27.07.2009Müslümanların Almanya'ya entegrasyonuAlman devlet anlayışında bir milat

İslam dünyasında, Merve el Şerbini'nin öldürülmesine karşı duyulan ve demagoglarla kışkırtıcılar tarafından suistimal edilen öfkenin, Alman devleti ile Alman Müslümanları arasında olumlu yöne doğru giden değişimi çarpıtmaması gerekir. Loay Mudhoon'un yorumu.

Merve'nin fotosu, foto dpa
Loay Mudhoon'a göre, Merve el Şerbini olayında Alman medyasının başlangıçta ilgisiz kalması ve politikacıların ilkönce tepki göstermemesi, siyasetle ilgilenmeyen Müslümanların duyduğu öfkeyi artırdı...
Bu ritüeli hepimiz çok iyi biliyoruz, hemen hemen düzenli aralıklarla, "Batı" ile "İslam dünyası" arasındaki zaten müşkül ilişkilerde gerilimler yaratıyor: Dehşetli bir eylemin ardından, adeta bir kural gibi, bu eylemin propaganda amacıyla programlı bir şekilde istismar edilmesi geliyor ve bu da genellikle, siyasal araçsallaştırma biçiminde, bol miktarda polemik ve yanlış genellemelerle zenginleştirilerek yapılıyor.

Bu yüzden tam da İran'ın, tartışmalı ve Holokost'u yadsımasıyla uluslararası alanda hor görülen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın, Merve el Şerbini'nin hunharca öldürülmesini, Birleşmiş Milletler'e Almanya'ya karşı cezai yaptırımlar uygulamaya davet etmek için bir vesile olarak görmesi hiç şaşırtıcı değil.

Gerçi İran İslam Cumhuriyeti'nde Batı'ya yönelik polemik saldırılar, aşırı muhafazakârların ve rejime sadık medyanın standart repertuarına dâhildir, ne var ki Ahmedinejad'ın beyanları sadece pek de övgüye değer olmayan iktidarının korkunç insan hakları bilançosu göz önüne alındığında, alçakça olmakla kalmıyor; bu beyanların, dikkatleri ikinci defa kuşkulu bir şekilde seçilmesinden sonra yapılan protestoların hunharca bastırılmasından uzaklaştırma çabası oluşturdukları, kolayca anlaşılabiliyor. Ahmedinejad ve dava arkadaşları kelimenin tam anlamıyla bir sırça köşkte oturuyorlar.

Empati ve kendi üzerinde eleştirel düşünme eksikliği

Elbette hem vahşi cinayeti ilkönce "karışık haberler" bölümünde ele alan ve İslam düşmanı boyutunu feci bir biçimde dikkate almayan buradaki medyanın görece ilgisizliği, hem de Almanya'nın zirvedeki politikacılarının eylemden sonra "tek tük tepkileri" (Stephan J. Kramer) tedirginliklere yol açtı. Sıradan Müslümanların çoğunda, cinayet karşısında duyulan başlangıçta büyük ölçüde sahici olan öfkenin giderek artmasına neden oldular.

Yalnızca bunlar da değil: Bu ihmaller Tahran ve Kahire'deki demagogların ve kışkırtıcıların, Merve el Şerbini'nin trajedisini kendilerine mal etmelerini ve kendi amaçları için bir araç olarak kullanmalarını kolaylaştırdı.

foto dpa
Kahire ve Tahran'daki demagoglarla kışkırtıcılar, Merve olayını kendi amaçları için suistimal etmekte zorlanmadılar, diyor Loay Mudhoon.
Böylece Merve çabucak "Avrupa'daki başörtüsü şehidi" olarak sembollestirildi. Bazı Arap kitle iletişim araçlarında Almanya'ya karşı önyargılar kasıtlı olarak körüklendi ve sanki bu ülkede bir korku ve zulüm ortamı hüküm sürüyormuş gibi, Müslümanlara karşı bir tür katliam havası esiyormuş gibi ve sanki yaşamının büyük bir bölümünü yabancı ve İslam düşmanı saldırıların günlük olaylar olduğu Ural bölgesindeki Perm şehrinde geçirmiş olan işsiz Rusya göçmeni Alman Axel W. Federal Alman hükümetinin emrinde çalışıyormuş gibi çarpık bir görüntü yarattılar!

Bu arada Federal Alman hükümeti, korkunç eylemden duyduğu nefreti yanlış anlamaya yer vermeyecek sözlerle dile getirdi ve Almanya'da yabancı düşmanlığına yer olmadığını açıkça vurguladı; Almanya'daki nitelikli basın yayın organlarında İslam düşmanlığı fenomeni hakkında bir tartışma başladı.

Şimdi her şey tekrar çok mu iyi oldu? Ne yazık ki hayır, çünkü akıldışı düşman imgeleri ve şehit arayışları, farklılaştırmalara izin vermiyor.

Yanlış genellemeler

Hiç kuşkusuz Merve el Şerbini cinayeti, failin net beyanları yüzünden İslam düşmanı bir eylem olarak değerlendirilmelidir. Ne var ki tekil bir olaydır ve tekil bir olay olarak kalır.

Ancak, medyadaki tartışmada önemli yanlış gelişmelerden yakınıldığı gerçeği görmezden gelinmemelidir: Medyada etkili olan "İslam eleştirmenleri" bu dünyadaki tüm sefaletten "İslam"ı sorumlu tutuyorlar ve genellikle İslam ile İslamcılığı biribirinden net olarak ayırmadan ve İslam bağlamındaki haklı, doğru temellere dayanan eleştiri ile katıksız ajitasyon arasında bir ayrım yapmadan bir kural olarak tüm Müslümanları genel bir kuşku altına sokuyorlar.

Ancak ne medyadaki empati eksikliği ve empati kurulmadan yapılan haberler, ne de politikacıların tavır almakta gecikmiş olmaları, Almanya'daki Müslümanların yaşamı açısından örneğin ünlü Mısırlı yazar ve haftalık kültür dergisi "Ekber el-adab"ın yayıncısı Gamal el Gitani'nin, bir hafta önce yönelttiğine benzer abartılı eleştirileri, yanlış genellemeleri ve suçlamaları haklı çıkartabilir.

Islamkonferansı, foto dapa
Loay Mudhoon'a göre, Alman İslam Konferansı sayesinde Müslümanların kamusal alanda kabul görme oranı hissedilir ölçüde arttı...
El-Gitani, kendi dergisinde yayımlanan bir makalesinde, Almanya'da "kurbanlarını Müslümanların oluşturduğu yeni bir Nazizm" bulunduğuna dair iftiracı, popülist iddiayı öne sürmekten çekinmedi ve bu olayı, kırk yılı aşkın bir süredir Avrupa ile İslam dünyası yarasındaki kültür diyaloguna hizmet eden saygın kültür politikası dergisi "Fikrun wa Fann"ın yazı işleri müdürüne tahammül edilemez suçlamalar yöneltmek için bir fırsat olarak kullandı.

El-Gitani gerekçeleri, ister kişisel hassasiyetinden kaynaklansın isterse önceden hesaplanmış bir provokasyon oluştursun, ciddiye alınamazlar; her halükârda saçmadırlar ve bu biçimleriyle her türlü temelden yoksundurlar.

İslam'la ilişkide olumlu yönde bir değişim

Tartışmanın bir başka trajik yönü de, hem Müslüman dünyadaki araçsallaştırılmış öfkenin hem de Almanya'daki sözüm ona İslam düşmanlığı hakkında alevlenen tartışmanın, Alman devleti ile Alman Müslümanları arasında olum yöne doğru giden değişimi, çarpıtma tehlikesi oluşturmasıdır.

Federal İçişleri Bakanlığının öncülük ettiği İslam konferansı sayesinde Alman devletinin ve İslam cemaatinin temsilcileri arasında ilk kez kurumsal bir diyalog kuruldu. Devlet ile Müslümanları arasındaki bu açık diyalog süreci, karşılıklı algılama ve işbirliğini şimdiden yeni bir temele oturttu.

Almanya'nın savaş sonrası tarihinde ilk kez bir Alman içişleri bakanı, İslam'ın Almanya'nın bir parçası olduğunu kabul ediyor. Gerçi Müslümanların kamusal hukukun unsurları olarak resmen kabul edilmesinin koşulları henüz yerine getirilmiş değil, ancak Müslümanların kamusal alanda duyarlılıkla kabul edilmeleri hissedilir bir biçimde arttı, bu durum son olarak "Kermani olayı"na gösterilen tepkilerden belli oldu.

Şimdi Alman Müslümanlarının da, kız öğrencilere verilen yüzme dersleri konusunda olduğu gibi sözde tartışmalara yoğunlaşmak yerine, siyasetçilerin onları topluma dahil etme çabalarını başarıyla kurumsallaştırmaları için, kendilerini etkili bir şekilde temsil edecek bir yapı konusunda uzlaşmaları gerekiyor.

Alman Müslümanlar, sırtlarını anne babalarının vatanlarındaki bir desteğe dayamaktan gönül rahatlığıyla vazgeçebilirler, çünkü onların vatanı Almanya'dır.

Loay Mudhoon

Almancadan çeviren Mustafa Tüzel

© Qantara.de 2009