17.01.2011Necib Mahfuz ve Arap edebiyatıBüyük ustanın gölgesinde
Mısırlı yazar ve edebiyat ödülü sahibi Necib Mahfuz, "Midak Sokağı" ve "Cebelavi Sokağının Çocukları" gibi büyük romanlar yazdı. Peki, "Edebiyatın firavunu"ndan sonra geriye ne kaldı? Samir Gees, yazısında bu soruyu yanıtlıyor."Edebiyat devi ve uluslararası çapta bir romancı": 11 Aralık 1911'de Kahire'de doğan Mahfuz, özellikle "Midak Sokağı", "Nil Nehrinde Kayık Ev" ve "Cebelavi Sokağının Çocukları" romanlarıyla dünya çapında itibar kazandı. Nobel ödüllü Necib Mahfuz, 11.12.1911 tarihinde doğdu. Mahfuz'un romanlarında hiç kimsenin yapmadığı bir biçimde ölümsüzleştirdiği başkent Kahire, yazarı ve yazınsal mirasını onurlandırmak için bu tarihi bir vesile olarak görüyor.
Bu yüzden 2011 yılı, Mahfuz yılı ilan edildi. Mısır'daki kutlamalar 2010 yılının Aralık ayında Kahire'de düzenlenen bir toplantıyla başladı. Toplantıda "Böyle bir 'edebiyat devi'nin gölgesinde nasıl roman yazılabilir?" sorusuna yanıt arandı.
Mahfuz, büyük edebi başarımıyla, Arap romanının gelişme yolunda bir engel mi oluşturuyordu. Aslında bu soruyu Mısırlı eleştirmen Ragaa' el Nakkaş, 20. yüzyılın 60'lı yıllarının sonunda ortaya atmıştı. O zamanlar "Kahire Üçlemesi"nin yazarı o denli etkiliydi ki, bu soru çok haklı görünüyordu.
Mahfuz döneminden sonra bir durgunluk mu yaşanacak?
Mahfuz, modern Arap romanı için uygun biçimleri bulmuş görünüyordu, yapıtı hem okurlar hem de eleştirmenler tarafından çok beğeniliyordu; bu durum diğer yazarların, özellikle de gençlerin yeni yollardan gitmesini engellemiş olabilirdi. El Nakkaş, Mahfuz'un ölümünden sonra, tıpkı İngiltere'de Dickens'den, Fransa'da Balzac'tan ve Rusya'da Dostoyevski'den sonra yaşandığı gibi, Arap edebiyatında da bir durgunluk evresi yaşanacağı kehanetinde bulunuyordu.
Mısır edebiyatının eski büyük ustası Edwar el Harrat (1926) ise farklı düşünüyordu. Romanları, aralarında Almancanın da bulunduğu birçok dile çevrilen El Harrat, "Arap romanının gelişmesinin tek bir kişiye bağlı olmadığına – kültürel katkısı ne kadar büyük olursa olsun, ondan bağımsız olduğuna" inanıyordu.
Lübnanlı şair ve eleştirmen Abbas Beydoun'a göre ise Mahfuz yalnızca büyük bir katkıda bulunmakla kalmamıştı, "Necib Mahfuz, Arap romanının asıl kurucusuydu". Beydoun, Mahfuz'un "uluslararası çapta bir romancı" olduğunu, etkisinin genç yazarların yapıtlarını da etkilediğini, genç yazarların ona çok şey borçlu olduklarını da söylüyor.
Mahfuz'a karşı yazınsal isyan
Ürdünlü yazar Elias Farkouh da böyle düşünüyor. Farkouh, güçlü Mahfuz'un gölgesinde yeni yazış tarzları denemenin zor olduğunu söylüyor. Genç yazarlar, "Mahfuz'a karşı yazınsal isyana" ancak 1960'lı yılların sonunda cesaret edebildiler.
Mısırlı yazar Edwar el Harrat, Arap romanının gelişmesinin, tek bir kişiye bağlı olmadığına – kültürel katkısı ne kadar büyük olursa olsun bundan bağımsız olduğuna inanıyor. Bu gençlerden biri de, 60'lı yıllardaki kuşağın en ünlü yazarlarından biri olan Yusuf el Kaid*'dir. Kaid, kendisinden çok yaşlı olan Mahfuz'a yakın durduğu ve ona çok değer verdiği halde, onunkinden farklı bir roman biçimi geliştirmiş ve ondan farklı siyasal görüşleri savunmuştur. Ayrıca Mahfuz'un ilgisi yalnızca Kahire metropolüne ve buradaki orta sınıfa yönelikken, El Kaid'in romanları genellikle Nil deltasındaki basit insanların yaşamlarını anlatır.
El Kaid, "Ondan edebi açıdan değil, insani açıdan etkilendim" diyor ve ekliyor; "Zamanını yönetişi beni derinden etkilemiştir." – Mahfuz büyük eserlerinin çoğunu memuriyet görevi henüz devam ederken yazmıştı. Ayrıca gözündeki hastalık nedeniyle, yılın yarısında yazamıyordu. Bu yüzden sonbahar ve kış aylarındaki zamanını, kültür bakanlığındaki görevi ve yazma uğraşı arasında titizlikle bölüştürüyordu.
Genç yazarlara karşı açık olma
El Kaid, 60'lılar kuşağında yer alan ve her biri de Mahfuz'dan bağımsız olarak kendi yazınsal yollarını bulmuş olan Gamal Gitani,** Sunullah İbrahim ve İbrahim Aslan gibi diğer meslektaşlarına işaret ediyor. O yıllarda Mahfuz'un Kahire'nin merkezindeki Café Riche'de her hafta düzenli olarak buluştuğu genç yazarlardan biri olan El Kaid, ayrıca Mahfuz'un 1994 yılına kadar genç yazarların yapıtlarını ısrarla takip ettiğini vurguluyor.
O yıl bir fanatik, o sıralar 83 yaşındaki Nobel ödüllü yazarı bıçaklamaya teşebbüs etmişti; çünkü İslamcıların çoğu Mahfuz'un "Cebelavi Sokağı'nın Çocukları" romanını, Allah'a küfür etmek olarak algılamışlardı.
Mahfuz, eğretileme sanatını kullandığı romanda, Allah'ı, Âdem, Musa, İsa ve Muhammed peygamberleri anımsatan roman figürleri oluşturmuştu; bu yüzden roman Mısır'da onlarca yıl yasaklı kalmış ve birçok dile çevrildikten sonra ancak 2006 yılında yayımlanabilmişti.
El Kaid, Mahfuz'la yaptıkları cuma buluşmalarını hatırlayarak diyor ki: "O zamanlar yazdığımız metinleri hep ona verirdik. Bir sonraki cuma günü bize metinleri geri getirir ve kendi görüşünü de açıkça söylerdi." Öykücü Said el Kafrawi de Café Riche'deki buluşmalara düzenli olarak katıldı. "Kışın yalnızca cuma günleri, yazın ise her gün buluşurduk."
El Kafravi, hapishaneden tahliye olduktan sonra Mahfuz'un kendisini ne kadar içtenlikle karşıladığını anımsıyor. El Kafravi Cemal Abdül Nasır dönemindeki siyasal tutukluluk dönemini anlatırken Mahfuz onu büyük bir dikkatle dinlemiş. Mahfuz'un Nasır yönetimindeki polis devletinin gaddarlıklarını anlatan "Kafe Karnak" romanı Nasır'ın ölümünden dört yıl sonra, 1974 yılında yayımlandı. Mahfuz genç yazarı Café Riche'de yeniden gördüğünde ona dedi ki: "Said, bu romanın kahramanlarından biri de sensin."
Günümüzde Mahfuz
Mısırlı yazar Mansure İzzeddin, "Mahfuz gibi büyük bir yazarın varlığı, Arap romanının gelişmesini engellemiyor, tam tersine teşvik edici oluyor" diye düşünüyor. Muntezir El Kafaş, Mekkavi Said ve Mensure İzzeddin, Mısır'ın başarılı genç romancıları. Yapıtları edebiyat ödülleri kazandı ve birçok Avrupa diline çevrildi.Bu yazarlar 1990'ların başında yazmaya başladıklarında 1988 yılında Nobel edebiyat ödülüne layık görülen Mahfuz, bir engelden çok bir ikondu. El Kaffaş, "Bizim kuşağımız Mahfuz'un edebi başarımlarını takdir ediyordu" diyor. Yine de "denenmemişi denemek" kendisi ve meslektaşları için zorlu bir görev olmuş.
36 yaşındaki Mansure İzzeddin de bu görüşe katılıyor. Ancak kendisi, her defasında yeni biçimler deneyen Mahfuz'un özellikle bu deney yapmaktan hoşlanan yönünü takdir etmiş. İzzeddin "Mahfuz gibi büyük bir yazarın varlığı Arap romanının gelişmesini engellemiyor, tam tersine teşvik edici oluyor" diye düşünüyor.
Geriye ne kaldı?
"Edebiyatın firavunu" ("Die Zeit") arkasında kapsamlı bir yapıt bıraktı: 55 roman ve hikâye kitabı. Bunlardan bazıları elbette tozlanmıştır ama birçokları bugün bile hâlâ güncelliklerini koruyorlar ve okunmaya değerler. Necib Mahfuz'un yirmiyi aşkın romanı Almancaya, daha da fazlası İngilizce ve Fransızcaya çevrildi.
Faslı şair ve eleştirmen Hasan Najmi, Mahfuz'un yapıtlarından bazılarının mutlaka zamana direneceğini düşünüyor. Genç okurlara özellikle yazarın realist olarak nitelendirilen dönemindeki yapıtlarını, "Midak Sokağı" ve Kahire Üçlemesini ("Saray Gezisi", "Şevk Sarayı" ve "Şeker Sokağı") öneriyor.
Yusuf El Kaid ve Said El Kafravi özellikle Mahfuz'un geç dönem yapıtlarını, "Dilenci", "Yaşamımın Yankısı"nı ve "Rüyalar Kitabı"nı öneriyorlar. "Bunlar" diyor El Kafravi, "geleceğe gizli bir bakış atan kitaplardır. Yaşamla ve ölümle yapılan kişisel tartışmalardır."
Samir Grees
© Qantara.de 2011
Almancadan çeviren: Mustafa Tüzel
Editör: Hülya Sancak/Qantara.de
* "Mısır Topraklarında Savaş" romanı, Türkçeye çevrilmiştir. (ç.n)
** Türkçede bazen Cemal Gitani olarak geçiyor (e.n)
Samir Grees, Kahire'de Alman Filolojisi ve Mainz'de Çeviribilim okudu. Serbest gazeteci ve çevirmen olarak çalışıyor. Grees, Alman edebiyatından, aralarında Martin Walser'in "Seven Bir Adam", Elfriede Jelinek'in "Piyanist" ve Ingo Schulze'nin "Simple Storys" kitaplarının da bulunduğu çok sayıda eseri Arapçaya çevirdi.
Qantara.de
Doris Kilias'ın Anısına
Değerli bir edebiyat emekçisi
Doris Kilias, Nobel ödüllü yazar Necib Mahfuz’un çevirmeniydi. Dâhiyane çevirileriyle, Mahfuz’un romanlarını Almanca konuşulan alandaki geniş bir okur kitlesiyle buluşturmuştu; böylelikle yazarın dünya çapındaki ününe de katkıda bulunmuş oldu. Kilias 1 Haziran’da vefat etti. Loay Mudhoon cevirmenin anısına bir yorum yazdı.
İngilizceye çevirilen Arap edebiyat eserleri
Edebiyatta zihniyet değişimi
Geçmişte İngilizceye Arap edebiyatının çok az örneği çevriliyordu. Son dönemde bu tablo, Londra Kitap Fuarı'nda da gözlendiği gibi, değişmeye başladı. Susannah Tarbush’un izlenimleri.
Ulrich Schreiber ile söyleşi
Arap ve Batı dünyası diyaloğu üzerine gelecek vizyonları
Berlin Uluslararası Edebiyat Festivali yöneticisi Ulrich Schreiber'a göre bu seneki festival, Avrupa ile Arap dünyası arasında bir edebiyat köprüsü kurma yolunda kilometre taşı olacak. Mohamed Massad, Ulrich Schreiber ile görüştü.
Doris Kilias'ın Anısına
Değerli bir edebiyat emekçisi
Doris Kilias, Nobel ödüllü yazar Necib Mahfuz’un çevirmeniydi. Dâhiyane çevirileriyle, Mahfuz’un romanlarını Almanca konuşulan alandaki geniş bir okur kitlesiyle buluşturmuştu; böylelikle yazarın dünya çapındaki ününe de katkıda bulunmuş oldu. Kilias 1 Haziran’da vefat etti. Loay Mudhoon cevirmenin anısına bir yorum yazdı.
İngilizceye çevirilen Arap edebiyat eserleri
Edebiyatta zihniyet değişimi
Geçmişte İngilizceye Arap edebiyatının çok az örneği çevriliyordu. Son dönemde bu tablo, Londra Kitap Fuarı'nda da gözlendiği gibi, değişmeye başladı. Susannah Tarbush’un izlenimleri.
Ulrich Schreiber ile söyleşi
Arap ve Batı dünyası diyaloğu üzerine gelecek vizyonları
Berlin Uluslararası Edebiyat Festivali yöneticisi Ulrich Schreiber'a göre bu seneki festival, Avrupa ile Arap dünyası arasında bir edebiyat köprüsü kurma yolunda kilometre taşı olacak. Mohamed Massad, Ulrich Schreiber ile görüştü.