16.12.2010Film: "Taqwacore: The Birth of Punk Islam"İslamcı punkların hikâyesi

İslamcılık, punk, başkaldırı, kültürler çatışması: Hepsi de bir "yol" filmi olarak çekilen "Taqwacore: The Birth of Punk Islam" filminde. Belgesel film dalında çeşitli ödüller kazanan Taqwacore'u Mathias Bölinger izledi.

Taqwacore/ foto Omar MAjeed/ DW
Michael Muhammad Knight: "Cool bir İslam var, onu bulmak gerekiyor sadece. İnsanın pek çok şeyi aşması gerekiyor ama öyle bir İslam var."
"Ben İslamcıyım, ben Deccalim" diye şarkı söylüyorlar. Belgesel Film Festivali "Dok Leipzig"de gösterilen "Taqwacore – The Birth of Punk Islam" filminde anlatılan punk grubu, kendini İslamcı olarak tanımlıyor. Bu tanımın ötesinde bir başkaldırı olamaz aslında. "Bizi anlamak isteyen herkes, şu kültürler çatışması denen mücadelenin ortasında her iki tarafa da orta parmağımızı gösterdiğimizi görecektir,” diyor Taqwacore’un kurucusu Michael Muhammad Knight.

İrlandalı Katolik bir aileden gelen Knight, 16 yaşında Suudi tarzı fundamentalist İslamı seçmiş, sonra bir noktada punkla buluşmuş. Şimdi hem İslamcı hem punk olduğunu söylüyor. "Cool bir İslam var, onu bulmak gerekiyor sadece. İnsanın pek çok şeyi aşması gerekiyor ama öyle bir İslam var."

Akşamları rock mahzeni, sabahları seccade

Taqwacores (Arapça "taqwa" (takva), yani dindar ile İngilizce "hardcore" (keskin) sözcüklerinden oluşuyor) Boston'da bir araya gelen Müslüman punk grubun adı. Grup üyeleri akşamları mahzenlerdeki barlarda rock yapıyor, sabah saat beşte ise hepsi namaza duruyor. Yüksek tempolu bu filmde, yaşadıkları ikilemi olabildiğince radikal yoldan çözen gençler, etkileyici görüntüler eşliğinde anlatılıyor.

Pakistan'da bir konser, foto Omar majeed/ DW
Taqwacores (Arapça "taqwa" (takva), ve İngilizce "hardcore" sözcüklerinden oluşuyor) Boston'da bir araya gelen Müslüman punk grubun adı. Grup üyeleri akşamları mahzenlerdeki barlarda rock yapıyor, sabah saat beşte ise hepsi namaza duruyor
Gençlerin kendini göstermeye pek eğilimli olması, filmin Pakistan kökenli Kanadalı yönetmeni Omar Majeed’in işine gelmiş belli ki. Döküntü yeşil bir otobüsle ülkeyi turlayan grup, gösterilen ilginin tadını çıkarıyor. Tabii arada bir kışkırtıcı laflar etmek de işin bir parçası. Örneğin araba tamircisini motoru doğru düzgün tamir etmesi için uyaran grup üyelerinden biri şöyle diyor: “Motorun biz istemeden önce patlamasını istemeyiz.”

"Kadın şarkıcı yok"

Turun doruk noktası Amerikalı Müslümanların en büyük buluşması olan Chicago’daki İslam Toplantısı. Orada genç Müslüman sanatçılara ayrılmış bir sahne var. Fakat Müslüman punklar sahneye çıktığında izleyiciler, özellikle de başörtülü genç kızlar grup hakkında ne düşüneceklerini tam kestiremiyorlar, gösteriyi beğenip beğenmemekte kararsızlar. Tedbiri elden bırakmadan müziğin ritmine göre sallanmaya başlıyorlar sonunda.

Ama sonra bir de Pakistanlı-Kanadalı "drag king" Sena Hussain, erkek kılığına girmiş bir kadın, sahneye çıkınca gösteri sona eriyor. Tertip komitesi konseri iptal ederek izleyicileri vicdan çatışmasından kurtarıyor. Oysa konferansta, şiddet çağrısında bulunmadığı sürece İslamın her tür biçiminin kabul edilebilir olduğu tumturaklı bir biçimde ilan edilmişti. Ama toplantı organizatörünün söyledikleri bambaşka. Organizatör kadınlardan biri, "Ben onlara dedim ki: Kadın şarkıcı yok, dans yok. Gösterinin İslama uygun olması gerekiyor" sözleriyle açıklıyor gösteri yasağını. "Kadınların şarkı söylemesinin yasak olması benim görüşüm değil, politikamız böyle."

 foto Omar Majeed/ DW
Döküntü yeşil bir otobüsle ülkeyi turlayan grup, gösterilen ilginin tadını çıkarıyor. Tabii arada bir kışkırtıcı laflar etmek de işin bir parçası.
Sufi tekkesinde benlik keşfi

Tabii sonra bir gitar da parçalanıyor, o hengâme içinde değilse de, kongre merkezinin önündeki asfaltta özenle paramparça ediliyor. Punk hikâyesi bu şekilde bitirilseydi mükemmel olurdu aslında. Ama sonra filmin kahramanları Batı ile İslam çatışmasının odağına gitmeden duramıyorlar. Kalkıp Pakistan’a gidiyorlar, bir Sufi tekkesini ziyaret ediyorlar ve müzik ile İslam'ın bir şekilde birbirine uyduğunu tespit ediyorlar. Kendini kırbaçlama törenlerine katılıyorlar ve birkaç haftayı esrar çekerek geçiriyorlar. Bir tek konser ayarlama işi yolunda gitmiyor. Filmin ilk yarısındaki tempo bu kısımda düşüyor. İsyankâr gençler düşüncelere dalıyorlar ve aniden anlaşılıyor ki, tüm kültürler arasında durmak o kadar da eğlenceli bir şey değil.

Âsilerin kendine güveni sarsılıyor, provokasyon konusunda da daha bir dikkatliler. Sonunda bir konser vermeyi başarıyorlar ve yoksul cübbeli gençlerle büyük kentin sosyetik gençlerinin bir şekilde bir araya gelip çılgınlar gibi eğlenmesini sağlıyorlar. ABD konserlerindeki gibi dini konularda kışkırtıcı laflar etmiyorlar tabii. Bunun yerine sahnede George W. Bush'a verip veriştiriyorlar, ki Pakistan’da kışkırtıcı bir tarafı yok bunun. Ne de olsa en güzeli, insanın kendi yurdunda isyan bayrağını açması.

Mathias Bölinger

© Deutsche Welle 2010

Almancadan çeviren: Zehra Aksu Yılmazer

Editör: Hülya Sancak/ Qantara.de 2010