16.02.2011Mübarek'ten sonra MısırDemokrasi vaazı...
Şimdi, herkes için Mısır'da hakikat vakti. Gerçi büyük sorunlar Mübarek'in devrilmesinden sonra da çözülmedi, ama Tahrir Meydanı'ndaki devrim yeni bir dönemi başlatabilir. Batı'nın Ortadoğu'daki yeni demokrasiyi tutarlılıkla desteklemesi gerekiyor. Rudolph Chimelli'nin yorumu.
Göstericiler Kahire'deki Tahrir meydanında Mübarek'in afişini parçalıyor... Rudolph Chimelli, yeni Ortadoğu'nun yeni sorunlarla karşı karşıya oldugunu söylüyor. Mısırlıların, Mübarek'in devrilişini kutlarken nerdeyse yegâne güvenceleri, Nil nehrinin güneyden kuzeye doğru akmasıdır. Günlük hayat hızla normalleşse bile, önümüzdeki dönem zor olacak. Çünkü Mısır stokları olmayan, nüfusunun büyük bir bölümü sabah kazandığını akşam yemek zorunda olan bir ülkedir.
Kahire'nin Tahrir Meydanı'nda olup bitenler, bir sevinç gösterisini andırsa da, tarihe bir devrim olarak geçecektir. Sevinç sarhoşluğu içindeki muzaffer kitlenin, hemen ertesi gün yapıcı bir yeni başlangıçta, işe yarayacak liderlerinin ve ortak ideallerinin bulunmadığı kolaylıkla unutulacak.
Mübarek'in en sadık adamlarından biri olan General Hüseyin Tantavi'nin umutları karşılamak için uygun bir adam mı olduğu, yoksa vatanla birlikte subayların ayrıcalıklarını da korumak için mi devreye girdiği zamanla görülecek. Yine de yalnızca Mısır'ın ağırlığıyla ve devriminin parıltısıyla bile Ortadoğu'da yeni bir dönem başlıyor.
Böyle bir durumda hiç kimse, onlarca yıldır sesi kesilmiş olan, parçalanmış bir muhalefetten bir gecede hazır projelerle ortaya çıkmasını bekleyemezdi. Özgürlük, daha fazla adalet, itilip kakılanlara insanca davranılması zaten muazzam kazanımlardı. Nil vadisinin ve bölgenin sorunları devam ediyor. Bu sorunlar yoksullaşma, işsizlik, umutsuz gençlik ve çevre kirliliği olarak sıralanabilir. Başkanlar, generaller ve hükümdarlar, Arap dünyasının Bin Ali'leri ve Mübarek'leri, bu yaraları iyileştirmediler. Daha dün onların deneyimsiz muhalifleri olanlar, şimdi yalnızca reform özlemlerine dayanarak bir anda nasıl her şeyi daha iyi kılabilirler?
İslamcı hayalet
Tahrir Meydanı'nda elbette namaz da kılınıyordu. Çünkü siyasal İslam bugüne kadarki muhalefetin içinde, örgütlü olan yegâne güçtür. Müslüman Kardeşler yasaklı oldukları halde, ayakta tedavi noktası, çocuk yuvası ağlarını ve diğer sosyal kurumlarını bütün ülkeye yaydılar. Eski rejimin çölde göreve gitmek istemeyen bürokratlarının aksine, Müslüman Kardeşler'in çalıp çırpmak gibi kötü bir ünleri yok.
"Bağımsız" etiketi altında yapılan son seçimlere katıldıklarında, bütün engellemelere rağmen, 424 milletvekilliğinden 84'ünü aldılar. Gelecekte ne kadar güçlü olacakları, ne kadar çok Mısırlıyı toplumsal modellerine ikna edebilmelerine bağlı. Bu sayı da bir çoğunluk oluşturamayacak.
Sözcülerinin belirttiğine göre, Müslüman Kardeşler egemen bir rol oynamaya çalışmıyorlar, demokratik oyuna katılmak istiyorlar. Gelecek başkanlık seçiminde aday göstermeyecekler. İsrail'le yapılmış barış anlaşmasına saygı gösterecekler. Müslüman Kardeşler artık Mısır'ın politik yaşamından dışlanamazlar. Bu da bir yeniliktir.
Batı, İslamcılara karşı şimdiye kadar bir tür "Hallstein Doktrini" uygulamıştı. Nasıl ki Federal Almanya, yalnızlaştırma politikasıyla Doğu Almanya'nın kabul edilmesini engellemeye çalıştıysa, Amerikalılar ve Avrupalılar da İslamcılığa, ona doğru bakılmadığı –yok sayıldığı- zaman bir daha görülemeyecek bir hayalet muamelesi yaptılar.
Bu yöntem, Akdeniz'in ötesinde, nadir yapılan özgür seçimlerde İslamcı partilerin kazanması nedeniyle etkili olamayınca, imdada "İslamcı eşittir terörist" formülü yetişti. Bu formülün iki uygulaması "Hizbullah'ı muhatap almayız, Hamas'la müzakere yapmayız" şeklindeydi. Hamas'ın, Arap dünyasında yapılan en özgür seçimleri, yabancı denetimcilerin gözleri önünde kazanmış olması, onu bu boykottan muaf tutamadı.

R. Chimelli: "Nil'de olup bitenler, örnek oluşturacak bir etki yaratır. Arap dünyasının kalbi burada atıyor, kanaat önderlerinin çoğu burada yaşıyor." Arap despotları, İslamcı hayalet imgesini sürekli canlı tuttukları için, onlarca yıl boyunca itibar gördüler ve basın desteği kazandılar. Her zaman "Ben ya da sakallılar" şeklindeki yanlış argümanı kullanıyorlardı. Şimdi Mısır ve Tunus'taki diktatörler hakkında açıklık kazanan, dehşete kapılmış Batılı gözleri, belki başka Arap ülkelerinde de bekleyen gerçek, bugüne kadar uygulanan ikiyüzlülükten vazgeçmek için bir vesile olabilir. Yanılsama sona ermek üzere. Taraflı propagandaya inanma hatasında asla inatçı olunmamalı. Bu konuda tarihin verdiği dersler yeterince açıktır.
Olmayacak dualarla bir yere varılmaz
Önceleri demokrasi olmuş, diktatörlük olmuş, kimsenin umurunda değildi. Pakistanlı Ziya ül Hak gibi zorba bir hükümdar, antikomünist olduğu için ve Amerikan dünya düzenine katıldığı için kendi döneminde fazla bir sorun yaşamamıştı. İslamcı fundamentalizmin ilk vatanı ve para kaynağı da olan Suudi Arabistan, kendisine silah satan laik ülkelerle uyum içinde yaşayarak bugüne kadar geldi. İslamcılığın numunesi Usame bin Ladin bile, Rusların henüz düşman olduğu dönemde, CIA ile birlikte Afgan mücahitlerini silahlandırabiliyordu. Bir rejim kadınlara peçe takma zorunluluğu getirdiği için, şeriatın verdiği cezaları infaz ettiği için değil, ulusal bağımsızlıkta direttiği için aşağılanıyordu.
Şah yönetimi altındaki İran, şimdiye kadar Mısır'ın olduğu gibi, Ortadoğu'da Amerikan ittifak sisteminin temel bir direğiydi. Kimi zaman tarihsel tesadüf, işini şaşırtıcı ölçüde iyi görüyor: Tam da Mübarek'in istifa ettiği gün, İranlılar devrimlerinin yıldönümünü kutluyorlardı. 32 yıl önce henüz zafer kazanmışlardı ki, Tahran'daki yeni efendiler ABD'ye artık itaat etmeyeceklerini bildirdiler. İran-Amerikan ilişkilerinin püf noktası budur, büyük patırtı böyle başladı. Atom tartışmasına kadar bütün nesnel sorunlar çözülebilirdi.
Şimdi Mısır'da saatler, herkes için hakikati gösteriyor. Batı'nın da artık olmayacak dualarla ve boş laflarla kazanacak bir şeyi yok. Demokrasi vaazi verenlerin, özgür seçimlerin yapılacağı koşullara razı olması gerekir. Amerikalılar Irak'ın diktatörü Saddam Hüseyin'i vurdular. Bu savaşın, Amerikalılar tarafından elbette hiç istenmemiş olan sonucu, Irak'ta İran'la dost bir Şii İslamcılar rejiminin hüküm sürmesi oldu.
Batı diğer yanda, birbirlerini karşılıklı dışlayan iki hedefi birden gütmeye devam ederse, inandırıcılığını daha da kaybedecek: Demokrasi ve itaatkâr bir rejim. Atlantik ile Körfez arasındaki halklar kendi siyasal isteklerini gerçekleştirebilirlerse, Irak'taki durum yinelenebilir. Çünkü hemen hemen bütün Araplar otoritelerinden nefret ediyorlar. Ancak Bin Ali'nin ve Mübarek'in kovulmasında sonra, artık onlardan daha az korkuyorlar.
Kahire, Tunus değil ve Sanaa değil. Nil'de olup bitenler, örnek oluşturacak bir etki yaratır. Arap dünyasının kalbi burada atıyor, kanaat önderlerinin çoğu burada yaşıyor. Ama her şeyden önce, Mısır İsrail'in komşusudur. Barış ya da çatışma stratejileri burada planlanıyor. Bu stratejiler parçalanmış Filistinli kardeşler Hamas ve El Fetih'in davranışını da belirliyor. Yeni Ortadoğu daha ilk saatlerinden itibaren, reel politika altında, giderek küçülmeyecek olan yeni sorunlarla karşı karşıya.
Rudolph Chimelli
© Süddeutsche Zeitung 2011
Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel
Redaksiyon: Hülya Sancak/ Qantara.de 2011
Qantara.de
Mısır'da isyan
Mısır'ın "öfke günleri"
Muhammed El Baraday'ın dönüşü, sanal erişime getirilen kısıtlamalar ve bugünkü Cuma namazının ardından yapılan protestolar, Mısır'da durumun ciddiyetine işaret ediyor. Mısır'da yayımlanan günlük gazete El Mısri El Youm'da protestoların yayılışı anlatılıyor.
Mısır'da ordunun rolü
Halk askere polisten daha yakın
Mısır’daki halk ayaklanmasında ordu, Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek karşıtlarına şimdiye kadar sertlik göstermedi ama Mübarek’e de açıkça cephe almadı. Silahlı kuvvetlerin tercihi, ülkenin siyasi geleceğini belirleyecek. Samir Grees'in makalesi.
Mısır'ın Müslüman Kardeşler'i ve İran
Sunniler ve Şiiler arasında bir uzlaşma mı?
Siyasal bilimci Mehdi Halaji, Mısır hükümeti ve Hizbullah arasında son zamanlarda ortaya çıkan gerilimin nedenlerini, Sünni Müslüman Kardeşler, Mısır hükümeti ve İran Şii rejimi arasındaki karmaşık ilişkiler bağlamında irdeliyor.
Mısır'da isyan
Mısır'ın "öfke günleri"
Muhammed El Baraday'ın dönüşü, sanal erişime getirilen kısıtlamalar ve bugünkü Cuma namazının ardından yapılan protestolar, Mısır'da durumun ciddiyetine işaret ediyor. Mısır'da yayımlanan günlük gazete El Mısri El Youm'da protestoların yayılışı anlatılıyor.
Mısır'da ordunun rolü
Halk askere polisten daha yakın
Mısır’daki halk ayaklanmasında ordu, Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek karşıtlarına şimdiye kadar sertlik göstermedi ama Mübarek’e de açıkça cephe almadı. Silahlı kuvvetlerin tercihi, ülkenin siyasi geleceğini belirleyecek. Samir Grees'in makalesi.
Mısır'ın Müslüman Kardeşler'i ve İran
Sunniler ve Şiiler arasında bir uzlaşma mı?
Siyasal bilimci Mehdi Halaji, Mısır hükümeti ve Hizbullah arasında son zamanlarda ortaya çıkan gerilimin nedenlerini, Sünni Müslüman Kardeşler, Mısır hükümeti ve İran Şii rejimi arasındaki karmaşık ilişkiler bağlamında irdeliyor.