09.06.2008Tom SegevBiraz sağduyu, biraz barış

İsrailli tarihçi ve gazeteci Tom Segev, Konrad-Adenauer Vakfı'nın Berlin'de düzenlediği bir toplantıda, İsrail halkının çoğunluğunun Hamas'la ilişkilerde şimdiki yönetimden daha pragmatik davrandığını belirtti. Ariana Mirza bildiriyor.

Tom Segev, foto: Stephan Schmidt
Segev: İsrail vatandaşlarının olaylara mevcut devlet yöneticilerinden çok daha pragmatik baktıklarını söylüyor.
Tom Segev, tarih araştırmalarına başladığında İsrail tarih yazımında Siyonist kahramanlık efsaneleri hüküm sürüyordu. Segev "Yeni tarihçiler" denilen öteki meslektaşlarıyla birlikte 80'li yılların ortasından itibaren, genç İsrail devletinin arşivlerinde araştırma yapmaya başladı ve orada kısmen hoş olmayan bilgileri ortaya koyan belgelere rastladı.

Arap halkının bir kısmının Filistin'den sürülmesi başta olmak üzere, bazı konular ilk defa bilimsel olarak araştırılıyordu. "Yeni tarihçiler" devletin kuruluşu hakkındaki başka mitosların da temelsizliğini ortaya çıkardılar; o tarihe ilişkin siyasal ve askeri stratejilere ilişkin farklı bir görüntü ortaya koydular.

Segev, ilk kez 1986 yılında yayınlanan ve şimdi Almanca çevirisi de piyasada olan "İlk İsrailliler" adlı kitabında öncelikle, genç İsrail devletinin kapılarının tüm Yahudilere eşit ölçüde açıldığı dogmasını düzeltiyor. Segev, Yemenli Yahudilerin çadır kamplarında yaşamak zorunda kaldıklarını, buna karşılık Polonyalı Yahudilerin öncelikli olarak, göç eden Arapların konutlarına hatta otellere yerleştirildiklerini kanıtlayan belgelere işaret ediyor.

Asılsız geridönüş mitleri

Segev'in araştırması, 2000 yıl diaspora'da yaşanıldıktan sonra, ülkeye gönüllü olarak, hatta sevinç içinde dönüldüğü mitosunun da foyasını meydana çıkartıyor. Segev "İlk İsraillilerin çoğu Filistin'e gelmek bile istemiyordu" diyor.
Segev'in kitabında, katliamların ve kovuşturmaların Yahudi kurbanları için, Filistin'e ya da daha sonra İsrail'e göç etmekten başka çarelerinin kalmadığı söyleniyor.

Kitap Kapağı, İlk İsrailliler, Tom Segev
Segev: "İlk İsraillilerin çoğu Filistin'e gelmek bile istemiyordu"
Segev "efsanelere sarılmaktansa, gerçeğin ne olduğunu bilmek daha sağlıklıdır" ilkesine göre hareket ediyor. Segev ve onunla aynı anlayıştaki tarihçilerin, İsrail'de yeni bir tarih bilinci oluşturmak için çalışmaya başlamalarından bu yana yirmi yıl geçti.

"Yeni tarihçiler"in yaptıkları araştırmalar 90'lı yıllarda televizyon programlarına konu olunca, ulaştıkları bilgilerin İsrail'deki ders kitaplarında yer almasının yolu da açılmış oldu. "Televizyonda gösterilen bir şeyin, yazıdan daha fazla ağırlığı var" diyor Segev, gülümseyerek.

1935 yılında Nazilerden Filistin'e kaçmak zorunda kalan Alman göçmen anne babanın oğlu olan 62 yaşındaki tarihçi, mizah duygusunu korumuş. Kendisinin ve başka İsrailli entelektüellerin geçtiğimiz on yıllardaki umutlarının boşa çıkmasına rağmen, bu özelliğini yitirmemiş.

Meşrulaşan nefret

Bölgede şu sıralar kalıcı bir barış hayal bile edilemiyor, iki devletli bir çözüm çok uzak bir tarihe ertelendi. İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesinden sonraki gelişmeler İsrail halkının büyük bir bölümü gibi, Segev'i de hayal kırıklığına uğrattı. "Bugünkü beklentilerim 20 yıl öncesine göre çok sınırlı."

Segev'in söylediğine göre, cephelerin yumuşamak yerine daha da sertleştiği, gündelik hayatta da hissedilebiliyor. Haaretz gazetesinin yazarı da olan Segev, bu sıralar İsrail'de Filistinlilerden nefret etmeye meşru gözüyle bakıldığını belirtiyor. Hiçbir şekilde İsrail devletini değil, ama her gün bireyleri tehdit eden terör, Yahudi halkının büyük bir kesiminin Araplığa ilişkin her şeye yönelik bu kişisel nefretini besliyormuş.

Öte yandan Segev, İsrail vatandaşlarının olaylara mevcut devlet yöneticilerinden çok daha pragmatik baktıklarını söylüyor. "Tıpkı benim gibi, halkın yaklaşık yüzde 70'i Hamas'la görüşmeler yapılmasından yana." Segev eğer şans da yaver giderse, bu görüşmeler sonunda hiç olmazsa terörün sona erdirilebileceğini düşünüyor.

Segev'e göre, "düşmanlar arasında yüz yıllık bir ateşkes" kesinlikle İslam gelenekleriyle de çelişmiyor ancak –olası- bir barışın bu mütevazı ön aşamasına ulaşabilmek için, iki tarafın da bugün sürdürdüklerinden daha iyi bir "kriz yönetimi" sürdürmesi gerekiyor.

Ariana Mirza

© Qantara.de 2008

Almancadan çeviren Mustafa Tüzel