04.07.2008Londra Tate Galerisi: İngiliz oryantalistlerin tablolarıŞark'ın Cazibesi

Londra Tate Galerisi'ndeki "Şark'ın Cazibesi" adlı sergideki eserler "emperyalist bakış"ın sembolü, Batı'nın 1780- 1930 yılları arasında Orta ve Yakındoğu'yu nasıl algıladığının belgesi niteliğinde. Susanne Tarbush, sergiyi gezdi.

Arap iç mekanı, foto www.tate.org.uk
İngiliz ressamların sevdikleri bir motif: Dışarıdan içeriye sızan güneş ışığında iç mekan resimlemesi... (Arthur Melville, Arab Interior, 1881, National Gallery of Scotland)
"Şark’ın Cazibesi- İngiliz Oryantalist Resmi" adlı serginin kataloğunun kapağında, İskoç ressam Arthur Melville'in 1881 yılına ait, An Arab Interior (Bir Arap İç Mekânı) isimli yağlıboya tablosu bulunuyor. Bu büyüleyici eser beyaz sakallı bir adamı, elinde uzun bir tütün çubuğuyla bir meşrebiyenin, pencere kafesinin önünde resmediyor. Serginin küratörü Nicholas Tomas, "bu resimde görülen, dışarıdaki güçlü güneş ışığının pencere aralığından iç mekâna girmesi motifi, İngiliz ressamlar arasında yaygın bir şekilde benimsenen bir motif haline geldi" diye açıklıyor.

Parlak renkler içermeyen az ışıklı iç mekân, burada bulunan eşyanın gül kurusu tonları ve adamın üzerindeki kıyafetten yayılan ışıkla hafifçe aydınlatılmış. An Arab Interior’ın samimiyet ve sıcaklık veren bir duygusu var ve bu eser, Ağustos ayının sonuna kadar Londra’daki Tate Britain galerisinde düzenlenen, 46 ressamın 115 eserinden oluşan sergiye cezbedici bir giriş tablosu gibi.

Tablolarla Şark'a yolculuk

Bu sergi bu yıl Şubat – Nisan ayları arasında ilk kez gerçekleştirildiği Connecticut’ta bulunan Yale Center of British Art (Yale Üniversitesi Britanya Resim Sanatı Merkezi) ile ortak bir şekilde organize edildi. Tate Britain’daki gösteriminden sonra sergi, British Council’in ortaklığında İstanbul’da bulunan Pera Müzesi’nde (Ekim – Ocak) ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Sharjah Sanat Müzesi’nde (Şubat – Nisan) gösterime sunulacak.

Kaynak: www.tate.org.uk
John Frederick Lewis 1841- 1850 yılları arasında Kahire'de yaşamış. Bir cami iç mekan resimlemesi olan "İkindi Namazı" adlı bu tabloyu İngiltere'ye döndükten 6 yıl sonra tamamlamış...
Resimlerin çoğu, buharlı motorun kullanılmaya başlandığı, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın bazı bölgelerine ulaşmanın çok daha kolay bir hale geldiği 19. yüzyılda üretilmiş eserler. Çok sayıda İngiliz ressam Doğu Akdeniz’i ve burada yer alan büyük şehirleri ziyaret etmişler. Bu ressamların bazıları buralara buharlı gemilerle doğrudan seyahat ederken, diğerleri İspanya ve Fas üzerinden ya da Yunanistan ve Balkanlar’dan geçerek buraya gelmişler.

Sergide eserleri yer alan ve Doğu’dan imgeleri beraberlerinde getiren sanatçılar arasında Edward Lear, William Holman Hunt, Thomas Seddon, David Roberts, Frank Dillon, Lord Frederic Leighton ve Prusyalı bir siyasi göçmenin oğlu olan, James Müller bulunuyor.

Başarının yeni dorukları

Kaynak: www.tate.org.uk
John Frederick Lewis: Harem Yaşantısı, İstanbul, 1857
Sergide, varlığı belirgin bir şekilde hissedilen John Frederick Lewis 32 eseriyle temsil ediliyor. Lewis, 1841 yılında gittiği Kahire’de yerel kıyafetler giyerek büyük bir konakta on yıl yaşamış. Burada bulunduğu süre içinde yaklaşık 600 kadar suluboya ve karakalem çalışma ortaya çıkarmış. Lewis, özellikle de çok güzel bir şekilde ele aldığı ayrıntılı iç mekânlar ve harem sahneleriyle tanınıyor. Sergide bu eserlerden The Reception (Ziyaretçi Kapısı) ve Hhareem Life, Constantinople (Harem Yaşantısı, İstanbul) yer alıyor.

Lewis’in 1856 tarihli şaheseri A Frank Encampment in the Desert of Mount Sinai,1842, (Sina Dağı çölünde bir yol üstü konaklaması, 1842) ressamın kendine has sulu boya tekniğindeki gücünün doruklarını ortaya koyuyor. Viscont Castlereagh tarafından sipariş edilen bu tabloda, bir aristokratın bir av gezisi sırasında yorgunluktan bitap düşmüş bir halde çadırında dinlenişi resmediliyor. Lewis’in yakın arkadaşı, eleştirmen John Ruskin bu eserin "dünyanın en muhteşem tablolarından biri" olduğunu ifade etmişti.

Sergi başlamadan once Tate Britain’de görevli organizatörleri heyecan verici haberler bekliyordu. Sergi açılmadan birkaç hafta önce sergiye dahil edilmek istenen ancak akıbetleri bilinmeyen üç tablo, Katar Oryantalist Müzesi’nde bulundu. Tablolar, ki bunların arasında Lewis’in 1855 tarihli o tarifsiz güzellikteki An Armenian Lady in Cairo – The Love Missive [Kahire’de bir Ermeni kadını – Aşk Mektubu] da bulunuyor, sergiye dahil edildiler.

Tablodaki Ermeni kadını, kendisi sanki bir hayalin içindeymiş gibi hafifçe kapanmış gözleriyle ve elinde küçük bir çiçek demetiyle resmediliyor. Bu tablo sergide yer alan, gerek Lewis tarafından gerek diğer ressamlar tarafından üretilmiş bazı başka tablolarla da çiçeklerin aktardığı farklı duyguların asıl öğe olarak kullanılması açısından ortaklıklar gösteriyor.

Resim sanatında Oryantalist eğilimler

Kaçınılmaz şekilde, özellikle de merhum Edward Said’in çok büyük yankılar uyandırmış ve bununla birlikte her geçen gün hakkında daha fazla tartışma çıkan eseri Oryantalizm'in basımının 30. yılı dolayısıyla, bu serginin etrafında resim sanatında Oryantalist eğilimler üzerine tartışmalar ortaya çıktı.

Sergiyi düzenleyenler konuyla ilgili meselelerin hem batılı hem de Ortadoğulu bakış açısından incelenebilmesini sağlamaya çalıştılar. Arap’lardan, Türk’lerden ve Yahudi’lerden oluşan otuz seçkin bilim insanı ve yazar ayrı ayrı her bir eser üzerine kendi görüşlerini ortaya koydu ve bu yazılar sergilenen eserlerin hemen yanında gösterime sunuldu.

Kaynak: www.tate.org.uk
John Frederick Lewis: 'Sina Dağı çölünde bir yol üstü konaklaması' 1842... Ressamın kendine has sulu boya tekniğindeki gücünün doruklarını ortaya koyan bir eser...
224 sayfadan oluşan şık ve alımlı sergi kataloğunda yer alan dört giriş makalesinden ikisi, Arap kadın yazarlara ait: Suriyeli Rana Kabbani ve Faslı Fatma Mernissi. Kabbani’nin, içinde belirgin bir kızgın ton taşıyan makalesi resimlerin yapıldığı dönemde yani İngiltere'nin askeri ve ekonomik açıdan resimlerde betimlenen yerler ve insanlar üzerinde hükümranlık sürdüğü dönemdeki durumla, modern çağda İngiltere'nin yeniden bir Arap ülkesinin işgal edilmesine ortak olduğu" çağda sergilenmesi arasında bağlantı kuruyor.

Kabbani yine de "bu tabloların pek çoğunun dokunaklı bir şekilde, şu anda tanınmayacak kadar değişime uğramış ya da sonsuza kadar ortadan kaybolmuş yerlerin görsel kaydını tutmayı başarabilmiş eserler" olduğunu kabul ediyor.

Karanlığa ve çıplaklığa karşı Batı’nın yaklaşımı

Mernissi, Seduced by 'Samar', or: how British Orientalist painters learned to stop worrying and love the darkness" (‘Samar’ın Baştan Çıkarması ya da: İngiliz Oryantalist Ressamlar Endişe Etmekten Vazgeçip Karanlığı Sevmeyi Nasıl Öğrendiler) başlıklı makalesinde çok daha bağışlayıcı bir yaklaşım benimsiyor.

Yazarın bakış açısına göre bu sergi “Batı’nın karanlığa karşı yaklaşımı ve İslam’a karşı duyduğu korku arasındaki bağın derinlemesine incelenmesi için olağanüstü bir fırsat” özelliği taşıyor. Mernissi, makalesinin sonuç bölümünde ressamların farklı bir dünyayla karşılaşmalarının “bir çatışmanın değil yaratıcılığın ortaya çıkmasına yol açtığını ve onlardan öğreneceğimiz çok şey olduğunu” dile getiriyor.

Ermeni Lady foto, www.tate.org.uk
John Frederick Lewis: "Ermeni Lady"
Sergiye göz alıcı renklere sahip ve insana çok hoş duygular veren Oryantalist resim örnekleri görmek için gelenler büyük ölçüde düş kırıklığına uğrayacaklar. Sergiyi düzenleyenlerin vurguladıkları bir nokta da, İngiliz oryantalist ressamlar ile diğer bazı ülkelerin ressamları arasında, özellikle Fransa örneğinde olduğu gibi, belirgin bir farklılığın gözleniyor oluşu. John Frederick Lewis, haremden sahneler betimlediği çok sayıdaki talosunda, bazı Fransız meslektaşlarının aksine, hiçbir zaman çıplak bir kadın resmetmemişti.

Tromans "Odalık ikonografisi – Türk odalığını kendisini efendisine sergileyişindeki serbestlik ve açıklıkla izleyiciye sergileme tutumu gibi – neredeyse tamamen Fransız kaynaklı bir yaklaşıma sahiptir" görüşünü aktarıyor. Bu odalıkları betimleme anlayışı özellikle de Jean-Auguste-Dominique Ingres’nin The Turkish Bath (Türk Hamamı) isimli, içinde çok sayıda ve tahrik edici bir biçimde resmedilmiş çıplak kadın bulunan tablosunda belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor.

Gaddarlığın ve erotizmin bileşimi

Britanyalı ve Fransız oryantalist ressamlarının yaklaşımlarındaki farklılığı vurgulamanın bir yolu olarak Fransız ressam Jean-Auguste-Dominique Ingres’nin For sale: Slaves at Cairo (Satılık: Kahire’de Köleler) isimli tablosu İskoç ressam William Allan’ın The Slave Market, Constantinople (Köle Pazarı, İstanbul) isimli tablosunun yakınına yerleştirilmiş.

Gérôme’un köle pazarı tablolarındaki özellikleri yansıtan, kölelerden birini çıplak, uzun koyu renk saçları göğüslerinin arasından aşağıya doğru uzanır halde ve diğerlerini de vücutlarının büyük kısmı açıkta kalacak şekilde giyinik resmeden 'For sale: Slaves at Cairo' ile ile erotizmi bir araya getirmeyi başarıyor. Kaynak: www.tate.org.uk
William Allans: Köle Pazarı, İstanbul 1838, National Gallery of Scotland


Allan'ın Türk köle tacirlerini at üstünde, esir alınmış bir Yunan ailesinden bir kadını ayırırken resmettiği tablosunda yer alan melodramatik anlayışın Gérôme’un tablolarındaki şehvet düşkünü anlayışla hiçbir ortak yanı bulunmuyor.

Eğer Oryantalist resim anlayışı üzerine sürdürülen geniş ölçekli tartışmalar, sergiye gelen ziyaretçilerle sergilenen tablolar arasında görünmeyen bir ekran gibi, görüşü etkileyen şekilde bir işlev görürse çok yazık olur.

Sergiyi zayaret edenler arasında bulunan Asya asıllı İngiliz Müslüman köşe yazarı Yasmin Ablihai-Brown, bütün önyargıları alt üst olmuş olanlardan biri. Köşe yazarı olduğu The Independent gazetesindeki yazısında sergiye, sergide eserleri gösterilen ressamların güzellik aracılığıyla bağışlanamaz gerçeği, onların orada gayri meşru emperyal imtiyazın destekçileri olarak bulunduklarını inkâr edecekleri öngörüsünden dolayı nefret duymaya hazırlıklı olarak gittiğini belirtiyor.

Yazar bütün bunların aksine şunları ifade ediyor: "Bütün beklentilerim, beyaz, Hıristiyan, yüksek sınıfa ait insanların yaptıkları her farklı tabloya bakışımın ardından ortadan kayoldu. Tabloların pek çoğu benim gözüme bu ressamların Ortadoğu'ya karşı duydukları sevginin, onların gizli acıları ve isteklerinin, mantıklarıyla duygularının çatışmasının, Antony ile Cleopatra arasındaki çatışmanın dillendirilmemiş ifadeleri gibi göründü."


Susannah Tarbush

© Qantara.de 2008

İngilizceden çeviren Erkan Erginci