22.11.2009Kürt meselesinin çözümü için planlarBıçak sırtında reform çalışmaları

Erdoğan hükümeti, 25 yıldır süren Kürt meselesini sonlandırmak ve ülkedeki terörü bitirmek arzusunda. Bu amaçla ortaya atılan demokratik açılım paketi, TBMM'de ortamın gerilmesine neden oldu. Ömer Erzeren'in haberi.

R.T.Erdogan, foto AP
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde hükümetin Kürt sorununun barışçıl yollardan halledilmesine ilişkin planlarını anlattı.
Çok değil, daha 17 yıl önce milletvekili Leyla Zana, milletvekili yeminini Kürtçe etmek istediği için konuşmacı kürsüsünden zorla indirilmişti. Sonra Zana ve parti üyesi arkadaşlarının dokunulmazlıkları kaldırılmış ve seçilmiş parlamenterler, hayatlarının on yılını hapiste geçirmişti.

O zamanlar, devletin kendisinin Kürt dilinin varlığını reddettiği, Kürt asimilasyonu yürüttüğü ve kanlı çatışmanın sebeplerini ortaya koymaksızın, terörle mücadele yasaları çıkardığı dönemlerdi. On yıllar süren çatışmalar esnasında, Türk askerlerinden, PKK'lılardan ve özellikle de Kürt sivillerden meydana gelen 40 bin insan hayatını kaybetti.

Uzlaşma işaretleri

Bu kasım ayında mecliste yürütülen tartışmaların açıkça gösterdiği üzere, iklim nihayet değişmiş durumda. Nitekim, Demokratik Toplum Partisi (DTP) Başkanı Ahmet Türk, Türkiyeli Kürtlerin çektiği sıkıntıların, devletin yaptığı ayrımcılığın, baskının ve kanlı bir geçmişin bilançosunu çıkardı. Türk'e göre, Kürdistan İşçi Partisi; PKK, Kürtlerin haklarını vermekten kaçınan yanlış devlet politikasının bir sonucu. Türk, "üç ay içinde silahlar susabilir!" diyor.

Bir zamanlar, 1980 darbesinden sonra "Kürtlere soykırım uygulandığından" söz eden Türk'ün konuşması sırasında meclis dikkate deger derecede sessizdi; milletvekilleri onu dinliyordu. Asıl tartışma, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kürtlere kapsamlı demokratik haklar verilmesini öngören hükümet tasarısını tanıtmak üzere kürsüye çıkmasıyla çıktı.

Türk siyasetinde paradigma değişimi

Erdoğan'ın konuşması, daha fazla kan dökülmesinin engellenmesi çağrısı ve bir barış manifestosuydu. Başbakan bir asker annesinin endişesini, oğlu PKK'lı olan bir annenin endişesiyle kıyaslıyordu. Böyle bir benzetme, Türk siyasetinde görülen paradigma değişimini gözler önüne seriyor. Başbakan "şehitler üzerinden siyaset yapanları" eleştirirken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri genel kurul salonunu terk ediyordu.

Foto AP
Kürt sorununun çözümü ile ilgili planlar, Meclis'te hararetli tartışmalara neden oldu.
Bu olaydan önce ana muhalefet partisi lideri Deniz Baykal, başbakanı "PKK teröristleriyle işbirliği" yapmakla suçlamış, Milliyetçi Hareket Partisi de "vatan hainliğinden" söz etmişti.

Demokratik temel hakların güçlendirilmesi

Hükümetin demokratikleşme amacıyla gündeme aldığı somut önlemler paketi, vatandaşların demokratik haklarını güçlendirecek kısıtlı reformlar içeriyor. Bu reformlar arasında, insan hakları ihlalleri ve işkence iddialarını inceleyen bağımsız bir denetleme kurulunun yanı sıra, bir ayrımcılıkla mücadele komisyonunun kurulması yer alıyor. Ayrıca siyasetçiler bundan böyle cezai takibata uğrama korkusu olmadan Kürtçe konuşmalar yapabilecek.

Camilerden bundan sonra Kürtçe vaaz verilebilecek. Aynı şekilde özel yayın kurumları da tam gün Kürtçe radyo ve televizyon yayını yapabilecek. Yüzyıllarca kullanılan, ancak asimilasyon süreci içerisinde Türkçeleştirilen eski Kürtçe yer adları, söz konusu yerlere yeniden verilecek. Anlaşılan o ki, önlem paketi, ilk bakışta göründüğü kadar devrimci niteliklere sahip değil. Örneğin devlet okullarında anadilde eğitim hakkı gibi önemli meseleler programın dışında bırakılmış.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "dinamik bir süreçten" söz ediyor. Atalay'a göre uzun vadede, "çoğulculuk, demokratik hak ve özgürlüklere tekabül edebilecek" sivil bir anayasa mutlaka gerekli. Yapılan değişikliklere karşın, 12 Eylül darbesi sonrasında ordunun kabul ettirdiği 1982 anayasası halen yürürlükte bulunuyor.

Bir hükümetin Kürt meselesini ilk kez adıyla anıyor olması ve parlamento düzeyinde bir tartışmanın açılması bile, konunun önemini gösteriyor aslında. "Anaların evlatlarının ardından ağlamasını istemiyoruz." Başbakan Erdoğan konuşmalarında sık sık bu ifadeyi tekrarlıyor.

Barış özlemi

CHP milletvekili Onur Öymen, Erdoğan'ın bu sözü üzerine 1937/1938 yıllarında gerçekleşen Dersim PKK lehine gösteriler foto AP
Abdullah Öcalan ile dayanışma: Hapisteki PKK liderinin serbest bırakılması için, 19 ekimde gösteri yapmak üzere sırf Diyarbakır'da 5 bin Kürt toplanmıştı.
isyanına atıfta bulundu ve askeri kıyımı meşru gösterdi. Öymen'e göre o zamanlar da analar ağlamıştı.

Dersim isyanının bastırılması, köylerin bombalanması ve on binlerce Alevi Zazanın zorunlu göçe tabi tutulması, modern Türkiye tarihinin en kanlı olaylarından biriydi. Bugün de askeri güç, on binlerce vatandaşını kaybetmiş, şimdi barış özlemi duyan bir toplumun beklentisine karşılık gelmeyecektir.

Erdoğan ve kabinesi önümüzdeki haftalar boyunca Türkiye çapında halka açık konuşmalar yapıp buralarda "demokratik açılım" programlarını tanıtmak istiyor. Muhalefet ise, hükümetin bu planlarına "vatan hainliği" ya da "terörist yandaşlığı" gibi sloganlarla karşı çıkmaya hazırlanıyor. Türkiye'yi bir kutuplaşma dönemi bekliyor olabilir.

Öfke seli

Muhalefete propaganda için gerekli malzemeyi veren öncelikle PKK'nın kendisi. İmralı'da tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın direktifi doğrultusunda ekim ayında sekiz PKK'lı, Habur sınır kapısından "barış elçisi" olarak Türkiye’ye giriş yaptı. Teslim olduklarında silahlarını bıraktıklarını da açıkladılar.

Hükümet, sorguları yerinde gerçekleştirmek amacıyla sınır kapısına savcı ve soruşturma hakimleri gönderdi. Birkaç saatlik sorgulamanın ardından sekiz kişilik grupta yer alanlar serbest bırakıldı. Bu olay üzerine on binlerce Kürt vatandaş hoparlörler, PKK bayrakları ve Abdullah Öcalan posterleriyle PKK üyelerinin gelişini kutladı.

Sınır geçişine dair görüntüler Türkiye'nin batısında bir öfke seline sebep oldu. Milliyetçi çevreler, şehit annelerini örgütledi. Hükümet savunmaya çekildi ve hiçbir koşul altında teröristlerle müzakere yapılmayacağı konusunda teminat verdi.

En büyük engel olarak PKK

Gerçekten de dağlarda binlerce üyesi olan bir silahlı örgütün varlığı, barış süreci içinde aşılması gereken en büyük zorluğu meydana getiriyor.
Birçok Kürt'ün için söz konusu olan sadece demokratik haklar değil, kendi tarihlerinin tanınması. Abdullah Öcalan ve PKK üyeleri, milyonlarca Kürt’ün gözünde birer ulusal kahraman konumunda.

Mesut Barzani, foto AP
Yeni stratejik ittifaklar: Barzani'nin Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Türkiye arasında sorunsuz ekonomik ilişkiler yürütülmekte; Türkiye, bölgede en büyük yatırımcı ülke konumunda.
Öte yandan hiçbir Türk hükümeti, her ne kadar en azından istihbarat teşkilatı üzerinden temas kurulduğu izlenimi oluşmuş olsa bile, PKK ile diyalog masasına oturmaya cesaret edemez. Bunu izleyecek uzun vadeli bir çözüme ulaşmak ise, ancak PKK’nın silahları bırakması ve siyasi sistemin yasal ve kurumsal çerçevesine dahil edilmesiyle mümkün olabilir.

Kürt meselesinin çözümü, sadece hükümet partisinin gündemini işgal etmiyor. Devletin çıkarları ve Türk devletinin diplomatik kazanımları, çatışmanın barışçıl çözümünü şart koşuyor.

Dış siyasette dönüşüm

Türkiye, bundan on yıl önce güney komşusu Suriye ile, PKK lideri Öcalan'ın teslim edilmemesi nedeniyle savaşın eşiğine gelmişti. Birkaç haftadır Suriye ile Türkiye arasında vizesiz geçişler mümkün.

İki devlet de mayınlı arazileri temizleyip burada ekolojik tarım yapmayı hedefliyor. Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bağdat’taki merkezi yönetimden nispeten bağımsız, üstelik petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip.
Burası on yıllardır Türk ordusunun askeri operasyonlar gerçekleştirdiği ve PKK kamplarını havadan bombaladığı bir bölgeydi. Türkiye tüm bu süreç içinde Kürtlere karşı Bağdat'ı daima destekledi.

Günümüzde iki ortak arasında sorunsuz ekonomik ilişkiler yürütülmekte: Aradan geçen zamanla beraber Türkiye, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde en büyük yatırımcı ülke konumunda; petrol ve doğalgazın, Akdeniz kıyısındaki Ceyhan’a ve rafinerilere aktarılmasını sağlayan bir enerji koridoru oluşturuyor.
Türkiye ve Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ortak ekonomik çıkarları olan iki aktöre dönüştü. Böyle bir ortamda dağa çıkmış silahlı bir örgüt kuşkusuz her iki taraf için de büyük bir sıkıntı anlamına geliyor.

"Kürt açılımı" muhafazakâr Erdoğan kabinesinin en önemli ve aynı zamanda en tehlikeli siyasi projesi. Eğer bu projeyle toplumsal barışı sağlamak ve silahları susturmak mümkün olursa, Erdoğan bu süreçten daha da güçlenerek çıkacak.

Öte yandan başarısızlıkla sonuçlanacak olursa, başı ciddi anlamda derde girebilir. Türkiye'de Kürt meselesi bu son "demokratik açılım" ile henüz çözülmüş değil, ama en azından tarihin dişlilerinin artık geri döndürülemez bir noktaya geldiğinin ve çözüme götürecek yolun açılmaya başladığının bir göstergesi.

Ömer Erzeren

Almancadan çeviren Ogün Duman

© Qantara.de 2009