05.08.2009Körfez'de medya ve finans kriziDubai: Medyatik yükseliş
Finans krizi Birleşik Arap Emirlikleri'ne de ulaştı. Dolayısıyla Körfez ülkeleri yöneticilerinin medyaya karşı tutumlarında da olumsuz yönde değişimler oluştu. Constantin Schreiber'in haberi.
"Sınır Tanımayan Gazeteciler" örgütünün her yıl yayımladığı, ülkelerin basın özgürlüğü derecesine göre sıralandığı ve 173 ülkenin yer aldığı listede, Birleşik Arap Emirlikleri 69. sırada yer alıyor. Göz alıcı güneş ışığı Media City'nin cam cephesinden yansıyor, ancak akşamüstü saat 4'ten itibaren bu yapının etrafı kararmaya başlıyor. Güneş, Media City binasının boyunu kırk kat aşan yüksek gökdelenlerin oluşturduğu sıranın ardında kayboluyor.
Dubai'nin medya merkezi 2001 yılında kurulduğunda, çevresinde sadece insansız, ıssız topraklar, Arap yarımadasının çölleri vardı. Şimdiyse etraf, göz alabildiğine uzanan bir beton yığınına dönüşmüş, binanın hemen yakınında yapay bir yat limanı var. Dubai birkaç yıl içerisinde, yıllık yüzde 12'lik bir nüfus artışı ve yüzde 15'lik bir ekonomik büyümeyle hızlı çekimde gösterilen bir film kadar çabuk büyüdü.
Ne var ki şimdi çöldeki mucize parlaklığını yitiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri ekonomisi, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerdekine benzer şekilde çökmeye başladı. Ancak BAE'nin önemli bir farkı var: Burada bulunan Expatların* oranının yüksekliği, Dubai'de daha yıkıcı sonuçlar doğuruyor.
Araştırma enstitüleri sırf 2009 ve 2010 yılları için Dubai nüfusunun yüzde 10 oranında gerileyeceğini hesaplıyor. Şantiyeler durmuş halde, projeler reddediliyor. Ama bütün bunlar hakkında haber yapılması hoş karşılanmıyor.
Dubai: Medyanın yarattığı star
Körfez'deki bu metropolün yükselişinde medya çok önemli bir rol oynadı. Başından beri arzu edilen, yazılı ve görsel basının, ışıldayan Dubai imgesini bütün dünyaya yaymasıydı. Dubai'deki halkla ilişkiler projesinin başlangıç vuruşu, 2000 yılında Burj el-Arab oteliyle yapıldı.
Otelin bir yelkeni andıran fütürist tasarımın etrafında, yatırım yapmanın kârlı olduğu, yükselişe geçmiş, liberal ve yüzünü geleceğe dönmüş BAE imgesi oluşturulacaktı. Körfez bölgesine odaklanmış bir Macar düşünce kuruluşu olan "Political Capital" bünyesinde görev yapan analizci Ghanem Nuseibeh'e göre, "Dubai, reklam ve pazarlama tarafından yaratılıp biçimlendirilmiş bir medya buluşu."
Büyük uluslararası televizyon ve haber kanallarının çoğu Dubai Media City'ye yerleşmekte gecikmedi; bunlar arasında CNN ve BBC'den Thomson-Reuters'e, el-Arabiya'dan, Deutsche-Welle-TV'ye kadar çeşitli kuruluşları saymak mümkün. Dubai'yi sadece bir ticaret ve finans merkezi olarak değil, aynı zamanda "media hub" tabir edilen basın kuruluşlarının toplanma noktasına dönüştürme planı başarılı olmuş görünüyor.

Bild gazetesi de sansürden nasibini alanlardan: Sadece açık saçık giyimli kadın fotoğrafları değil, başka konularla ilgili makaleler de beyaz boşluklar olarak görünüyor. Başka bölgeler Dubai'nin bu başarısını taklit etmek istedi. Medya temsili konusunda Dubai'nin en büyük rakibi, Birleşik Arap Emirlikleri başkenti Abu Dabi. Buradaki yöneticiler Dubai'nin, o zamanlar sıklıkla yapılan ithamla "Körfez'in Disneylandı"na dönüşmesini kuşkucu gözlerle izlediler.
Dubai'ye karşı Abu Dabi
Abu Dabi, Arap Yarımadası üzerinde daha tarz sahibi bir karşı proje olarak kendine bir yer edinmek istiyor. Bu amaçla 2008 yılında "2Four54" projesinin ilk temel taşı kondu. Yeni medya kenti, adını başkentin bulunduğu enlem ve boylamdan alıyor.
Abu Dabi merkezli The National gazetesinin habercilerinden Rym Ghazal, medya mekanizmasının gücünün uzunca bir süre küçümsendiğini düşünüyor. "Şimdi, Emirlikler içinde en büyük petrol rezervine sahip Abu Dabi, takdire şayan bir bütçeyle Dubai Media City'yi aşmayı düşünüyor" diyor.
Öte yandan BAE'ndeki basın özgürlüğünün çok iyi durumda olduğunu söylemek mümkün değil. "Sınır Tanımayan Gazeteciler" örgütü her yıl, ülkelerin basın özgürlüğü derecesine göre sıralandığı bir rapor yayımlar. Birleşik Arap Emirlikleri 173 ülkenin yer aldığı bu listede ancak 69. sırada yer alıyor. Özellikle yurtiçindeki basın ve yayın organları bu kısıtlamaların baş muhatabı: Kapsamlı bir internet sansürü, aralarında haber sitelerinin de yer aldığı pek çok sayfayı engellemekte.
Her ne kadar bu sansürün odağında ağırlıklı olarak fazla cömert fotoğraflar yer alıyor görünse de, bol miktarda çıplak teni engelleme süreci içerisinde haber ve bilgi içerikli internet sayfalarına erişim de önlenmiş oluyor. Örneğin Alman Bild gazetesinin sayfası sıklıkla bu duruma maruz kalmakta. Sadece açık saçık giyimli kadın fotoğrafları değil, başka konularla ilgili makaleler de beyaz boşluklar olarak görünüyor.
Sansür ve cezai yaptırımlar
Sansürün getirdiği doğrudan bilgi engellemesinin dışında, özgür bilgi erişimi ve bilgilerin kullanıma sunulması birçok vakada cezai yaptırıma sebep olabiliyor. Emirliklerdeki kraliyet aileleri hakkında olumsuz haber yapanlar ya da eleştirel ifadeler kullananlar, kural olarak sınır dışı edilme cezasına çarptırılıyor.
2009 ilkbaharında Abu Dabi kraliyet ailesi, çölde bir Afganlıya işkence yaptıkları için manşetlere çıktı. Video paylaşım sitesi Youtube'da konuyla ilgili görüntüler dolaşıyordu. Yerel medyadaysa konu gündeme bile gelmedi; zira haberciler suç işlemiş sayılayacaktı.
2009 baharından bu yana gazetecilerin işini daha yerinde engellemek yönünde yeni bir eğilim de göze çarpıyor. Muhabirlerin belli türden çalışmalarını suç olarak tanımlayan ceza yasası, şu günlerde agresif biçimde genişletiliyor. Sorumlusu küresel mali kriz ve bunun Birleşik Arap Emirlikleri ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri.
Ghanem Nuseibeh'in gözlemlerine göre kriz dönemlerinde Körfez'deki krallar içerik denetimini daha da arttırıyor: "Yeni yasa tasarıları, emirliklerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla çatışan habercilik çalışmaları için yüksek para cezaları öngörüyor.

Ghanem Nuseibeh: "Yeni yasa tasarıları, emirliklerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla çatışan habercilik çalışmaları için yüksek para cezaları öngörüyor." Bu çalışmalardan kasıt, yetkililerin ilgili haberleri nasıl yorumladıklarına bağlı olarak her şey olabilir. Yasal çerçeve, habercilerin keyfi bir kovuşturmaya tabi olmalarına zemin hazırlıyor." Haberlerinde eleştirel bir yan bulunması durumunda medya kurumlarına bundan sonra 500 bin dolarlık bir para cezası kesilebilecek –üstelik her münferit haber için.
Medyanın Batı'daki siyasi ve toplumsal olaylarda üstlendiği, keyfi davranışları içten denetleme ve kamuoyu önünde tartışma görevi, Birleşik Arap Emirlikleri'nde tam da engellenmeye çalışılan şey. Bunun ötesinde Batı'daki habercilik anlayışı, fikir ayrılıklarının kamuoyu önünde tartışılmasından ziyade, kapalı kapılar ardında, aşiret içerisinde çözmenin adet olduğu bir coğrafyaya rastlıyor.
Yabancı basının kontrolü
Televizyonculuk alanında buna bir de, Körfez ülkelerinde Müslüman âleminin diğer ülkelerinde olduğundan çok daha yoğun biçimde içselleştirilmiş olan ve çalışmayı epey zorlaştıran İslamiyet'in suret gösterme yasağı eklenince işler daha da zorlaşıyor.
Bu yeni medya stratejisinin Birleşik Arap Emirlikleri'ne faydası dokunacağından çoğu insan kuşkulu; bunların arasında Dubai'de hükümetten bağımsız çalışan bir düşünce kuruluşu olan "Gulf Research Center"dan Christian Koch da yer alıyor: "Bu davranış biçimi çeşitli söylentilere sebep oluyor; çünkü herkes gizleyecek bir şeyleri olduğunu, açıklık ve dürüstlük yerine olayların bazı kisveler altına saklandığını düşünüyor. Ara sıra sorunlar olduğunu kabul etmek çok daha faydalı olacaktır."
Ayrıca yurtdışı kaynaklı medyayı daha sıkı biçimde denetleme ve gerekli görüldüğünde bunlara yaptırım uygulama eğilimi de son zamanlarda sıklıkla rastlanan bir durum. Bu ilkbahar BBC'nin yaşadığı deneyimler, yabancı habercilere karşı takınılan bu endişe verici şahin tutuma bir örnek oluşturuyor. Britanyalı kanalın "Panorama" adlı programı, Dubai'deki şantiye kamplarındaki yaşam koşullarını konu alan bir program yaptı. Bu kamplar, bu Körfez metropolünün şantiyelerinde çalışmak üzere Güney ve Güneydoğu Asya'dan gelen yüz binlerce işçinin konakladığı baraka semtler.
Dubai'nin ışıltılı cephesi bu haberlerle gölgelenmişti. BBC, Dubai Media City'deki yerini ve yayın lisansını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Emirlikler'in kaybedeceği çok şey var. Küresel bir başarı modeli ve uluslararası bir örnek olarak yükselişlerini medyaya borçlular. Yeni medya stratejileriyle tüm konsepti; gerek yurtiçi, gerekse yurtdışında riske atıyorlar.
Constantin Schreiber
Almancadan çeviren Ogün Duman
© KULTURAUSTAUSCH III 2009/ Qantara.de 2009
Bir süre Deutsche Welle -TV Arapça redaksiyonu muhabiri olarak Dubai'de görev yapan, hukukçu ve gazeteci Constantin Schreiber (1979), şimdi Alman Dışişleri Bakanlığı'nda Almanya'nın Arap dünyasındaki medya projeleri sorumlusu olarak çalışıyor.
*Expat: Bir ülkede geçici veya sürekli olarak yaşayan –vatandaş olmayan- kişi. (E.n)
Qantara.de
Ortadoğu'dan güneş enerjisi: Abu Dabi'de Masdar City
Petrol yerine güneş
Ortadoğu'da, yenilenebilir enerjileri tercih eden devletlerin sayısı giderek artıyor. Abu Dabi Emirliği iddialı bir klima projesiyle güneş enerjisi alanında önde gidiyor. Emirlik'te CO2 salınımı bulunmayan bir şehir kurulacak. Michaela Paul'un haberi.
Hans Magnus Enzensberger ile söyleşi
"Aydınlanmanın 'telif hakkı' Avrupa'ya ait değil
Dubai Emiri Şeyh El Maktum'un yaptığı davet, önde gelen Alman ve Arap yazarlarla kanaat önderlerini "Arap-Alman Kültür Diyaloğu" için Dubai'de bir araya getirdi. Katılımcılardan Hans Magnus Enzensberger ile Loay Mudhoon görüştü.
Körfez'de eğitim
Petrol yerine bilgi
Basra Körfezi'ndeki Arap ülkeleri, geleceğin hammaddesi olarak eğitimi keşfettiler ve işlerin daha hızlı yürümesi için de Batı'dan üniversite "ithal" ediyorlar. Arnfrid Schenk'in haberi.
Ortadoğu'dan güneş enerjisi: Abu Dabi'de Masdar City
Petrol yerine güneş
Ortadoğu'da, yenilenebilir enerjileri tercih eden devletlerin sayısı giderek artıyor. Abu Dabi Emirliği iddialı bir klima projesiyle güneş enerjisi alanında önde gidiyor. Emirlik'te CO2 salınımı bulunmayan bir şehir kurulacak. Michaela Paul'un haberi.
Hans Magnus Enzensberger ile söyleşi
"Aydınlanmanın 'telif hakkı' Avrupa'ya ait değil
Dubai Emiri Şeyh El Maktum'un yaptığı davet, önde gelen Alman ve Arap yazarlarla kanaat önderlerini "Arap-Alman Kültür Diyaloğu" için Dubai'de bir araya getirdi. Katılımcılardan Hans Magnus Enzensberger ile Loay Mudhoon görüştü.
Körfez'de eğitim
Petrol yerine bilgi
Basra Körfezi'ndeki Arap ülkeleri, geleceğin hammaddesi olarak eğitimi keşfettiler ve işlerin daha hızlı yürümesi için de Batı'dan üniversite "ithal" ediyorlar. Arnfrid Schenk'in haberi.