28.11.2010Kürt sorununa çözüm arayışlarıBarışa götürecek üçüncü bir yol var mı?

PKK, Kürt sorununun çözümü için gerekli olan adımları atmakta ayak sürüyen hükümetle pazarlık arayışı içinde. Ama bu arada sivil topluma dayanan, şiddeti reddeden ve anadilde eğitim gibi hakları da talep eden üçüncü bir yol da gündme girdi. Bu üçüncü yolun ortaya çıkma sancılarını, karşılaştığı sorunları ve önündeki zor yolu Ayşe Karabat yazdı.

Silahlı PKK'lı, foto CC- James Gordon
S. Tanrıkulu: "Dağdaki insanlara bir çözüm bulunamadığı sürece bu üçüncü gücün etkin olması biraz zor. Çünkü onlar bedel ödemiş olarak görülüyor ve Kürt kültüründe bu önemli bir unsur..."
Hükümet Kürt sorununun çözümü için başlattığı demokratikleşme sürecini devam ettireceğini sık sık vurguluyor. PKK da, liderleri Abdullah Öcalan ile bazı devlet görevlileri arasında yürütüldüğü iddia edilen görüşmelerin sonuçlandırılmasını sağlamak için çatışmasızlık kararını uzattığını açıkladı. Böyle bir ortamda Kürt sorununun çözümünde üçüncü bir yolu savunan ve sivil topluma dayanan bir Kürt hareketi de yeşermeye başladı.

Nüvesi yeni yeni belirmeye başlayan bu üçüncü gücün önündeki engelleri aşıp aşamayacağı, güçlü bir politik harekete dönüşüp dönüşemeyeceği henüz belli değil ama, daha işin başındaki bu oluşum Türk toplumu ve medyası tarafından şimdiden dikkate alınır bir hale geldi. Çünkü bu yeni yapılanma, bir çok farklı siyasal görüşten Kürdü bir araya getirdiği için henüz birtakım muğlak noktalar olsa da bir konu da çok net: Gerçek bir çözüm yalnızca silahlar sustuğunda bulunabilir ve onlar da silahların susması için ellerinden geleni yapmaya hazırlar.

Çözüm için silahlar susmalı

Kendisini PKK’nın gölgesinden kurtaramadığı için sık sık eleştirilere maruz kalan BDP’li Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir bile geçenlerde silahların çözüm getirmeyeceğini, 21. yüzyılda silahlı mücadelenin rolünün tamamlandığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Taksimdeki salırı, foto dpa
Çatışmasızlık kararının uzatılmasından yalnızca bir gün önce (31 ekim), İstanbul Taksim meydanında çoğu polis 32 kişinin yaralandığı bir intihar saldırısı düzenlendi. Bombalı saldırıyı, terör örgütü PKK'ya bağlı Kürdistan Özgürlük Şahinleri -TAK- isimli terör grubu üstlendi.
"Bir sorunu çözebilmek için nedenine bakmak gerekir. Dolayısıyla şiddet Kürt sorununun nedeni değil, şiddet Kürt sorunun çözülmeyişidir. Bütün sorunların çözüm yöntemi sadece, diyalog, müzakere ve istişare olmalıdır."

"Bir sorunu çözebilmek için nedenine bakmak gerekir. Dolayısıyla şiddet Kürt sorununun nedeni değil, şiddet Kürt sorunun çözülmeyişidir. Bütün sorunların çözüm yöntemi sadece, diyalog, müzakere ve istişare olmalıdır."

Baydemir’in açıklamaları PKK’nın çatışmasızlık sürecini Haziran ayında yapılacak genel seçimlere kadar uzattığını duyurmasından yalnızca bir gün sonra geldi. PKK çatışmasızlık boyunca, eğer kendisine yönelik bir operasyon olmazsa saldırmayacak ve çatışma doğuracak ortamlardan kaçınacak.

PKK'nın Eylemsizlik kararının ardından saldırı

Fakat çatışmasızlık kararının uzatılmasından yalnızca bir gün önce İstanbul Taksim meydanında saldırganın öldüğü ve çoğu polis 30 dan fazla kişinin yaralandığı bir intihar saldırısı düzenlendi. PKK bu saldırıyla ilgili hiç bir alakası olmadığını açıklasa da, PKK ile ilintili bir grup saldırıyı üstlenince, yeni bir açıklama yaparak kendisiyle ilgili tüm grupların derhal saldırılarını durdurmasını istedi eğer saldırılar durdurulmazsa bu örgütlerden hesap soracağını da ilan etti.

PKK taraftarları gösteri yaparken, foto dpa
USAK Genel Koordinatörü, örgüt içinde bölünmeler olduğunu ve Öcalan'ın da, hükümet doğru adımları attıkça bu bölünmenin gitgide derinleşeceğini bildiğini ve bu nedenle pazarlık gücünü yitirmeden, devletle yürüttüğü diyalogdan bir an önce sonuç almak istediğini söylüyor.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Genel Koordinatörü Sedat Laçiner'e göre, Kürt sorunu artık yeni bir evreye girdi. Bu yeni dönemde, hükümet reformlar yaparak sorunu çözmeyi hedefliyor, hem Kürt hem de Türk kamuoyunun büyük bir çoğunluğu da içeriği ve sınırları konusunda anlaşamasa da reform sürecini destekliyor.

"Bu aslında çatışmadan daha zor bir dönem, çünkü her aktörün, hükümetin, PKK’nın ve toplumun bu yeni duruma göre kendisini ayarlaması gerekiyor. Ama PKK içinde silahlarını bırakmak istemeyen bir grup var. Öte yandan Kürt yanlısı gruplar arasında bir bölünme yaşanıyor ve şiddeti bir yöntem olarak reddedenlerin sayısı her geçen artıyor. Öcalan da, hükümet doğru adımları attıkça bu bölünmenin gitgide derinleşeceğini biliyor ve bu nedenle pazarlık gücünü yitirmeden, devletle yürüttüğü diyalogdan bir an önce sonuç almak istiyor" diyor.

Dağdakilere çözüm

Fakat yine de Kürt yanlısı politikada PKK’nın etkisi ve BDP’nin gücü Diyarbakır Eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’nun deyimiyle Kürtlerin ahde vefa özelliği nedeniyle hala geçerliliğini koruyor.

"Dağdaki insanlara bir çözüm bulunamadığı sürece bu üçüncü gücün etkin olması biraz zor. Çünkü onlar bedel ödemiş olarak görülüyor ve Kürt kültüründe bu önemli bir unsur. Üçüncü grubun sözünün gerçekten dinlenebilmesi için önce şiddetin tamamıyla bitmesi gerek," diyen Tanrıkulu, Kürtler arasındaki dayanışmaya örnek olarak da halen devam eden Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davasını örnek gösteriyor. Bu davada aralında belediye başkanlarının ve BDPli siyasetçilerinde bulunduğu 151 sanık, PKK’nın şehir uzantısı olmakla suçlanıyor.

Tanrıkulu, "Devlet, Kürtleri birleştirmek konusunda çok yetenekli. Siyasal görüşünden bağımsız olarak bütün Kürtler KCK davası nedeniyle dayanışma içinde" diye ekliyor.

Çift dilli eğitim

KCK davasında sanıklar savunmalarını Kürtçe yapmak istediklerini mahkemeye ifade etmiş ancak bu talepleri reddedilmişti. Fakat sanıklar yine de Kürtçe savunma yapmakta ısrar edince bu durum mahkeme tutanaklarına sanıkların "bilinmeyen bir dilde konuştukları" şeklinde geçirildi. Kürtçenin bilinmeyen bir dil olarak tanımlanması, birçok Kürde göre ağır bir aşağılama.

Oy pusulaları, foto AP
Üçüncü yol arayışındakilerin başka bir ortak noktası da yüzde on olan seçim barajının düşürülmesi...
Aslında bu örnek, üçüncü bir yolu savunanların en temel taleplerinden birini de yansıtıyor; Kürtçenin hayatın bütün alanlarında serbestçe kullanılması. Geçenlerde Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odasının desteklediği Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin Heinrich Böll Vakfı'nın işbirliğinde hazırladığı bir rapor çift dilli eğitimin gerekliliğini savundu. Raporda dikkat çekici bir noktada hiç Türkçe bilmeden okula başlayan Kürt çocuklarının öğrendiği ilk Türkçe kelimenin ‘sus’ olduğuydu.

Fakat bu raporun tanıtımı için düzenlenen toplantıya yoğun medya ilgisine rağmen devetli oldukları halde ne BDP’den ne de AK Parti’den milletvekilleri katılmadı.

Güneydoğu Sanayi ve İşadamları Derneği Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu politik görüşleri ne olursa olsun Kürtlerin önemli bir kesiminin Kürtçe eğitimi temel bir mesele olarak gördüklerini söylüyor. Yine benzer bir biçimde yerel yönetimlerin güçlendirilmesi de önemli bir talep ama bütün Kürtlerin BDP ve PKK’nın söyleminde yer alan ve net olmayan demokratik özerklik istediğini söylemek zor.

Üçüncü yol arayışındakilerin başka bir ortak noktası da yüzde on olan seçim barajının düşürülmesi. Bedirhanoğlu şunları söylüyor:

"Kürtler homojen bir toplum değiller. Farklı siyasal görüşleri var. BDP’nin egemenliği reddedilemez ama Kürt toplumu da hızlı bir sosyal değişim geçiriyor. Bu değişim Kürtlerde şiddeti reddetme ama kendi hakları konusunda da ısrarcı olma noktasında tezahür ediyor. Bunu noktada olan insanlar genelde orta ya da orta sınıf üstü, entelektüeller, ticaret erbabı ve meslek sahibi kişiler. Yakın bir dönemde bu grup genişleyebilir ve güçlenebilir."

© Qantara.de 2010

Ayşe Karabat

Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de