani'ye göre İslam ile feminizm arasında bir uyuşmazlık sözkonusu değil. Nomani ile Alfred Hackensberger söyleşti.
Küresel İslam'da kadının yeri
İslam'da feminizm
Margot Badran yeni kitabında, Müslüman kadın akademisyenlerin İslam'ı nasıl, cinsiyet eşitliğini sağlayacak bir emirler bütünü olarak yorumladıklarını inceliyor. Yoginder Sikand yorumluyor.
Feridun Zaimoğlu: "Kara Bakireler"
İslami feminizm
Bu kadınlar öfkeli, utanmaz ve radikaller: Feridun Zaimoğlu belgesel oyunu "Kara Bakireler"de genç Müslüman kadınların sesi oldu. Oyunu şimdi seslendirilmiş olarak da edinmek mümkün. Nimet Şeker oyunu tanıtıyor.
İranlı kadınların dergisi Zanan kapatıldı
Eşitliğin "matemi"
İran'da yayınlanan kadın dergisi Zanan'ın kapatılmasıyla, özgürlükçü ve eşitlikçi İslami kadın hareketi de bir şekilde susturulmuş oluyordu. Bu olay aynı zamanda Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın medya ve sivil toplum kuruluşları üzerindeki baskısının da bir göstergesiydi.