16.02.2008Hollanda'da İslam eleştirisi"İslam korkusuyla oynanan oyun"

Sağcı-popülist Geert Wilders'in, Kuran hakkında bir film yapma isteğini dile getirmesi Hollanda'da huzursuzluğa yol açtı. Yayıncı Geert Mak ortamın çok gergin olmasına rağmen, yeni bir karikatür krizinin doğma tehlikesinin bulunmadığını düşünüyor. Maak'la Daniel Bax söyleşti


Gert Maak, Theo van Gogh Cinayeti adlı kitabında Hollanda'daki İslamofobi histerisini inceliyor.
Sayın Mak, Sağcı popülist Geert Wilders, Kuran hakkında, İslamı eleştiren bir film yapacağını açıklayarak, haftalardır tüm Hollanda’da gündemi işgal ediyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Geert Mak: Sanırım, bu film henüz ortada yok. Ancak bu film hakkındaki tartışma bile şimdiden havayı bozdu ve bir korku atmosferi yarattı; Müslümanlardan bir tehlike geleceği duygusunu doğurdu. Wilders böylelikle hedefine; 'yabancılardan korkulan (xnephobia) bir ruh hali'ne şimdiden ulaşmış bulunuyor.

Başbakan Balkenende, karikatür tartışmasındaki gibi bir krizin doğabileceği uyarısında bulunuyor. Haklı mı?

Mak: Bu çok kötü bir tepkiydi. Duruma hâkim olduğunu göstermeliydi. Geert Wilders’in başarısı Hollanda politikasındaki vizyon ve yönetim gücü eksikliğiyle paralel gidiyor.

Geert Wilders kimdir?

Mak: Güvenilmez bir adamdır: Tipik bir sağcı popülist değildir, daha çok Amerikan neocon'larından (yeni muhafazakârlar) esinlenmiştir. Tamamen İslam’a odaklanmıştır; bu arada din karşıtı hırsında da dinsel birtakım etkiler bulunmaktadır. Onu düşündüğümde, yüksek bir binanın tepesinde duran ve aşağıdaki büyük bir kalabalığın kendisine ‘atla, atla’ diye bağırdığı bir adam canlanıyor gözlerimin önünde. Hayali Kuran filmiyle, kendini bir adım atma zorunluluğu içine soktu: Şimdi ortaya bir şey koyması gerekiyor.

Geert Wilders ya da Rita Verdonk gibi, İslam’a karşı savaş açan politikacılar Hollanda’da başarılı oluyorlar. Bunun sebebi nedir?


Geert Wilders; tipik bir sağcı popülist değil, daha çok Amerikan neocon'larından (yeni muhafazakârlar) esinlenmiş, tamamen İslam'a odaklanmış.
Mak: Evet, bu politikacılar seçmenlerin yaklaşık %20’sinin oylarını toplayabiliyorlar. Şimdi tıpkı Belçika, Fransa, Avusturya ve Almanya’da olduğu gibi, muhafazakâr bir kanadımız var. Buna alışmamız gerekiyor. Amsterdam, Rotterdam ve Den Haag gibi büyük şehirlerde, politikanın kendilerini ortada bıraktığı duygusunu taşıyan birçok insan yaşıyor. Şimdi, uzunca bir süredir her şeyin bir biçimde iyi gideceğine inanmış olmanın bedelini ödüyoruz. Sorun, bununla nasıl başa çıkacağımızdır.

Durum nasıl görünüyor?

Mak: Bu noktada ben yine kötümserim. Geert Wilders’in başarısı, ülkemizdeki medya ortamıyla çok ilgili. Şu sıralar tüm gazeteler derin bir bunalım yaşıyorlar, çünkü burada şimdi çok okunan ve parasız dağıtılan dört gazete bulunuyor. Böyle bir durumda, dikkat çekici olmayı vaat eden ne varsa, gazeteciler onun üstüne atlıyorlar. Wilders iki hafta boyunca provokatif bir alıntı yapmak için iyi bir malzeme oluşturdu. Bu karışım çok tehlikelidir.

Geert Wilders yeni bir Pim Fortyn olma yolunda mı?

Mak: Hayır, kendisi çok istese bile olamaz. Zaten genel olarak aynı formata sahip değiller. Pim Fortuyn aslında hayal kırıklığına uğramış bir sosyal demokrattı. Wilders ise sadece tipik bir korku taciri, bir azınlığın korkularını dile getiren biri.

Hollanda bir yıldan beri bir koalisyon tarafından yönetiliyor. Daha önceki sağcı koalisyon katı bir yabancılar politikası yürütüyordu. Şimdi değişen nedir?

Mak: Yasalarımız hâlâ çok katı. Ancak, entegrasyon bakanımız Rita Verdonk’un yürüttüğü politika düpedüz insanlık dışıydı: Aileler birbirinden ayrılmış ve insanlar kendilerini ölüm tehlikesinin tehdit ettiği ülkelere geri gönderilmişti. Verdonk’un bakanlık yaptığı süre içinde Hollanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iki üç kere mahkûm edildi; daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı!

Son hükümet, Rita Verdonk yüzünden dağıldı; kendisi şimdi yeni bir sağcı parti kurdu. O zamandan beri politik iklim nasıl değişti?

Mak: Şimdi hiç olmazsa; 2002 yılında Pim Fortuyn’un ve 2004 yılında Theo van Gogh’un öldürülmesinden sonra yükselen egemen olan panik havası artık yok. Leon de Winter gibi insanlar o zamanlar, tüm toplumun felç olacağı ve yüzbinlerce Müslüman’ın, tüm entelektüellerimizi öldürmek için pusuya yatacakları izlenimini yaymışlardı. Leon de Winter Hollanda’yı, düşmanlar tarafından kuşatılmış ikinci bir İsrail gibi göstermişti.


Ayaan Hirsi Ali, Avrupa Birliği'nin kendisini İslamcılara karşı korumasını istiyor
Bu tartışmada Ayaan Hirsi Ali nasıl bir rol oynadı?

Mak: Ayaan Hirsi Ali de, her şeyi İslam’ın üstüne atarak, bu histeriye kendince bir katkıda bulundu. Elbette bu olanlarda dinin bir rolü var. Ancak entegrasyon bir politika, ekonomik katılım, eğitim sorunudur. Bu arada tartışma daha çok bu tür sorunlar üzerinde yoğunlaştı. Aynı zamanda entelektüeller arasında teolojik bir tartışma da yapılıyordu. Hollandalılar bu tür tartışmaları severler; sonunda yine pratik çözümlere varılır.

Ayaan Hirsi Ali şimdi ABD’de yaşıyor ve neo-con bir düşünce kuruluşunda çalışıyor. Kısa bir süre önce Hollanda’nın yeniden onu koruma sözü vermesi gerekip gerekmediğine dair bir tartışma başladı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Mak: Hollanda hükümeti, onu yurtdışında koruma sözü veremediği için haklıdır. Yine de hükümetin tavrı çok aptalcaydı. Çünkü Hirsi Ali gerçekten tehdit ediliyor. Birçok noktada ondan farklı düşünüyorum. Ama, düşüncelerini özgürce dile getirebilmesi ve başına bir şey gelmemesi çok önemlidir. Bu açıdan bizim üstümüze de belirli bir sorumluluk düşüyor. Bu yüzden, bu konuda derhal bir çözüm bulması için Hollanda hükümeti üzerinde baskı oluşturmak isteyen bir yazarlar inisiyatifine katıldım. Çünkü günümüzdeki durum çok riskli.

Levy ve Glucksmann gibi Fransız entelektüelleri, Hirsi Ali’nin ülkelerinin onursal vatandaşlığına alınması önerisinde bulundular. Böyle bir şey iyi olur muydu?

Mak: Kimileri tüm bu olanları çok romantik ve kahramanca şeyler gibi görüyorlar. Pratikte bir şey değişmeyecektir. Kendisi ABD’de yaşamak istiyor. Kimileri de onun yazdığı tek satırı bile şimdiye kadar eleştirel bir gözle okumamışlardır. Çünkü onun şimdi yaptığı işin, Müslüman kadınların özgürleşmesiyle, eşit haklar kazanmasıyla hiçbir ilgisi yok.

Peki ya neyle ilgisi var?

Mak: Ayaan Hirsi Ali’nin özgürleşmesiyle ilgisi var. Kendisi hangi insanlara ulaşıyor ki? Onun okur kitlesi sadece beyaz, batılı ve Müslüman olmayan kimselerden oluşuyor. Bu arada Müslüman kökenli özgürleşmiş birçok kadın var ve bu kadınlar çok da ilham verici. Ayaan Hirsi Ali yalnızca İslam’a karşı bir savaş sürdürmek isteyenlere esin kaynağı oluyor. Ben şimdiye kadar Hirsi Ali sayesinde gözlerinin açıldığını söyleyen tek bir Müslüman kadına bile rastlamadım.

Bunun sebebi nedir?

Mak: Müslüman kadınların özgürleşmesi konusunda bir yerlere varılmak isteniyorsa, o zaman Türk ya da Arap medyasıyla konuşulmalı, kongrelere katılınmalı ya da camilerde hutbeler verilmeli. Vogue dergisi için poz vermek ya da George Bush’la yemeğe çıkmak bunun için yeterli değildir. Hirsi Ali’nin yaptıkları, bana Hans Christian Andersen’in "Kralın Yeni Elbiseleri" masalını anımsatıyor. Bu duruma da çok üzülüyorum, çünkü aslında kendisi çok karizmatik ve zeki bir kadın; Müslümanları yargılamayı bırakıp, onları ikna etmeye çalışsa, çok daha fazla şeye ulaşabilir. Her durumda ben hâlâ böyle davranmasını umuyorum.

Ayaan Ali Hirsi'nin Batı'daki başarısını nasıl açıklıyorsunuz?

Mak: Ayaan Hirsi Ali, İslam’ı çarpık bir imgeye indirgiyor. Kafasında Somali’deki İslam varken, Pakistan’daki, Endonezya’daki, Malezya’daki, Türkiye’deki ya da Fas’taki İslam hakkında konuşuyor. Bu katıksız bir küstahlık. Ayrıca, İslam’da sanatın bulunmadığı, İslam’ın ilkel olduğu gibi şeyler söylüyor. Ne saçmalık! Şimdiye kadar hiç Elhamra’dan, Kurduba’dan söz edildiğini duymamış mı? Asıl sorun, bu söylediklerini duymak isteyen çok fazla insanın varlığıdır.

Söyleşi: Daniel Bax

Almancadan çeviren Mustafa Tüzel

taz 2008

Geert Max: 61 yaşında, tarihçi ve yayıncı; Amsterdam’da yaşıyor. Theo van Gogh’un öldürülmesinden sonra, ülkesindeki politikaya ve medyaya ağır eleştiriler yönelttiği bir kitap yazdı. Bu kitap Almanca’da “Der Mord an Theo van Gogh. "Geschichte einer moralischen Panik" ("Theo van Gogh Cinayeti. Ahlaki Bir Paniğin Öyküsü") adıyla yayımlandı (Suhrkamp, 2005). En yeni kitabı “Die Brücke von Istanbul” [İstanbul Köprüsü], (Pantheon, 2007), Haliç’teki Galata Köprüsü’nü anlatıyor.