09.09.2009Doris Kilias'ın AnısınaDeğerli bir edebiyat emekçisi
Doris Kilias, Nobel ödüllü yazar Necib Mahfuz’un çevirmeniydi. Dâhiyane çevirileriyle, Mahfuz’un romanlarını Almanca konuşulan alandaki geniş bir okur kitlesiyle buluşturmuştu; böylelikle yazarın dünya çapındaki ününe de katkıda bulunmuş oldu. Kilias 1 Haziran’da vefat etti. Loay Mudhoon cevirmenin anısına bir yorum yazdı 
Doris Kilias (1942 - 2008). 1999'da Kilias'a başarılı, eserlerde kültürel incelikleri dikkate alan çevirilerinden dolayı Jane Scatcherd ödülü verildi. Alman filozofu ve erken Romantizmin önemli temsilcilerinden Friedrich Schlegel, “Aslında bir çeviride neyin söz konusu olduğunu bilmiyoruz” saptamasında bulunmuştu. Alman Arap filoloğu ve çevirmen Doris Kilias açısından bu saptama doğru değildir – bir çeviride neyin söz konusu olduğunu çok iyi biliyordu o. Nobel ödüllü Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un çok sayıda romanını Almancaya çeviren saygın çevirmenin kendi beyanlarına göre, çeviri her şeyden önce ağır işçilikti, bunun en önemli nedeni de, Arapçadan yapılan yazınsal çevirilerin sadece dilsel açıdan değil kültürel açıdan da yetkinlik gerektirmesiydi. Bunalımın ortasında bir defalık bir şans Doris Kilias bir Arap ülkesine ilk defa 1967 yılında bir doktora öğrencisi olarak, gitti; Kahire Üniversitesi’nde okuması için eline geçen bir defalık fırsatı değerlendirdi; Doğu Alman yönetimi, yolculuk iznini ancak o zamanlar henüz beş aylık olan kızı Jenny’yi bir tür "rehin" olarak Doğu Berlin’de bırakması koşuluyla vermişti. Yine de: Doris Kilias, bunun yaşamının fırsatı olduğunu biliyordu. Daha sonra "Bu izni elde eden çok az sayıdaki şanslı kişiden biriydim" demişti. Nil kıyısındaki ilk deneyimleri, onda belirleyici bir izlenim bıraktı. Doris Kilias, geriye dönüp baktığında "1967’da, Altı Gün Savaşı’ndan kısa bir süre sonra Kahire’ye geldim. Orada çok sarsıcı bir ortamvardı. O zamanlar nasıl bir atmosferin egemen olduğu, elbette Berlin’den bakılınca tasavvur edilemiyordu" diye hatırlıyor. Arap elitlerinin ve kültür yaratıcılarının Altı Gün Savaşı’ndan dolayı yaşadıkları bilinç şokunun, edebiyat üzerinde yine de bir tür sağaltıcı etkisi olmuştu. Arap yazarları ilk kez toplumlarının özsel ve varoluşsal sorunlarını ele aldılar: krizin ortasında birdenbire, kendileri hakkında düşünmeye başladılar. Biz kimiz ve biz neyiz? 
Arap elitlerinin ve kültür yaratıcılarının Altı Gün Savaşı’ndan dolayı yaşadıkları bilinç şokunun, edebiyat üzerinde yine de bir tür sağaltıcı etkisi olmuştu. Arap yazarları ilk kez toplumlarının özsel ve varoluşsal sorunlarını ele aldılar: Krizin ortasında birdenbire, kendileri hakkında düşünmeye başladılar. Biz kimiz ve biz neyiz? Yenilginin ağırlığıyla Arap düşüncesi yeni, o zamana kadar bilinmeyen özeleştirel özellikler kazandı; kariyerinin henüz başındaki genç Arap filoloğu için bu dönem "ilginç bir gelişmeydi ve edebiyat için verimli bir itkiydi". Eski ustaya saygı Doris Kilias, diğer yazarların, örneğin Mohamed Choukri, Gamal Al-Gitani ve yakın zamanda Miral al Tahawi’nin eserlerini de Almancaya çevirdiği halde, Arap edebiyatının büyük ustası Mahfuz, onu en çok büyüleyen yazardı. Kilias, Mahfuz’la Kahire’deki eski ve saygın Café Risch’deki ilk karşılaşmasını, "Onu dinlemek ve bu sırada, genç yazarlarla, onların metinleri hakkında nasıl da sabırla konuştuğunu ve özenle tavsiyelerde bulunduğunu görmek güzeldi” sözleriyle anlatıyor. Daha sonra, sözünü esirgemeden "Ben Mahfuz’un çevresindeki hayatı seviyorum" demişti. Çevirmenin isyanı 
Nobel ödüllü Mahfuz 70 yıllık yazın hayatında 34 roman, 350 küsur kısa hikaye yayımlamış. Kitaplarının birçoğu Arap fimlerine de konu olmuş... Tüm çevirmenler gibi Doris Kilias da yazarın gölgesindeydi ve çeviri faaliyeti hakkındaki bilginin az olması, hatta çoğu zaman hiç olmaması, onu çileden çıkartmıştı. Çevirdiği yazarın dilini öven, ama kendisinin katkısını takdir etmek bir yana, adını bile anmayan eleştirmenlere: "Bunlar, adamın Almanca yazdığını zannediyorlar!" diye tepki göstermişti. Doris Kilias'ın kızı Jenny, "Berliner Zeitung" gazetesinde yazdığı yazıyla, annesini en güzel bir biçimde anıyor ve "kendisine, çeviri yapmanın en güzel yanının ne olduğu sorulduğunda, 'bir süreliğine başka birisi olmaktır' diye yanıt verirdi", diye anlatıyor. Doris Kilias kendini mesleğine adadığı halde ailesini de ihmal etmedi. Lübnan’da yayımlanan “El Müstakbel” gazetesinin kültür sanat sayfası editörü, yazar Hassan Dawud, “El Müstakbel”de yazdığı anma yazısında, mesleki bir bağla arkadaş olduğu Kilias’ın yaşamındaki acılı devreyi anımsıyor. Davud’un belirttiğine göre, Kilias kanser hastası kocasının bakımıyla ilgileniyordu, belki de bu yüzden yaşamı boyunca, gösterdiği titizlik yüzünden çeviri projelerinden bazılarını sonuçlandırmak için gereksindiği gücü bulamıyordu. Başarılı aracılık "Gerçekten bir şeyler iletebilmek için, insanın üstünde çalıştığı konuyu sevmesi gerekir." Doris Kilias tüm kariyeri boyunca şair Goethe’nin bu ilkesini cisimleştirmişti. Doris Kilias özellikle Necip Mahfuz’un edebiyat dünyasını ve konularını seviyordu; belki de bu yüzden onun edebiyatını başarılı bir biçimde iletebilmişti. Böylelikle, Mahfuz’un dünya çapında ün kazanmasına katkıda bulunmuştu. Ne de olsa, (yabancı) edebiyatı, dünya edebiyatı haline getirenler yetenekli ve sebatkâr çevirmenlerdir. Doğu ile Batı arasında gerçekleşen hummalı çeviri faaliyetlerinde Doris Kilias’ın ardında bıraktığı boşluğu doldurmak kolay olmayacaktır. Loay Mudhoon Almancadan çeviren Mustafa Tüzel